Hücre ölümdür!

Hücre ölümdür!

İHD, hücre tipi cezaevlerine karşı başlattığı kampanya ile hücre tipi cezaevlerinin bir teslim alma politikası olduğunu kamuoyuna duyurmayı amaçlıyor.

Hücre ölümdür!
Jülide Kalıç
İnsan Hakları Derneği, hücre tipi cezaevlerine karşı bir kampanya başlattı. "Hücre Tipi Cezaevine Hayır" kampanyası, "Hücre ölümdür" sloganıyla hücre tipi cezaevlerinin bir teslim alma politikası olduğunu tüm kamuoyuna duyurmayı amaçlıyor.
Katliamlara karşı kampanya
İHD Ankara Şube Başkanı Lütfü Demirkapı, katliamlarla ve ölümlerle sonuçlanan cezaevleri olaylarının bir kez daha yaşanmaması için kampanya başlattıklarını belirterek, bu kampanya ile cezaevlerinde yaşanılabilecek olayları şimdiden önlemeye çalışacaklarını bildirdi. Hücre tipi cezaevlerinin büyük bölümünün inşaatının tamamlandığını söyleyen Demirkapı, cezaevlerindekileri dışarı çıkarmaktan çok, cezaevine giden yolu kapatmak istediklerini dile getirdi. Demirkapı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün bulunmaması nedeniyle cezaevlerinin dolup taştığına dikkat çekti.
Yönetememe krizi yaşanıyor
Türkiye'de sistemi yönetenlerin yönetememe krizi yaşadığını, yönetimin belli kurumlara havale edildiğini ve yönetimde IMF politikalarının uyguladığını ifade eden Demirkapı 12 Eylül Anayasası var oldukça, cezaevleri sorunun çözülemeyeceğine vurgu yaptı. Bu kampanya ile bir diğer amaçlarının da, 12 Eylül Anayasası'nın kaldırılması olduğunu bildiren Demirkapı, Türkiye'de Kürt sorununun çözülmemesi durumunda genel affın bir anlam taşımayacağını, düşünce ve ifade özgürlüğüne getirilen baskı ve yasakların bitmeyeceğini ve OHAL'in kalkmayacağını vurguladı.
Devletin cezaevlerini Türkiye gibi yönettiğinin altını çizen Demirkapı, devletin tutuklu ve hükümlüleri ıslah etmek istediğini, bu olmayınca da öldürdüğünü söyledi. Devletin cezaevlerine insan hakları konsepti değil güvenlik konseptiyle baktığını belirten Demirkapı, vatandaşın değil devletin güvenliğinin söz konusu olduğunu kaydetti. Demirkapı, özgür ve demokratik bir Türkiye'nin düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki yasakların kalkmasıyla mümkün olabileceğine vurgu yaptı.
Hücreye karşı eylem
Kampanya süresince çeştili eylem ve etkinlikler düzenleyeceklerini açıklayan Demirkapı, konu ile ilgili bildiri, broşür ve afiş çıkarttıklarını, Adalet Bakanlığı'na mektup gönderdiklerini belirterek, önümüzdeki günlerde, Ankara'daki tüm aydın, sanatçı, kitle örgütü temsilcisi ve sendika başkanlarına hücre tipi cezaevleri ile ilgili brifing vereceklerini, bütün kurumları bu konuda harekete geçirmeye çalışacaklarını söyledi. Dosya hazırladıklarını ve bu dosyayı, brifinge gelen örgütlere ve basın kuruluşlarına dağıtacaklarını duyuran Demirkapı, 22 Nisan'da Türkiye genelinde oturma eylemi gerçekleştireceklerini, bir imza kampanyası başlattıklarını ve bu imzaları, Adalet, İçişleri, Dışişleri Bakanlığı, Meclis Başkanlığı ile Demirel'e ileteceklerini belirtti.
6 Mayıs'ta Deniz Gezmiş'lerin idamının yıldönümünde ölüm cezalarını içeren bir panel organize edeceklerini söyleyen Demirkapı, Türkiye çapında Haziran ayında Ankara'ya bir yürüyüş olacağını, kitlesellik sağlanması durumunda da bir miting gerçekleştirmeyi planladıklarını açıkladı.
Kazanımlar gasp edilecek
