İç dünyayı keşfin adıdır Yansımalar

Yansımalar, daha çok insanın iç dünyasındaki gizlilikleri ortaya çıkarma arayışı olarak algılanabilir.

İç dünyayı keşfin adıdır Yansımalar
Sinan Gündoğar
Yansımalar grubu, aynı isimli ilk albümden sonra üçüncü albümü "Serzeniş"i çıkardı. İlk albümde karşımıza çıkan yalınlık ve enstrüman azlığı her albümde, değişime uğradı. Hem enstrüman sayısı arttı hem de müziğin anlaşılması için harcanması gereken dikkat. Yansımalar grubunun kurucuları Birol Yayla ve A. Şenol Filiz ile albümlerinin genel yapısı, kullandıkları enstrümanlar, bestelerinin oluşum şekli ve gelecekteki yönelimleri hakkında görüştük.
Albümlerinizi değerlendirir misiniz?
Birol Yayla: 1990 yılında Şenol'la birlikte bu yola çıktık. İki insan, iki enstrüman ve yeni bir müzik ekseninde oluştu. İlk albümümüz Yansımalar, tamamen ney ve gitar birlikteliğiyle oluşturuldu. Daha soft bir anlayışı var. Daha sonra '95 yılında "Bab-ı Esrar" çıktığında, içinde yaşadığımız değişiklikler, kafamızdaki müziğimizin daha bir biçim kazanması, daha farklı yönelişlere girmesi sonucu başka enstrüman renklerini de aradık. O albümde de "ud, akordeon, kemane, bendir, tanbur" gibi enstrümanları da kullandık. Son albüme geldiğimizde ise, bu albüm proje aşamasındayken, Engin Gürkey gruba katılmıştı. Hem konserlerimizde, hem yeni bestelediğimiz parçalarda hem de eski eserlerin yeni anlayışa göre yorumunda percüsyonu ağırlıklı olarak kullanmaya başladık. '99 başında Nezih Yeşilnil katıldı grubumuza. Enstrüman sayısının artması, yazdığımız müzikleri de etkiledi. Geçen zaman içinde bizdeki değişimleri de yansıtıyor, bu üç albüm arasındaki fark.
Besteleri yaparken, beslendiğiniz kaynaklar hakkında bilgi verir misiniz?
Birol Yayla: Bizim yaptığımız işte, müziklerin yazılması kadar onun nasıl çalındığı önemlidir. Beste ve icrayı birbirinden ayrı tutmuyoruz. Müziğin yazılma şekline gelince. En başta, biz konservatuvarda geleneksel müzik eğitimi aldık. Şenol ney, ben de tanbur eğitimi aldım. Yaklaşık on beş yıldır, yılda aşağı yukarı 50 konser verdiğimiz bir geleneksel topluluğun içerisinde müzik icra ediyoruz. Dolayısıyla hem icra hem teorik hem eğitim anlamında bir geleneksel altyapımız var. İkincisi, Hem çevreden hem de dünyadan birçok veri alabiliyoruz. Yabancı toplulukların yapmış oldukları işler var. Bunların yarattığı bir birikimin yanı sıra Türkiye'deki çokkültürlülüğün bizde oluşturduğu birikim bizde böyle bir müzik oluşturuyor.
Bestelerinizde, gitar daha çok ritim amaçlı, ney ise ezgiyi seslendirme amacıyla kullanılıyor. Bu anlamda, neyi kullanmanızın mistik bir hava, iç rahatlığı yansıtma gibi özel bir sebebi var mı?
Şenol Filiz: Neyin mistik yönüyle kullanıldığı izlenimini uyandıran ülkelerden bir tanesidir, Türkiye. Ama bizim eserlerimizde neyin yer alışını, tasavvufi bir duygu olarak değil, insanın kendi içinde yaşattığı o derinindeki gizliliklerinin ortaya çıkışı, onları sembolize eden bir ses olarak ele alınmasından yanayım. Çünkü öyle bir başlık altında bu müziğin toplanması, yaptığımız müziğe biraz haksızlık olur.
Birol Yayla: Hiç neyi sevmeyen, rock, pop müziği dinleyenlerden de oluşan geniş bir dinleyici kitlemiz var. Bu, bizim bakış açımızla ilgili. Ona da belki mistisizm denilebilir, ama formüle edilmiş bir şey değil. Biz insanın kendi içsel yönüne bir yolculuğu hedefliyoruz. Toplum içinde bir koşuşturmamız var, hepimize bir rol biçilmiş. Biraz tek tek bireyleri ıskalamaya başladık hayatımızda. Çok insan tanıyoruz, ama en az tanıdığımız insan kendimiz olmaya başladık.
Enstrümantal bir müziğin sizde uyandırdığı etkiyle dinleyicide uyandırdığı etki farklı olabiliyor. Bu bağlamda, yaptığınız müziklere nasıl isim veriyorsunuz?
Birol Yayla: İsimlerin seçiminde de iki yöntemimiz var. Birinci hep kullanılan yöntem. Belli bir duygudan, kavramdan yola çıkılarak yapılan parçalar var. Bir de önce ezginin oluşması, sonrasında o ezginin bizde uyandırdığı duygunun aranması gibi bir yöntem var. Bu parçaya yakışacak en uygun ismin bulunabilmesi için düşünce üretiyoruz, yoğunlaşıyoruz. Bir anda, şarkı kendi ismini buluyor. Çok somut, yönlendirici isimler vermek bizim tarzımız değil. İnsanlar, diyelim ki, bir "Serzeniş" veya "Bab-ı Esrar" üzerine kendi kurgularını, kendi görüntülerini yerleştirdikleri zaman, kendi serzenişlerini, kendi sırlarının kapılarını düşünüyorlar. O yüzden çok büyük bir çelişki oluşmuyor.
Şenol Filiz: İlk bakışta, ezgiler bizi yansıtıyor, bizim kendimiz için koyduğumuz bir başlık gibi durabilir. Ancak isimler de insanları yönlendirebilir. Yani bir şekilde, dinleyici de, sizin düşüncelerinizden yola çıkarak düşünceler üretmeye başlıyor. Bu çok önemli.
Bestelerinizin yanı sıra, var olan ezgileri kendi tarzınızla yoğurmanız da söz konusu. Bu yöndeki çalışmalarınız da sürecek mi?
Şenol Filiz: Buna çok yakın bir örnek var. Yansımalar'ın tüm elemanlarının katılımıyla, Ermeni duduk ustası, Süren Asatryan'ın bir albümünü hazırlıyoruz. Onun içinde hem Ermeni halk ezgileri var, hem geleneksel türküler ve Türk müziği besteleri var. Geleneksel müziklerimizi ney ve tanbur olarak icra edeceğimiz albümler de olacak.
Birol Yayla: Müzik bizim için bir yaşama biçimi. Bir insanın hayatının içinde kendi yaşama biçimi doğrultusunda üretken olması ve ürettiklerini ortaya koyması en güzel şekil diye düşünüyoruz. Birçok ilgi ve uzmanlık alanımız var. Geleneksel müzikle oluşan altyapımız, Yansımalar'da ortaya koyduğumuz müzikal yapı vb. Dinleyicilerde kavram kargaşası yaratabilir, ama biz, gönlümüzden geçen her şeyi üretip onu dinleyicinin ulaşabileceği bir mesafeye, bir albüme getirmek istiyoruz. Bu yelpaze çok geniş olacak.
www.evrensel.net