Af talebine devlet yanıtı: Sürgün

Çanakkale Cezaevi'nde önceki gün arama bahanesiyle operasyon yapılarak bazı tutukluların çeşitli hapishanelere gönderilmek üzere koğuşlardan alınması, tutuklular tarafından kınandı.

Tutukluların af talebine devlet yanıtı:
    Sürgün
Çanakkale Cezaevi'nde önceki gün arama bahanesiyle operasyon yapılarak bazı tutukluların çeşitli hapishanelere gönderilmek üzere koğuşlardan alınması, tutuklular tarafından kınandı. Hapishanedeki tutuklu ve hükümlüler tarafından yapılan açıklamada, 'arama' gerekçesiyle otomatik silahlar, gaz bombaları ve yangın tüpleriyle koğuşları kuşatan askerlerin 17 kişiyi döverek götürdükleri, aynı saatlerde Başsavcı Abdükkadir İlhan'la görüştürülmek üzere çağrılan koğuş temsilcilerinin de idarede dövülerek ring araçlarına bildirildiği ifade edildi. Başka hapishanelere gönderilen 17 tutuklunun, af yasasının geciktirilmesini protesto etmek için 28 günlük açlık grevine katılanlar olduğuna dikkat çekilen açıklamada, "Biz demokratik bir eylemle hükümete ve kamuoyuna sesimizi duyurmuştuk. Bu süre içerisinde ve sonrasında hapishanenin tek bir çivisine dokunmamıştık. Devlet hak arama eylemimize tahammül edemedi. Eylemimiz süresince ve sonrasında sürekli tehditler alıyorduk" denildi.
Olayların sorumlusu devlet
Aldıkları tehditlerin operasyon olarak gerçeğe dönüştüğünü anlatan tutuklular, operasyon sonrası hapishanede hiçbir işleyiş kalmadığını, sayım alınmadığını ve idari işlemlerin yapılmadığını aktardılar. Çanakkale Cezaevi'ndeki tutuklular, haklarını istediklerini ancak saldırıya uğradıklarını bildirerek, bundan sonra gelişecek her olaydan devletin sorumlu olacağının altını çizdiler. "Sürgün edilen arkadaşlarımız geri gelene kadar hapishane normale dönmeyecektir" görüşünü aktaran tutuklular, Başsavcı Abdülkadir İlhan ile Alay Komutanı Kamil Çil'i kınayarak, tüm kamuoyunu kendilerine destek vermeye çağırdılar.
Çanakkale Cezaevi'nden alınıp başka hapishanelere gönderilen tutuklulardan isimleri tespit edilenler şunlar: Bilgihan Arapgirli, Cengiz Özcan, Sabahattin Bardak, Ali Yıldız, Şükrü Yakışıklı, Ahmet Göçer, Fevzi Orhanyeli, Özkan Kıymıs, Hasan Akdoğan, Erkan Akarcalı, Hikmet Türker ve Volkan Tosun. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Uluslararası Avrupa Birliği Şûrası başladı
Türkiye'nin AB'ye aday üyeliğiyle birlikte başlatılan uyum çalışmaları kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığı'nca "AB'ye Giriş Sürecinde Dini Hayat" ana başlığı altında düzenlenen "Uluslararası Avrupa Birliği Şûrası" dün başladı. 25'i yurtdışından 150 bilim adamının tartışmalarıyla katılacağı şûranın açılışında konuşan Başbakan Bülent Ecevit, bu organizasyondan ötürü Diyanet İşleri Başkanlığı'na teşekkür ederek sözlerine başladı.
