Asya'nın giriş kapısı sallandığında...

Türkiye'de yaşanan 17 Ağustos depremi dünya medyasında da ele alınmaya devam ediliyor. Depremin yarattığı tahribat kadar yetkililerin sorumsuzlukları ve özellikle İstanbul'u tehdit eden büyük depremin yarattığı endişe, yabancı gazetecilerin de dikkatini çeken konular...

Asya'nın giriş kapısı sallandığında...
Bill Mc Guire
Ilık bir ağustos gecesi, Türk şehri İzmit yakınlarındaki evinde bir adam uyanıyor. Uyuyamadığından ve susadığından karısını da uyandırıp, balkonda kahve içiyorlar. Birden gürültülü ve yükselen bir gürleme sabahın erken saatlerindeki sakinliği bozuyor. Bina sallanıp sarsıldığından, çift fırlayıp ölmemek için korkuluklardan tutunmak zorunda kalıyor. Ahenksiz ses doruğa ulaşırken, ayaklarının altındaki toprak dalgalar halinde yükseliyor ve düşüyor ve bütün bina öne doğru düşmeye başlıyor. Sonlarının geldiğini düşünen çift, kurtuluşları için dua ediyorlar. Duaları kabul ediliyor, balkon yumuşakça toprağa değiyor ve çiftin atlayıp kurtulmasını sağlıyor. Binayı terk ettikleri anda bina tekrar doğruluyor ve eski haline gelip, birden oyun kağıtları gibi çöküyor ve daha az talihli düzinelerce ailenin ani ölümüne ya da içeride hapsolmasına sebep oluyor.
17 Ağustos sabahı Türkiye'nin kuzey batısında İstanbul'un 100 mil doğusunu vuran, 7.4 olarak kaydedilen korkunç depremdeki görülmemiş sahnelerden sadece birisi yukarıda anlatılan. Saniyeler içinde onbinlerce bina taş yığını haline gelerek ya da önemli derecede tahrip olarak, yaklaşık 20 bin kişiyi öldürdü ve sayısız insanı yaraladı.
Bu deprem 20. yüzyılın 11. en öldürücü depremi idi. Ekonomik olarak da muazzam bir bedel ödendi.
'Sürpriz' olmamalıydı
Deprem sürpriz olmamalıydı, çünkü İzmit çevresi, yerkabuğunun iki plakası arasındaki zayıflığı gösteren sınıra, yani 1600 km uzunluğundaki Kuzey Anadolu fay hattının üzerine oturmaktadır. Bu fay, son yüzyıl boyunca zaman zaman kırılmış ve İstanbul'a doğru ilerleyerek kötü haber veren Richter ölçeğine göre 7'nin üzerinde sekiz adet deprem oluşturmuştur. İzmit depreminden üç ay sonra, hemen hemen bu deprem kadar şiddetli bir deprem Düzce'yi salladı. Böylece İstanbul'un direkt güneyindeki deniz dibindeki kısım hariç, Kuzey Anadolu fayı (KAF)'nın aktif bütün bölümleri yırtılmış oldu. Bu tablo verildiğinde, resmi otoritelerin ve İstanbul nüfusunun bu büyük şehrin güvenliği konusundaki ciddi endişeleri şaşırtıcı olmamalı. İstanbul daha önce büyük depremlerce sarsılmıştı ki bunların sonuncusu 1766 depremidir.
1766'dan beri...Yerbilimciler KAF'ın Marmara Denizi altında kalan 160 kilome
trelik bir kısmının 1766'dan beri stres biriktirdiğini ifade ediyor. Bu stres ise en az geçen yıl İzmit'i yerle bir eden deprem kadar bir deprem oluşturabilecek olan 5.5 metrelik bir yer değiştirmeye neden olacak tetikleme için yeterli. Dolayısıyla önümüzdeki 10 yıllar içinde İstanbul kaçınılmaz olarak büyük bir depreme boyun eğecek. Ancak İstanbul ve buradaki insanlar bunun üstesinden nasıl gelecek? İzmit depreminin alametleri iyi değil. Sürekli sismik tehdit sebebiyle, 7 büyüklüğündeki ve ülkenin kuzeyini sallayan düzenli depremlere dayanacak yapıları sağlayacak bina kanunları yürürlüktedir. Maalesef İzmit deneyimi kanunların yürürlükte olmasının felaketi önlemek için yeterli olmadığını, kanunların uygulanması gerektiğini göstermiştir. İzmit ve çevresindeki yerleşim merkezlerinde binlerce apartman blokları sağlam durması gerekirken, kolaylıkla içindekilerle birlikte moloza dönüşmüştür. Bunun sebeplerinin ortaya çıkması uzun sürmedi. Türk ekonomisi tarafından yönlendirilen son on yılların hızlı bina artışı beraberinde kovboy müteahhitlerin ve metotlarının da artmasını getirdi. Ucuz ve uygun olmayan malzeme kullanılmış, duvar ve döşemeler birbirine yetersiz bağlanmış ve öldürücü bir maliyet indirimi sağlayan inşaat kontrolörlerinin gözleri kör, belki de avuçları biraz yağlanmış. Felaketin sonucunda işçiliklerinin kanıtları kaldığından, sorumsuz müteahhitleri tespit etmek zor olmadı. Moloz yığınlarının ve gövdelerin arasında bazı apartmanlar hemen hiç dokunulmamış olarak, sanki müteahhidin deprem binaları yasalarına baş sallayıp geçmediğine tanıklık edercesine ayakta duruyordu.
Son zamanlarda bir ziyaretim sırasında konuştuğum, İstanbul'un mimar olan eski belediye başkanı adaylarından biri, İstanbul'u oluşturan 2.5 milyon binanın yüzde 80'inin yasadışı ya da uygunsuz inşa edildiğini anlatırken hiç de iyimser değildi. Daha sıkı sismik kuralların dayatılması yeni binaların depreme dayanıklı olmasını sağlasa dahi, beklenen olası depremde eski binaları güvenli kılacak, gereken masraflı tadilatları yapacak ne politik istek ne de para mevcut. Deprem mühendislerinin usanmadan söylediği gibi, insanları öldüren binalar, depremler değil. Bu yüzden "Asya'nın giriş kapısındaki" sakinlerin geleceği umut verici olmaktan uzak görünüyor.
(The Guardian'dan kısaltarak çeviren Tunç Şenel)
www.evrensel.net