Her yere felaket götürdüler

IMF ve Dünya Bankası, krediler aracılığıyla azgelişmiş ülke halklarını sefalete ve emperyalistlere giderek artan bir bağımlılığa sürükledi.

Her yere felaket götürdüler
Büyük ölçüde ABD emperyalizminin denetiminde olan Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB), "yapısal uyum programları" ve bu programları dayatmanın temel amacı olan krediler aracılığıyla, azgelişmiş ülke halklarını sefalete ve emperyalistlere giderek artan bir bağımlılığa sürükledi. İşte bu ülkelerden bazı örnekler:
Mozambik
Dünya Bankası ve IMF tarafından "önerilen" bir politikayla, maun cevizi işleme sektörü tamamen yok edildi. Ham cevize uygulanan ihracat tarifelerinin kaldırılmasının ardından, çoğu kadın 10 bin işçi, işini yitirdi. Cevizler halen Hindistan'da çocuk işçiler tarafından elde ayıklanıyor.
Haiti
DB ve IMF, hükümetin asgari ücreti artırmasını önlediler. Ardından, kârlı kamu kuruluşlarının derhal özelleştirilmesini istediler. IMF baskısıyla, özellikle eğitim ve sağlık alanındaki kamu harcamaları yüzde 50 oranında azaltıldı. Böylece, rekor düzeyde öğretmen ve sağlık görevlisi açığı bulunan, ortalama ömrün erkeklerde 49, kadınlarda 53, okuma yazma oranının yüzde 45, bebek ölümlerinin neredeyse yüzde 10 olduğu Haiti "piyasanın insafına" terk edildi.
Zaire (Demokratik Kongo Cumhuriyeti)
ABD ve Fransa emperyalizmi tarafından desteklenen diktatör Mobutu Sese Seko, 35 yıllık iktidarının son dönemlerine kadar IMF kredileriyle beslendi. Ülkeye verilen yüzmilyonlarca dolar kredi Mobutu'nun kişisel servetine aktı ve IMF, 1982 yılında bu durumu "resmen" öğrenmesine rağmen yardıma devam etti. Zaire halkı Mobutu'yu devirdi ve IMF, şimdi diktatöre akıttığı "borçları" halktan istiyor.
Güney Kore
50 yıl boyunca işçi ve emekçilerin kan ve teri üzerinden dev bir sanayi kuran Güney Kore sermayesi, 1997'de patlak veren Asya ekonomik krizi ile, o güne dek kaydettiği bütün sınai-teknolojik ilerlemeleri kaybetti. Japonya'nın ardından, bir de iyice gelişen Güney Kore sanayisi ile rekabet etmek istemeyen ABD, fırsatı iyi değerlendirdi. Krizi bitirmek bahanesiyle ülkeye akıtılan 30 küsür milyar dolarlık dev IMF kredisinin karşılığı, ülke tarihinde görülen en ağır "yapısal uyum paketi" oldu. Paketin temel unsurları şöyleydi:
1. Faiz oranları artırılarak, yerli şirketlerin borçlanması güçleştirilecek.
2. Bütçe küçültülecek, sağlık ve diğer sosyal harcamalar budanacak.
3. Gümrük vergileri daha da düşürülecek.
4. Ulusal tekeller ucuz fiyatla yabancı şirketlere devredilecek.
5. Bankacılık ve maliye sektöründe yüzde 100 yabancı mülkiyete izin verilecek.
6. Kitlesel işten atmaları önleyen çalışma yasaları değiştirilecek.
Bu kuralları harfiyen uygulayan Güney Kore'nin uşak hükümeti, iki yıl içinde ülkeyi adeta bir harabeye çevirdi. Ekonomi küçülür, halkın alım gücü büyük ölçüde düşerken, yüzbinlerce işçi işten atıldı. Neredeyse ABD ile rekabet edecek duruma gelmiş Koreli şirketler, başta otomotiv sektörü olmak üzere, emperyalist tekellerin eline geçti. Benzer "yapısal uyum" programları Asya krizinin etkilediği tüm bağımlı ülkelerde uygulandı.
Rusya
Rus halkı, IMF programlarıyla ilk kez 1992'de tanıştı, ancak yoksullukta diğer halklara "yetişmekte" gecikmediler. 1996 yılında, ülkenin ulusal geliri yarı yarıya düşmüştü. Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı, aynı sürede 2 milyondan 60 milyona fırladı. Erkeklerde ortalama ömür 65.5'ten 57'ye düştü. Uzmanlar, böylesi bir felakete, dünya tarihinde savaş veya büyük bir doğal felaket dışında rastlanmadığını belirtiyor. Büyük bir hızla gerçekleştirilen özelleştirmeler ile bir "özelleştirme mafyası" doğdu. Çeteler ve mafya örgütlenmeleri mantar gibi çoğalarak, iktidar ve medyayı tamamen kontrolleri altına aldılar. Bugün devlet başkanı olan Vladimir Putin de, bu "Kremlin oligarkları" tarafından seçtirildi.
