Başsavcı'nın çantasındakiler

   'devlet sırrı' mı?

Başsavcı'nın çantasındakiler
   'devlet sırrı' mı?
Muzaffer Özkurt
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen kazada, İstanbul DGM Başsavcısı ile pek çok suça adı karışan ve hakkında tutuklama kararı olan Melik Giray arasındaki ilişki gözler önüne serildi. Giray içerisinde tehdit, darp, adam kaçırma bulunan pek çok suçtan dolayı tutuklanmıştı. Giray ayrıca, Bayrampaşa başta olmak üzere pek çok cezaevine de kuru gıda satıyordu. Bu konuda görüştüğümüz Tüm Yargı-Sen Genel Başkanı Tekin Yıldız, Çakır ve Giray'ın içinde bulunduğu arabanın kaza yapması sonucu ortaya çıkan karanlık ilişkilerin bir "tesadüf" olarak görünmediğini söyledi.
Mafya üzerine biz gittik!
Yıldız, yıllardır cezaevi ve yargıda mafya bağlantıların üzerine kendilerinin gittiğini belirterek, bundan dolayı mafyanın hedefine koyulduklarını, tehdit edildiklerini ve silahlı saldırılara uğradıklarını ifade etti. "Devletin herhalde mafyayla uğraşacak gücü yok!" diyen Yıldız, bir yargı mensubunun kirli işlerle uğraşan biri ile aynı arabada yolculuk yapmasının utanç verici olduğunu söyledi. 5 milyon lira rüşvet alan bir memurun intihara sürükleyecek kadar sıkıştırıldığına dikkat çeken Yıldız, Türkiye'de az değil de çok rüşvet alanların el üstünde tutulduğunu vuruladı. Malki davasının tutuklu sanığı Erol Evcil ile Alaattin Çakıcı'nın yargılandığı İstanbul DGM'ye Oktar Çakır'ın atanmasının bir tesadüf olduğuna inanmadıklarını ifade eden Yıldız, "Acaba bu kişiler yargılanmadan önce mi Çakır'ın atanması kararlaştırıldı?" dedi.
Adalet Bakanlığı'na çağrı
Kazada yaşamını yitiren Melik Giray'ın 1999'da Bayrampaşa ve birçok cezaevine et ve kuru gıda verdiğini hatırlatan Yıldız, bu yıl içinde de kuru gıda verdiğini dile getirdi. 1999 yılında Giray'ın işyerinin Eyüp'te bulunduğunu ve aynı dönem Çakır'ın da Eyüp'te görev yaptığını söyleyen Yıldız, "İlişkilerinin eskiye dayandığını Çakır da ifadelerinde söyledi" dedi. Yıldız, kaza sırasında Çakır'ın yanından ayırmadığı iki çantada ne olduğunun kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade ederek, "Bu çantalarda ne var? Esrar mı, eroin mi? Belki de Türkiye için çok önemli şeyler var bunlarda" diye konuştu. Yıldız, Adalet Bakanlığı'nın bu konuya gerekli önemi göstermesi gerektiğini belirterek, derin bir temizlik yapılması gerektiğini söyledi. Kamuoyunun gösterdiği duyarlılığı Adalet Bakanlığı'nın da göstermesi gerektiğini anlatan Yıldız, "Biz yargıyı olumsuz ve şaibeli hale getiren bu tür olayların peşini bırakmayacağız" dedi.
Soruşturma başlatıldı
Kaza üzerine Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı soruşturma başlattı. Soruşturma izni Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk yerine vekâlet eden Hüsamettin Özkan tarafından verildi. Ankara Trafik Hastanesi'nde tedavi olan Başsavcı Çakır, sağlık durumu düzeldikten sonra Adalet Bakanlığı müfettişlerine ifade verecek. Soruşturma sırasında "Çakır'ın neden makam aracıyla Ankara'ya gelmediği?", "Giray ile Çakır arasında nasıl bir ilişki bulunduğu?", "Çakır'ın İstanbul'dan ayrılırken Adalet Bakanlığı'ndan neden izin almadığı?" ve "Giray'ın cezaevi gıda ihalelerini kazanmasında Çakır'ın bir rolü olup olmadığı?" sorularına yanıt aranacak.
