Demokrasi garibesi

Demokrasi garibesi

Zorlamalar, tehditler ve "zirveler"le süren cumhurbaşkanlığı seçimi artık bir "demokrasi garibesi"ne dönüştü.

Demokrasi garibesi
HABER ANALİZ - Ayhan Özgür
Az çok demokrasinin olduğu hiçbir ülkede böylesi görülmemiştir. Zorlaya zorlaya, sonunda, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in bile "kafasını karıştırdı"lar.
Ülkenin başbakanı önce kendi ortaklarıyla, sonra Meclis'te milletvekili olan partilerle görüşüp; "cumburbaşkanı seçiminde şu prensiplere özen gösterilmeli" diye konuşuyor. Sonra; yine hiçbir demokratik ülkede olması düşünülmeyecek bir biçimde Genelkurmay'ı bu seçimde aktif bir taraf olarak da ilan ettikten sonra (Bu ara askerlerle de kamuoyuna göstere göstere bir iki görüşme yapılıyor) adeta başbakan "içine kapanıyor". Sadece sayıklar gibi, bir ara "Kafamda iki isim var" gibi laflar geveleyip, sonra konuyla ilgisini tümüyle kesmiş bir havaya giriyor.
Başbakanın bu gizemli tutumu az görülmüş olmalı ki, yardımcısı da "Benim de kafamda iki isim var" deyip o da konuyla ilgisini kesiyor.
Bakanlar, partilerin önde gelenleri, iktidar ve muhalefetin milletvekilleri "Yahu bu ne biçim iştir, kim belirliyor adayları, bu nasıl demokrasi, hani şeffaflık vardı, hani her şey tartışılacaktı; bu tarzın demokrasiyle yönetilen ülkelerde bir tek örneği var mıdır" demiyor, diyemiyor.
Memleketin başına yine bir çorap örülüyor
Tansu Çiller'in kafasını da; başbakan ve yardımcısının, kendileriyle görüşürken, sürecin işleyişi yönünde verdikleri sözün tam tersini yapmaları karıştırmış!
Adam, büyük bir ciddiyetle, "Prensiplerde anlaştık", "Kişi üstünde de tam bir uzlaşı sağlamayı amaçlıyoruz" dedikten sonra, kendi kendine aday belirleyip, bu adaylar dışındakilerin piyasaya çıkmasını önleyen bir ortam oluşturup "gününü bekliyor". Herhalde Çiller'i telaşlandıran da bu "sessizlik ortamı". Nihayet önceki gün Çiller, Başbakan Ecevit'le görüştükten sonra, "vaziyeti anlamış" ve rahatlamış! En azından rivayet böyle.
Kuşkusuz ki, Çiller'in rahatlamış olması, ülkenin rahatlaması, "memleketin başına yine bir çorap örülüyor" kuşkusundan kurtulması için yetmez. Çünkü Çiller'in, ne demokrasi ne de ülkenin geleceği ile ilgili kaygı duyması pek beklenemez. Olsa olsa kendisinin de hayır demeyeceği kimi pazarlıklarla ilgili "kafası açılmış"tır.
Meclis nerede, milletvekilleri nerede?
"Madem ki Demirel'i seçmediniz, işte böyle!" dercesine Meclis'i, milletvekillerini, partileri, hatta Demirel sorununda "güven bunalımına yol açan" hükümet ortakları Mesut Yılmaz'ı da dışlayan Ecevit-Bahçeli ikilisi; öyle anlaşılıyor ki; Demirel-Genelkurmay ve öteki güç odaklarıyla birikte, "sonucunu önceden bildikleri" bir cumhurbaşkanlığı seçimi hazırlıyorlar. Ve bu sonucu almak için girişilen manevra ile (operasyon demek daha doğru); milletvekilleri ve Meclis'teki partilerin tümü sürecin dışına itilmiştir. Ve daha şimdiden görülüyor ki; partilerin, milletvekillerinin söyleyecek bir sözleri kalmadığı gibi, alacakları etkin bir tavır da yoktur. Nitekim olup bitenler karşısında FP'nin MHP'li adaylara oy vereceğine dair seviyesiz politika dışında, bu olup bitene en azından "milletvekili onuru" diye şişindikleri şeyi savunacak bir çıkış gözlenememektedir. Ecevit'in kafasındaki adayın Meclis'in dışında ya da içinde olması ile sonuçta milletvekillerinin oy kullanacak olması da bu tabloyu değiştirici olmayacaktır.
Demokrasi kahramanlarının mezarlığı
Cumhurbaşkanlığı seçimi sorununun böyle bir hilkat garibesine, bir demokrasi felaketine bürünmüş olması, basındaki "demokrasi kahramanları"nın da ipliğini bir kez daha pazara çıkardı. Başbakanı ve cumhurbaşkanlarının vakainüvisliğini gazetecilik olarak sunanların bu durumdan şikâyetçi olmaları beklenemezdi. Zaten onlar da; bütün bu darbecilere rahmet okutan "seçim" sürecini başbakanın ülke menfaatlerini korumak için "özenle" ve "büyük maharetle" yürüttüğü bir süreç olarak niteliyorlar. Ama, "demokrasi" deyince mangalda kül bırakmayanlar da olup bitene teslim olmuş görünüyor. Böylece, basındaki "demokratların" da muhalefetlerinin ve demokratlıklarının sadece Demirel'e karşı olmak ya da "abesle iştigal"e tepki göstermekle sınırlı olduğu anlaşılıyor. Dahası, şu Galatasaray-Leeds karşılaşması olmasa herhalde onlardan da "maharet", "deneyim" Ecevit ve demokrasi arasında olumlu bağlantılar kuran uzun makaleler okuyacaktık. Ama şu maç meselesi bizleri, birkaç gün de olsa, onların "döktürmeleri"nden mahrum etti.
www.evrensel.net