Nükleer ölüm 14 yaşında

Bugün Çernobil nükleer kazasının on dördüncü yılı. Milyonlarca insanı etkileyen kazanın sonuçları dehşet boyutunda. Kazanın Türkiye'deki etkileri de yıllarca kamuoyundan saklandı. Bilim adamlarının bu konuda araştırma yapmaları yasaklandı.

Nükleer ölüm 14 yaşında
Ebru Ilgaz
26 Nisan 1986'da Ukrayna'da Kiev yakınındaki Çernobil Nükleer Santrali'nin reaktörlerinden bir tanesinin infilak etmesi dünyanın en büyük nükleer kazasına neden oldu. Dünya kamuoyu, patlamadan iki gün sonra haberdar edildi. Kazada, ABD'nin 2. Dünya Savaşı'nda Hiroşima ve Nagazaki'ye attığı bombaların 200 katı radyasyon çevreye yayıldı. 160 bin kilometrekare alan radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. 9 milyon kişi radyasyondan doğrudan etkilendi. Resmi rakamlara göre 15 bin kişi yaşamını yitirdi.
Bilim adamları kazanın, 50 yıl sonra bile bir çok hastalığa neden olacağını ifade ediyor.
Kuruluş aşamasındaki maliyetlerin yanı sıra işletme aşamasındaki maliyetlerin de çok yüksek olduğu nükleer santrallerlerde yakıt olarak kullanılan uranyum, tüm dünyada sadece elli yıl kullanılabilecek bir rezerve sahip. Üstelik bu hesap, sadece kurulu olan nükleer santraller göz önünde bulundurularak yapılmış.
Bilinenler hasıraltı
Çernobil kazası, Türkiye'yi de çok olumsuz bir şekilde etkiledi. Ancak dönemin hükümeti kazanın etkilerini halktan sakladı, bilimadamlarının bu konuda araştırma yapmasını bile yasakladı. Devlet yetkilileri 14 Mayıs 1986 Radyasyon Güvenliği Komitesi'nin kurulmasına karar verir. Dönemin Dışişleri Bakanlığı tarafından Başbakanlık'a yazılan gizli bir mektupla kurulan Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi'nin (TRGK) ilk Yönetim Kurulu toplantısına bilim adamları çağırılmadı. Kazanın ardından 30 Nisan'dan itibaren Kiev'den esen rüzgârların Türkiye'yi etkileyeceği açıklandı. Bu tarihlerde Türkiye'deki radyasyon doğal seviyesi 12 katına kadar çıktı ve yağan yağmurlarla toprağa karıştı. Yarılama ömürlerini 30 yılda tamamlayan radyoaktif elementlerin karıştığı hayvansal ürünler peynir yapılarak bir kaç ay sonra halka yedirildi. Kaza sonrası konuyla ilgili konuşma yetkisi verilen tek kişi; Endüstri ve Ticaret Bakanı Cahit Aral ise, "Ülkemizin her tarafındaki et, süt, su, balık, sebze ve meyvelerin hepsi tertemizdir. İnsan sağlığına zararlı hiçbir kirlenme mevcut değildir. Dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki Türkiye'de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir" açıklamasını yaptı!..
Radyasyonlu çay lezzetlidir!
Bakanlıklar, Türkiye Atom Enerji Kurumu (TAEK) ve TRGK arasındaki 'çok gizli' yazışmalarda, Karadeniz'deki balık ve diğer deniz ürünlerinin kontrolünün artırılması, dikkatli olunması yazılırken kamuoyu; günde iki kez radyasyon ölçümleri yapıldığı ve herşeyin normal olduğu yalanları ile kandırılmaya devam edildi. 17 Eylül 1986'da Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Doğu Karadeniz'in tüm fındıklarının Fiskobirlik tarafından satın alınacağını, bölgeden dışarı çıkarılmayacağını açıkladı. Fındık üreticisinin tepkisi sonucu yasak kaldırıldı. Milletvekilleri hükümete, fındıklara radyasyon içermiyorsa neden ambargo konduğunu, eğer içeriyorsa ambargonun neden kaldırıldığını, Almanya'dan getirilmesi önerilen radyasyon ölçüm cihazlarının neden reddedildiğini ve ilgili bakanların neden bölgeye gitmediğini sordular. Ancak bu sorular hâlâ yanıtsız. Üstelik soruları soran milletvekillerinin partilerinin hepsi sonraki yıllarda sırayla iktidara geldikleri halde...
Kazadan ancak sekiz ay sonra TAEK, çayda yüksek miktarda radyasyon olduğunu kabul etti. 58 bin ton çayın gömülerek yok edilmesine karar verildi. Bu karar bir yıl sonra Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Radyasyonlu çaylar depolardan çalınarak halka içirildi. Ancak küçük bir bölümü yedi yıl sonra gömülebildi. Bu yıllarda ülkenin 'pek yetkili' yöneticileri kameralar karşısında çaylarını yudumlayarak; "Radyasyon yoktur içebilirsiniz. Hiç şüpheniz olmasın" açıklamalarını yaptılar. Endüstri ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, "Biraz radyasyon iyidir" derken, Başbakan Turgut Özal, radyasyonun çayı daha lezzetli yaptığını söyledi. Aral, Çaykur Rize Genel Müdürlüğü'ne yazdığı (004 sayılı çok gizli mektupta) az miktarda radyasyon içeren çayların kullanılmak üzere paketlenmesini, geri kalan kısmının temiz çaylarla harmanlanmasını, yüksek miktarda radyasyon içerenlerin kullanımına ise 1987 ürününün satışına bağlı olarak belirleneceğini belirtir. Aral, 1992 yılında bir televizyon programında gerçeği şu sözlerle itiraf eder: "Hükümet gerçekten de Çernobil'in Türkiye üzerindeki etkileri konusundaki gerçekleri ve rakamları gizlemiştir." İtiraflar arasında, fındıkların bir kısmının Rusya'ya satılarak Çernobil'in 'intikamının alındığı', bir kısmının da askerlere ve ilkokullara dağıtıldığı da vardır. Kazadan iki ay sonra, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Hamburg Üniversitesi'nden ve ABD'den iki bilim adamını da yanlarına alarak Karadeniz de araştırma yapmaya gittiler. 1987 yılında yaptıkları araştırmaların sonuçlarını Almanya'da açıkladılar. 'Clarke Raporu' adı verilen rapor, inceleme yapılan alandaki serpintinin, bomba serpintisinden iki kat daha yüksek olduğunu ortaya koydu...
www.evrensel.net