Çakır'ın ilk ifadesi
Kazadan yaralı olarak kurtulan Çakır, verdiği ilk ifadede, DGM Başsavcısı olarak atanmasının ardından Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerine teşekkür etmek için Ankara'ya gittiğini belirtti. Çakır'ın kazadan yarım saat önce HSYK Başkan Vekili Engin Doğu'yu arayarak "Kızılcahamam'ı geçtik, yarım saat sonra orada olacağım" dediği ileri sürüldü. Öte yandan, kazada hayatını kaybeden Melik Giray'ın Ankara'ya et ihalesi ile ilgili işlerini bakanlıktan takip etmek için gittiği belirlendi. Giray'ın bu yolculuğa Çakır'la birlikte çıkması ise karanlık ilişkilerin olduğu yönünde soruların akla gelmesine neden oluyor.
Oktar Çakır, taburcu oldu. Çakır, taburcu edilirken ambulans hastanenin kapısına yanaştırıldı. Çakır'ın ambulansa bindirilişi sırasında görevlilerle gazeteciler arasında bir tartışma yaşandı. Başsavcı Çakır, gazetecilerin "kaza yaptığı otomobilin sahibi Melik Giray'la ilişkisi ve bu konudaki iddialara ilişkin" sorularını yanıtsız bıraktı. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Balkan, Çakır'ın sağlık durumunun iyi olduğunu, İstanbul'daki evinde dinleneceğini bildirdi. Başsavcı Çakır, ambulansla Esenboğa Havalimanı'na götürüldü. Çakır'ın uçakla İstanbul'a geleceği öğrenildi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Gazi'de 'gerekçeli' öldüler
Beyda Yıldız
Gazi davasının gerekçeli kararı açıklandı. Kararda, 12 Mart 1995 günü Alevi dedesi Halil Kaya'nın öldürülmesi ile başlayan olaylarda, halkın, tepkisini 'demokratik kurallar çerçevesinde göstermediği' öne sürülüyor. Halkın, mermiye karşılık taş kullanması ise ısrarla eleştiriliyor. Davanın müdahil avukatları, dün Yargıtay'a başvurarak 30 sayfalık bir temyiz dilekçesi verdiler. İstanbul Gaziosmanpaşa'da 12-13 Mart 1995 tarihinde meydana gelen ve 17 kişinin ölümü yüzlercesinin de yaralanması ile sonuçlanan olaylara ilişkin açılan ve kamuoyunda "Gazi davası" olarak bilinen davanın gerekçeli kararı açıklandı.
20 sanıklı davanın gerekçeli kararın 18 sayfalık metni, olay ve iddia, sanık polislerin savunmaları, deliller, delillerin tartışılması, gerekçe ve hüküm başlıklı altı ayrı bölümden oluşuyor.
Kırmızı kaşkol, kırmızı bant!
12 Mart 1995 günü saat 20.45 sularında, Doğu Kıraathanesi'nin taranması sonucu Halil Kaya'nın öldürülmesi ile birlikte başlayan 'olayların' anlatıldığı kararda, halkın doğal tepkisinin "yasadışı örgüt mensupları" tarafından yönlendirildiği iddiası sıkça yineleniyor. Kaya'nın ölümü sonucu Gazi Karakolu'na doğru yürüyüşe geçen kitle içinde 'kırmızı kaşkol ve kırmızı bant' taşıyanlar olmasının açıkça suç olarak nitelendirildiği kararda, halkın 'kışkırtıldığı' vurgusu da sık sık yapılıyor. Saat 21.00-22.00 sularında karakola yürüyen halk için şöyle deniyor: "Kitlenin çıkardığı yangını söndürmek için harekete geçen ve ilerleyen panzerlere, halkın taş, sopa, ağaç parçası, demir gibi maddelerle saldırdığı emniyet görevlilerinin gece olması nedeniyle panikledikleri, silah sıkarak geriye çekildikleri, birbirlerini çiğnedikleri, bir süre önde polis panzerleri, onun arkasında görevli memurlar, karşısında topluluk olduğu halde beklemeye başladıkları..."