Endonezya
1980'lerin sonunda Tayvan ve Güney Kore'de gelişen işçi hareketi, uluslararası tekelleri kısmen de olsa "başka arayışlara" yöneltti. ABD'li spor malzemesi şirketi Nike de, "maraton ayakkabılarını" giyerek Endonezya'ya koştu. ABD tarafından desteklenen Suharto diktatörlüğü, ülkeyi tam bir "işçi cehennemi"ne çevirmişti. DB ve IMF de, yabancı tekellere ucuz işgücü sağlama garantisi karşılığında, devlete bol bol kredi sağlıyorlardı. Bu elverişli koşullar altında faaliyete geçen Nike patronlarının, işçilerin hak alma mücadelesini bastırmak için diktatörlükle el ele vererek çok sayıda işçi önderini öldürtüp cezaevine attırdığı belirtiliyor. 1997 krizi vurduğunda ise durum daha da kötüleşti ve Nike'ı ülkede tutmak için, işçi ücretleri günde 2.46 dolardan 1 dolara düşürüldü. IMF'nin "yapısal uyum programı"nın devreye girmesiyle, Güney Kore benzeri gelişmeler yaşandı. Ancak program, halk direnişiyle karşılandı ve çıkan ayaklanma sonucu, diktatör Suharto devrildi. Nike ise, uygulamalarına başlatılan ve giderek güçlenen uluslararası kampanya karşısında zor anlar yaşıyor.
El Salvador
El Salvador'un telefon şirketinin özelleştirilmesi; gizli anlaşmalar, yüzde 400'lük konuşma zamları, ölüm tehditleri ve işçi haklarının ihlal edilmesiyle, tam bir "Dünya Bankası uygulaması örneği" oldu.
4000 işçisi bulunan telefon şirketi ANTEL, çok kârlı bir kamu işletmesiydi. Ancak kasıtlı olarak kurumun başına getirilen rüşvetçi yöneticiler, kısa zamanda zengin olurken şirketi de batma noktasına getirdiler. İşçi sendikası, verimliliği artırmak için özelleştirme yerine, ANTEL yönetiminin görevden alınması gerektiğine ilişkin bir kampanya başlattı. Ancak Dünya Bankası'nın tercihi özelleştirme idi. Büyük bir medya propagandasına rağmen, sendikanın yaptığı referandumda, halkın yarısından çoğu özelleştirmeye karşı çıktı. ANTEL yönetimi ise, güçlü bir sendikanın "potansiyel müşteri"leri kaçıracağını söyleyerek, 1998'de 72 sendika liderini işten attı. Hemen ardından, TİS'i tanımadığını ilan etti. DB'nin desteğiyle şirket, El Salvadorlu bir holding ile Fransa Telekom tarafından oluşturulan konsorsiyuma devredildi. "Halka ucuz hizmet götüreceği" iddia edilen özelleştirmeden bir süre sonra telefon ücretlerine yüzde 400 zam yapıldı. DB, şimdi de sağlık sisteminin tamamen özelleştirilmesi için bastırıyor.
ABD
Yapısal uyum programları, gelişmiş ülkelerde de emekçilerin aleyhine oldu. "Kemer sıkma uygulamaları" nedeniyle, 1998-99 yıllarında sadece çelik sektöründe 10 bin işçi sokağa atıldı. Bunun en büyük nedenlerinden biri, azgelişmiş ülkelerden gelen ucuz çelikti.
Bolivya
IMF'nin bir diğer kurbanı olan Bolivya'da, tarım ürünleri ihracatı 1980'lerde rekor düzeyde arttı. Bu "mucize artış"ın istatistiki sonuçları ise 1990 yılında alındı: Yoksulluk sınırının altında yaşayan köylülerin oranı yüzde 95'e fırlamıştı. Yani ülkedeki her 100 köylüden 95'i ayakta kalma savaşı veriyordu. IMF, DB ve Dünya Ticaret Örgütü dayatmaları sayesinde:
1. Yabancı şirketlerin verimli toprakları ele geçirmesine olanak tanındı. Toprakları ellerinden alınan çiftçiler, ölümcül heyelanlara açık bayırlarda tarım yapmaya veya ormanları yakıp kendilerine alan açmaya zorlandılar. Çoğu köylü, şehirlere göçtü.
2. Küçük çiftçilere verilen devlet desteği kesilirken, tarımda tekelleşme hızlandı. Tarım alanında sendikalaşma, devlet baskısıyla önlendi.
3. Yabancı tekeller, yerli halklar tarafından binyıllar içinde geliştirilen tarım tekniklerinin patentini aldılar.
4. Tamamen ihracata dayalı tarım politikaları, kimyasala bağımlı tarım tekniklerini geliştirdi. Toprak zehirlendi.
Guyana
DB ve IMF'nin dayatmaları sonucu, bugün ülkenin kesilebilir ormanlarının yarısı yabancı tekellere ait.
Çad/Kamerun
İnsan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı iki Afrika ülkesi olan Çad ve Kamerun hükümetleri, bugünlerde Dünya Bankası'ndan akan yüzmilyonlarca doların keyfini çıkarıyor. Banka, iki ülke arasında yapılması planlanan petrol boru hattı için 3.5 milyar dolar destek sağlamış durumda. 1000 kilometrelik hattı inşa edecek şirketler ise, ABD'li Exxon-Mobil ve ortakları Chevron ile Petronass. Boru hattı, çok önemli ormanlar, su kaynakları ve kıyı bölgelerini tahrip edecek.
Guatemala
Dünya Bankası, 1982 yılında, ABD destekli Guatemala diktatörlüğüyle işbirliği yaparak Chixoy Barajı'nın yapımını destekleyeceğini ilan etti. Barajın önündeki tek engel, Rio Negro köyüydü. Köylüler topraklarından çıkmayı reddedince, ordu birlikleri çoğu kadın ve çocuk 400 köylüyü katletti. DB, katliamla ilgili sessizliğini uzun süre korudu. Kamuoyu baskısı sonucunda 1996'da açılan iç soruşturma ise, banka yönetiminin aklanmasıyla sonuçlandı.
Benin
1993'te uygulanmaya başlanan yapısal uyum programları nedeniyle, ülkenin odun ihracatı 6 yıl içinde 4 kat arttı ve bu yükü kaldıramayan topraklar çoraklaşmaya başladı.
www.evrensel.net