Ecevit: 'Laiklik önümüzü açtı'
Başbakan Ecevit, The Marmara Oteli'nde düzenlenen "Uluslararası Avrupa Birliği Şûrası"nın açılışında yaptığı konuşmada, Türklerin yaklaşık 600 yıldır Avrupa'nın etkin bir unsuru olduğunu ifade ederek, Avrupa'nın büyük bir bölümünün yüzlerce yıl Osmanlı Türk egemenliğinde yaşadığını hatırlattı. Ecevit, Osmanlı egemenliğindeki bütün toplumların kendi dinlerine, mezheplerine ve dillerine hiçbir baskı altında kalmaksızın sahip çıktıklarını savunarak, cumhuriyet döneminde ise Türkiye'nin sosyal, siyasal ve kültürel yapısında yer alan köklü değişikliklerin, Avrupa ile bütünlüğe daha çok derinlik ve kurumsal boyut kazandırdığını söyledi. Ecevit, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Cumhuriyet Türkiyesi, Avrupa Konseyi'nde üyedir. Avrupa Birliği'nin ortak üyesidir. NATO üyesi olarak Avrupa'nın güvenliğine büyük katkılarda bulunmuştur. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ilişkisi kurmuştur. 20. yüzyıl sona ererken de tam üyelik yolunda, ileri bir adım atarak, Avrupa Birliği üyeliğine aday olmuştur. Türk ulusunun Avrupalılığı, coğrafi açıdan da, tarihsel açıdan da, kültürel açıdan da yadsınamaz."
Avrupa ile Asya'nın bütünleşme sürecinde, Türk ulusunun karma kimliği ve konumunun özel bir önem kazandığını ifade eden Ecevit, Türkiye'nin, tüm dünyayı ve uygarlığı etkileyen bu sürecin anahtar ülkesi durumunda olduğunu belirtti.
Ecevit, şöyle devam etti: "Bu gerçeklere karşın, Avrupa'da kimi çevrelerin hâlâ Avrupalı kimliğimizi tartışmaları ilginç bir aymazlık örneğidir. Kanımca bunun iki nedeni vardır. Nedenlerden biri ırkçılığın Avrupa'da hâlâ önemli bir etken olmasıdır. Biri de Avrupa Birliği'ni, bir Hıristiyan kulübü olarak görme eğiliminin hâlâ etkisini bir ölçüde sürdürmesidir. Son yıllarda yapılan kamuoyu yoklamaları, Batı Avrupalıların 3'te 2'sinin ırkçı olduğunu göstermiştir. Oysa Türklerde ırkçı ayrımcılığı kavramı yoktur ve olamazdı."
Konuşmasında Atatürkçülüğe ve laikliğe de özel vurgu yapan Ecevit, "Laiklik, dinle devlet yönetiminin birbirinden ayrılmasını sağlayarak, ülkemizde demokrasi yolunu açmıştır. Demokrasi yolunun açılması da demokratik Avrupa ülkeleriyle siyasal ilişkilerimize önemli bir boyut eklemiştir. İslam'ın, laiklik ve demokrasiyle bağdaşamayacağı iddialarının geçersizliği Türkiye örneği ile görülmüştür" diye konuştu.
Kutan: 'Standartlara ulaşılmalı'
FP Genel Başkanı Recai Kutan ise, 21. yüzyılın eşiğinde Türkiye'nin, AB'ye adaylık statüsü kazanmasının önemine işaret ederek, bundan sonraki süreçte adaylıktan tam üyeliğe geçiş için hem Türkiye'nin hem de AB'nin karşılıklı yükümlülükleri bulunduğunu söyledi. Türkiye'nin, AB'ye tam üyeliği konusunda Avrupa'da oluşan iç muhalefetin aşılmakta olduğunu belirten Kutan, "Türkiye, AB'nin demokratik standartlarına bir an önce ulaşmalıdır" dedi. Kopenhag Kriterleri'ne uygun sivil bir Anayasa hazırlanması, yerel yönetimlere geniş yetkiler verilmesi, dil, din ve etnik sorunlar konusunda muhakkak surette AB kriterlerine uyulması gerektiğini belirten Kutan, cumhurbaşkanı seçimi konusundaki gazetecilerin sorularını ise yanıtsız bıraktı.
Avrupa Birliği Türkiye-Avrupa Komisyonu Temsilciliği Başkâtibi Neiall Leonard da, AB'nin "Hıristiyan kulübü" olarak tanımlanmasının yanlış olduğunu belirtti. "Özellikle din ve devlet arasındaki ilişki, her bir üye devletin karar vermesi gereken bir konudur. Bu, Batı Avrupa'da devlet ve din arasındaki ilişki konusunda genel bir konsensus bulunmadığı anlamına gelmez" diyen Leonard, Türkiye'de, dini toplumlardaki azınlık haklarında nispeten iyi sonuçlar alındığını ileri sürdü.
www.evrensel.net