Albayrak ve Gündoğan ateş etti
Saat 04.30 sularında Mehmet Gündüz'ü öldüren panzerciler de açıkça korunuyor. Asıl ateşin panzer içinden değil, hemen arkasında bulunan çevik kuvvet polislerince faili belli olmayacak şekilde açıldığı ve Mühmet Gündüz'ün öldüğü belirtiliyor. Sabah saatlerinde, 'polisin ikazlarına rağmen' dağılmayan kitlenin polislere taş atması, bazı polislerin yaralanması ve 'polislerin panik olması' anlatılıyor. Sanık polis Adem Albayrak'ın MP-5 marka otomatik tabanca ile taş atan topluluğun üzerine ateş açtığı ve bu ateş sonucu, Fevzi Tunç, Delik Sevinç, Reis Kopal ve Sezgin Engin'in öldüğü; yine sanık polis Mehmet Gündoğan'ın, kitlenin arasında bulunan Mümtaz Kaya ve Zeynep Poyraz'a etkili mesafeden ateş ettiği belirtiliyor.
Halk suçlu bulundu
Karar metni şöyle devam ediyor; "Emniyet görevlisi memurlara taş, sopa, demir parçası, tuğla, molotofkokteyli gibi yoğun sağanak şekilde atışlarla saldırmışlardır. Hayatın olağan akışı içinde, isteği olmayan bu kimselerin, bu şekilde yoğun kontrol altına alınmış bir yere gitmesi mümkün değil; tam aksine uzak dururlar. Bu nedenle, toplanan insanlar, bu arada maktüller, isteyerek olay yerine gelmişlerdir. Maktüllerden bir kısmının taş atmaması, saldırıda bulunmaması, sanıkların durumunu ağırlaştırmaz."
Tüm bu nedenlerden dolayı sanık polis Adem Albayrak'ın, maktüller Dilek Sevinç, Reis Kopal, Sezgin Engin ve Fevzi Tunç'u, diğer sanık polis Mehmet Gündoğan'ın Zeynep Poyraz ve Mümtaz Kaya'yı öldürmekten suçlu bulunduğu belirtiliyor. Mehmet Gündüz'ün ölmesine neden olan panzerde görevli sanık polisler, Hamdi Özata, Hasan Yavuz, İsa Bostan, Süleyman Memişçi, Sedat Özenir, Hayrullah Şişman, Ali Doğan, Metin Çakmaz'ın ise panzer içinden ateş etmedikleri ve haklarında 'inandırıcı' delil bulunmadığı, ateşin panzer arkasında bulunan çevik kuvvet polislerince açıldığı ve panzercilerin beraatlerine karar verildiği kaydediliyor. Yine sanık polisler Yakup Murat, İbrahim Serdar, Orhan Durmuş, Mehmet Türk, Mustafa Keleş, Uğur Turan, Ahmet Türkmen, Selçuk Biçer, Ali Ulutaş ve Yetkin Korkut hakkında ise kesin ve inandırıcı delil bulunamadığından beraatlerine karar verildiği açıklanıyor.
Temyiz başvurusu
Gazi Davası Komisyonu avukatları dün kararı temyiz ettiler. Yargıtay'a 30 sayfalık bir temyiz dilekçesi veren avukatlar, mahkeme sürecini eleştiriyorlar ve verilen cezaların az olduğuna vurgu yapıyorlar.
www.evrensel.net