Toroslar

Toroslar'da bir Kızılçukur

Kızılçukur, Toros Dağları'nın görkemli yapısı içinde yer alan bir orman köyü. Köylünün yaşamı tarıma ve hayvancılığa dayalı. Bu yıl kuraklık korkusu düşmüş yüreklerine, ama bizimle birlikte köye yağmur da geliyor.

Toroslar'da bir Kızılçukur
Bahtiyar Tiryaki
Mersin'in Tarsus ilçesinin Kızılçukur köyüne doğru giderken başlayan yağmur biraz canımızı sıktı. Çünkü orman köyünde piknik yaparak bahara merhaba demenin düşünü kuruyorduk. Aracı kullanan arkadaş, "Yağmanı dört gözle bekliyorduk yağmur, ama yarın yağsan olmaz mıydı?" diyordu. Bu yıl Çukurova'da kuraklık köylünün korkulu rüyası oldu.
Köye yaklaşırken Torosları tırmanmaya devam ediyor, araçtaki arkadaşlarla ekili arazileri seyrediyorduk. Yeşilin tüm tonları Çukurova'ya çarşaf olmuştu sanki.
Kızılçukur orman köyü, 278 haneli. Tarım ve besicilikle uğraşıyorlar. Köyün muhtarı Mustafa Bayır'ın evine gidiyoruz. Biz çaylarımızı içerken Muhtar Mustafa Bayır anlatıyor.
Zamanla yarışan insanların telaşını duyumsuyoruz sesinde, çabasında. Muhtarlığının ikinci dönemi. "Geçen dönem aklımdan geçirdiğim projelerimin bir kısmını mücadele ede ede yaşama geçirdim" diyor. Yüzümüze bakıyor ve gülüyor: "Ha benim Ankara'da adamım falan da yok. İnatla uğraşıp biraz da tuttuğumu kopartıncaya kadar pes etmeyen arsızlığım var."
Tarım Bakanlığı ne işe yarar?
Hangi projeleri yaşama geçirebildiğini soruyoruz, "Kooperatif kurmayı amaçlıyordum. Bunu gerçekleştirmek için bıkmadan usanmadan köylüyü toplayıp kooperatifleşmenin neden gerekli olduğunu anlattım. Köylüyü ikna etmek çok kolay da olmuyor. Ülkemizde planlı bir tarım politikası yok. Bugüne kadar olmamış, bugünden sonra da olacağını sanmıyorum. Bugüne kadar yapılan tek politika köylüyü cahil bırakma politikası olmuş. Oysa bizim ülkemiz dört mevsimi bir arada yaşar. Tarım ve hayvancılık için en elverişli ülkelerden biridir Türkiye. Ama var olan politikacılar köylünün çıkarları için kılını kıpırdatmadı bugüne kadar. Tarım Bakanlığı ne işe yarar?" diye cevaplıyor. Tarım Bakanlığı'na bağlı ziraat mühendislerinin hangi toprakta hangi ürünün yetiştirileceğini tespit etmesi ve köylüyü yönlendirip eğitmesi gerektiğini söylüyor.
Bayır, devam ediyor: "Bu besicilik için de olmalı. Örneğin bizim Tarsus'ta beyaz üzüm yetiştiriliyor. Kızılçukur'da da beyaz üzüm yetiştiriliyor. Tarsus'tan iki ay sonra bizim üzümler oluyor. Bizimkiler geç olgunlaştığından Tarsus'takiler kadar para etmiyor. Araştırdım. Hangi üzümü yetiştirebiliriz diye. Zevik güzlük üzüm getirttim. Bir tarımsal kalkınma kooperatifi kurarak köyümüzde besiciliğin gelişmesini hedefledik. Civarımızda 32 köy var, sadece bizim köyde kooperatif kurulu. Her aileye iki baş süt sığırcılığı (kültür ırkı) projesi yaptırarak 200 baş hayvan aldık."
Kooperatifi kurana kadar çok zorluk çektiklerini sık sık söylüyor muhtar. Tarım Bakanlığı Destekleme Genel Müdürlüğü'nden, 62 milyar 500 milyon lira kredi almışlar. Yüzde 20 faiziyle beş yılda ödemek üzere... "Sütü kooperatif bünyesinde toplayıp soğutup satıyoruz. Eğitim yaptırıyoruz köylülere. Türkiye tarım ülkesi, ama üreticiyi de, tüketiyi de düşünen yok. Birilerinin çıkarlarını koruyan politikacıların aç bıraktığı üreticileriz. Köylü bilinçlense, bilinçli olarak besicilik yapsa..." deyip ekliyor: "Kooperatifler örgütlense, emeğimizi tefeciye yedirmeyiz. Dışardan ithal ettiğimiz birçok şeyi biz ihraç edecek durumdayız. Ama devlet kendisini hiçbir sorundan sorumlu görmüyor."
Köylü birlikleri kurulmasının köylü için bir ihtiyaç olduğunu söylüyor sonra, çünkü taban fiyatlarının belirlenmesinde söz sahibi değiller. Bu birlikler örgütlense taban fiyatlarının belirlenmesinde üreticinin de söz sahibi olacağını vurguluyor.
'Başımıza ne gelirse cehaletten...'
Köydeki düzenli ve zengin kütüphaneyi soruyoruz. "İller Bankası'nın yaptırdığı binayı kahve olmaktan çıkartıp, üst katını köye gelenler için misafirhane, alt katını da kütüphane yaptım. Bir de kütüphane memuru atandı. Sürekli açık tutuyoruz" diyor ve devam ediyor: "Ama açmak kolay olmadı. Halkımızın başına ne geliyorsa cahillikten geliyor. Okumayan, kendi hakkı için uğraşmayan vatandaş yaratmışlar. Biz vatana, halka faydalı işler yapmak için bu kütüphaneyi açmak istedik. Sonuçta açtık."
Ormanlık alanın tahrip olmaması için çevresini tel örgülerle çevirmelerini de anlatıyor. Söz ormandan ve çevreden açılınca elbette Mersin'in bir başka noktasında, Akkuyu'da, yaratılmaya çalışılan nükleer tehlikeye geliyoruz. Bayır bu konuyu da yakından izliyor: "Akkuyu'ya nükleer santralin kurulması var olan tüm doğal güzellikleri yok edeceği gibi, doğanın dengelerini de altüst edip insanlık için en korkunç facianın politikasıdır diye düşünüyorum." Bayır'ın yanından misafirperverliğine teşekkür ederek ve yeni projeleri için kolay gelsin diyerek ayrılıyoruz...
www.evrensel.net