Bir devrimci rahip!..

Silone, Ekmek ve Şarap'ta, Fontamara'dan farklı olarak kente ve köy-kent ilişkisine de ayrıntılı bir yer ayırır.

Bir devrimci rahip!..
Barış Avşar
Aristokrasinin edebiyatında köy hayatı genellikle talihsizliklerin kahramanları sürüklediği; soylu beyler, ihtiraslı âşıklar ve gururlu şövalyelerin eğer yolları düşerse doğasından, insanından, sütünden, balından, hayvanından, şifalı otlarından nasiplenip geçtiği değişmeyen/değişemez bir arka fondur. Burjuvazi kendi edebiyatını yaratırken köy hayatını afaroz eder: Yüzyıllardır değişmeyen; geleneklere, törelere, alışkanlıklara ve kör inanışa zincirlenmiş iflah olmaz bir gericiliğin kaynağı, aristokrasinin destekçisi köy...
Her iki sınıfın edebiyatında da köylü kahramanlar ezici bir şekilde aptallar, safça sadakat besleyenler, güzel/yakışıklı ancak salak ya da bilge/hoşgörülü ama yarım akıllıdır. İstisnai durumlardan söz edilecekse bunların çoğunu da şehirle bir şekilde ilişkiye geçmiş köylülerin oluşturduğunu söylemek gerekir.
Ignazio Silone sosyalist gerçekçi edebiyatın köyü ve köylüyü kendine konu edinmiş önemli üyelerinden biridir. İşçi sınıfının aristokrasiden ve burjuvaziden sonra politika sahnesine çıkması ve en önemli müttefikinin topraksız köylüler olduğunu açıklamasının ardından o güne kadar başarılı olduğunda bile daha sonra yenilmeye mahkûm olmuş ayaklanmaların dışında 'uygar dünya'nın gidişatında söz sahibi olamamış köylülüğün varlığı da başka bir anlam taşımaya başladı. İşçi sınıfının partisi olarak kurulmuş ve bu yönde faaliyet yürüten her politik birlik için, köylülüğün kazanılması değişmeyen bir hedef oldu. Yüzyılların ötesinden gelen ve en gelişmiş kapitalist ülkelerde bile kırsal kesime hakim olan din sömürüsü, tefecilik, ırgatlık, kadercilik ve değişmeyenin iyi olduğu inancına karşı köylülük içinde işçi sınıfı ideolojisinin, yani Marksizmin yeni dünyasının duyurucusu olmak partili militan için çetrefilli bir uğraştı.
İşte Evrensel Basım Yayın tarafından yıllar sonra yeniden okuyucuya sunulan Ignazio Silone'nin "Ekmek ve Şarap" adlı kitabı, temel olarak bu çetrefilli uğraşı anlatır. Ve köy yaşamını ve 'köylü kafası'nı didik didik ederek okuyucuya sunar. Üstelik anlatılan köylüler Güney İtalyalı ve dönem de Mussolini faşizminin görkemli yılları olunca konu daha baştan ilginçleşir: Faşizmin yumruğu altındaki bir ülkede doğal afetleri Tanrı'nın öfkesiyle açıklayan köylülerin içinde isyan filizi yeşertmeye çalışan bir devrimci! Pietro Spina romanın, çocukluğunu ve ilk gençliğini köyde geçirmiş, hatta papaz okulunda okumuş, daha sonra sosyalizmi benimsemiş ve bu yüzden yıllarca ülke dışında yaşamak zorunda kalmış başkahramanıdır. Patlamak üzere olan İkinci Dünya Savaşı'nın arifesinde ülkesine 'cafoniler' (köylüler) arasında faaliyet yürütmek üzere döner. Ama sürgün yıllarında yakasına yapışan verem peşini bırakmaz. Ülkesine döndüğünde partiyle bağlarını bir süre için kesmek zorunda kaldığında ise papaz okulunda birlikte okudukları doktor olmuş bir arkadaşı -istemeye istemeye olsa da- yardımına gelir. Onun sağladığı ilişkilerle kendi doğduğu bölgede bir köye gider toparlanmak için. Ama Silone'nin romanın birçok yerinde ustaca değerlendirdiği bir kamuflaj oyununa başvurması gerekmektedir: Faşist rejimin ülkeye girdiğini öğrendiği ve köşe bucak aradığı, yoldaşları arasında büyük saygınlığı olan devrimci Pietro Spina bir süreliğine rahip Don Paola olmak zorundadır!
Yine aynı yayınevi tarafından 5 yıl önce yayınlanmış yazarın ilk romanı "Fontamara"nın girişinde, kitabı Türkçeye kazandıran Sabahattin Ali bir yerde şöyle der: "Bundan sonra Ekmek ve Şarap, Kar Altındaki Tohum adlı romanları çıkmış, fakat ne yazık ki bilhassa bu son romanıyla, yazar daha ziyade mistik bir dünya görüşüne sapmaya başlamıştır." Her ne kadar Sabahattin Ali, 'bilhassa'sıyla Kar Altındaki Tohum'dan ayırsa da Ekmek ve Şarap'ta da sözünü ettiği mistisizmin izleri yeterince görülür. Zira romanın kalp çarpıntılarının en üst seviyeye vurduğu bölüm Spina'nın rahip okulundaki öğretmeni Don Benedetto ile karşılaştığı bölümdür. Burada köylüler içinde -kiliseyle arası hemen her zaman bozuk olsa da- yıllarca dini temsil etmiş ama 70'inden sonra doğru yolun sosyalizmde olduğunu görmüş ve bunu kutsal metinlerle dillendiren Benedetto ile büyüdüğü topraklara döndüğü ilk günlerde dinle hesaplaşmasını bitirmediğini dehşetle fark eden Spina'nın sarsıcı dertleşmesi görülür.
Silone, Ekmek ve Şarap'ta, Fontamara'dan farklı olarak kente ve köy-kent ilişkisine de ayrıntılı bir yer ayırır. Romana giren kahramanlar; uçarı köy kızları, sahte rahip Don Paola'dan mucize ve bağışlama bekleyen köy insanları, faşizmin yardakçısı din adamları, üniversite öğrencileri, aylaklar, devrimci işçiler bu kurgu içinde kendilerini gösterirler. Silone'nin yaşamöyküsünden izler taşıyan roman bunca kahramanın ve olayın/çelişkinin hiçbirinin hakkını yemeden sona gelir. Roman boyunca dünyevi işlere karşı manevi değerleri temsil eden Christina'nın sonunu öğrenmemizi ve devrimci Spina'nın muhtemelen aynı sonu paylaşmış olmasına rağmen bunun yazar tarafından bildirilmemesini de gözden kaçırmazsak Ekmek ve Şarap'ın, Fontamara ile kan kardeş olduğunu söyleyebiliriz. Bilhassa Fontamara ile...
www.evrensel.net