Mektupla gelen şiirler...

Mektupla gelen şiirler...

Kitapevlerine, sahaflara yolunuz düştüğünde yeni edebiyat dergilerinin raflarda yerlerini aldığı görürsünüz ve yine bilirsiniz ki pek çoğu, bir sonra ki ay orada olmayacaktır...

Mektupla gelen şiirler...
Özlem Ergun
Kitapevlerine, sahaflara yolunuz düştüğünde yeni edebiyat dergilerinin raflarda yerlerini aldığı görürsünüz ve yine bilirsiniz ki pek çoğu, bir sonra ki ay orada olmayacaktır... Daha çok edebiyatla ilgili gençlerin çıkartığı bu dergilerin, ömürlerinin bu kadar kısa olmasının başta ekonomik yetersizlikler olmak üzere pek çok nedeni vardır kuşkusuz. Ama bunun yanında, inatla var olmayı sürdüren edebiyat-şiir dergileri de yok değil... Bunların başında da 5 yıldır yayın hayatını sürdüren Kybele dergisi geliyor. Hani şu rengarenk zarflarda okuyucusuyla buluşan, mektup dergiden bahsediyoruz...
Böylesine uzun soluklu bir çalışmayı kotaran Murat Öksüz, Hakan Uygun ve Ejder Çolak'ı şiire sevdalı gençler olarak tanımlamak yanlış olmayak... İnsanlara şiir okutalım diye bir kaygıları olmasada, şiire ve yaşama ilişkin söylecekleri var onların: "Yolda yürürken insanların artık gülümsemediğini görüyoruz, kendi yaşamımıza baktığımız da ordada değişen bir şey yok. Çok az gülümseyebiliyoruz, zevk aldığımız şeyler artık gittikçe azaldı. Kybele yaprağını okumak insanların 15-20 dk.'sını almıyor ve onları gülümsetebilyor. Bu bizim için çok önemli. "
İçten olmak...
Dergiyi ilk çıkışında elden dağıtan Kybele çalışanları, kendi okurunu kısıtlı olanaklarıyla yine kendisi yaratmış: "Şiirle ilgilendiğimizi düşündüğümüz insanlara elden dağıtıyorduk önce. Otobüste kitap okuyan birini gördüğümüzde, kitabınıza bakabilirmiyiz deyip arasına koyuyorduk ve bir okur kazanmış oluyorduk."
İlk bir sene boyunca daha çok diğer dergileri takip ederek, neleri yapmaları ve en önemlisi neleri yapmamaları gerektiğini öğrenmişler. Şimdi ise, "dergicilikte düzenliliği saylayabilmek, içeriği ve görsel algıyı iyi kullanabilmek çok önemli. Bizim olması gereken şeye korkunç bir bağlılığımız var. O yüzden içtenlikli olmaya çok ciddi çaba sarfediyoru." diyerek nasıl bu denli kalıcı olabildiklerinin ip uçlarını veriyorlar.
Dergilerini içinde şiirler olan keyifli ve sevinçli bir mektup olarak tanımlayın Kybele elemanlarının biçimde getirdiği bu yenilik estetik anlayışlarının bir yansıması... Ve asla vazgeçemiyecekleri ise içtenlik: "Estetik bir kaç şeyi bir araya getirip hem görsel anlamda hem düşünsel anlamda yarattığınız şeyin iyi olması gerekiyor. Yani herhangibir kitapçıya gittiğinizde insanı cezbeden bir yanının olması gerekiyordu. Ve bir mektup geleneğimiz vardı eskiden, posta kutularının bir anlamı vardı. Şimdi ise faturaların konakladığı bir yer olmasının ötesinde bir anlam taşımıyor. Zarf fikrinin temelinde buna bir karşı duruş var."
Dergi elemanlarının bir diğer çalışması da; yine Kybele gibi açık bir oluşum olan Kırışık... Ancak bu kez salt biçimdeki değil, içerikteki yenilikler de dikkat çekiyor. 'Herkesin düşüncelerini, duygularını aktarabileceği bir platform olacak' dedikleri Kırışık, içinde afarizmaların, dip notların, ayrıntıların yer aldığı bir çalışma.
Ortak dil oluşturmak...
1992 yılından bu yana şiir yazan Murat Öksüz; kuşaklar arasında ciddi uçurumlar oluştuğunu söylerken genç şairlere ilgi gösterilmediğinden yakınıyor: "12 Eylül döneminden bahsediyorum; onlar, kendilerinden sonra yazan, çizen, araştıran gençlere ilgi göstermediler, kendi hallerine bıraktılar. Şöyle ki, 40 kuşağı kendinden sonraki şairlere çok şey vermiştir ama 80 öncesi şairlerin şimdi bize bir şey vereceğini düşünmüyorum. Biz 80'lerden almamız gerekenleri 40'lardan alıyoruz. Atilla İlhanlardan, Can Yücellerden öğreniyoruz."
Bunun nedenini ise, bencillik olarak açıklayan Murat, sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmanın bir sonrakini egale etmekle özdeş kılındığı görüşünde.
Hakan Uygun, ise bu kopukluğun bir boyutunun da 80 sonrası yaşanan yabancılaşma sürecine dayandığını belirtiyor ve kuşak diye nitelenebilecek ortak dil oluşturulamaması gerçeğine dikkat çekiyor. "80 kuşağı şairleri kendilerini Türkiye'nin son kuşak şairleri olarak ilan ettiler, 'bizden başka bir şiir kuşağı yok. Evet iyi çocuklar var iyi şiir yazıyorlar' diyorlar ama başka bir kuşak olmadığını da söylüyorlar. Belki haklılar çünkü onların kendilerine göre bir şiir dilleri, tarzları var ve yazıyorlar. Ama 80'den sonra kuşak diye nitelendirebileceğimiz bir dil oluşmadı."
www.evrensel.net