Ankara Cezaevi'nde adli tutukluların sevklerinin başladığını ve cezaevi personeline tayin formu dağıtıldığını duyuran Demirkapı, bu uygulamaların hücre tipi cezaevlerine geçişin başladığının işareti olduğunu söyledi. Tutuklu ailelerinin ve tutukluların tacize uğradığını, savunma haklarına yönelik saldırıların artırıldığını, tutuklulara götürülen yiyeceklerin birbirine karıştırıldığını dile getiren Demirkapı, hücre tipi cezaevleriyle tutukluların teslim alınmaya çalışıldığına dikkat çekti. Temel amacın siyasi tutukluların komün sistemini yok etmek olduğunu ifade eden Demirkapı, tutuklu ve hükümlülerinin bedenlerini ölüme yatırarak kazandıkları haklarının hücre tipi cezaevleriyle geri alınacağını vurguladı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Ulucanlar'da saldırılar durmuyor
Ulucanlar Cezaevi, idare ve bazı mahkûmlar tarafından oluşturulan çifte çetenin kıskacı altında. Ulucanlar idaresinin, Tüm Yargı-Sen'li infaz koruma memurlarına yönelik tehdit ve saldırıları devam ediyor. 7 Nisan günü, sendikalı bir infaz koruma memuru daha idarecilerin saldırısına maruz kaldı.
Ulucanlar Cezaevi 1'inci Müdürü Rüstem Cinkılıç ve adamları, çeteci mahkûmlarla işbirliği yaparak, 22 Aralık 1999 tarihinde "Af Yasası" kılıfında sözde bir isyan tertipleyip, Ulucanlar'daki idare çetesinin kirli ilişkilerini basına yansıttığı için sendikalı infaz koruma memurlarından intikam alma girişiminde bulunmuştu. İsyanda çıkan olaylar sırasında, sendikalı 5 infaz koruma memuru işkenceye maruz kalmış, boğazlarına keskin bir alet dayandırılarak tehdit edilmiş, rehin alınan ve şişlenen infaz koruma memurlarına, "İdarenin ilişkilerini hanginiz ihbar ettiniz?" gibi sorular sorulmuştu. Bunun üzerine, Tüm Yargı-Sen Genel Başkanı Tekin Yıldız, aralarında Rüstem Cinkılıç'ın da bulunduğu 20 kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.
Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Rüstem Cinkılıç hakkında, "Memura kötü muamele, fiili müdahele ve hakaret"ten dolayı dava açtı, 11 idareci hakkında ise takipsizlik kararı verdi.
İnfaz koruma memurları ise hâlâ bu çetenin baskısı altında. 7 Nisan günü sendikalı bir infaz koruma memuru idarenin saldırı ve tehdidine maruz kaldı.
Konuyla ilgili görüştüğümüz Tüm Yargı-Sen Genel Başkanı Tekin Yıldız, arkadaşlarının "Can güvenliğim yok" diyerek kendilerinden savcılıkla görüşmelerini istediğini, bunun üzerine savcılıkla görüştüklerini, çetenin ipliğini pazara çıkaran infaz koruma memurlarının başlarına bir şey gelmesi durumunda bunun sorumlusunun idare olacağını savcılığa ilettiklerini bildirdi. Çetenin hâlâ faaliyetlerine devam ettiğine ve hepsinin görevinin başında olduğuna dikkat çeken Yıldız, haklarında takipsizlik kararı verilen idarecilerin kim tarafından korunduğunu merak ettiklerini, pisliğe bulaşanların görevlerinin başında tutulmasını da anlayamadıklarını belirtti. Yıldız, haklarında takipsizlik kararı verilen idareciler hakkındaki kararın iptali için Ağır Ceza'ya itirazda bulunacaklarını bildirdi.
Cezaevi'nde çifte standart
Özellikle üstünde durdukları olayın, çete mensubu mahkûmlarla kurulan kirli ilişkiler olduğunu ifade eden Yıldız, cezaevlerinde yoğun şekilde çifte standartların yaşandığını, tutuklu bazı kadınların çete mensubu paralı mahkûmlara peşkeş çekildiğini ancak savcılığın memurların bu konudaki söylemlerini dikkate almayıp konu hakkında ek bir soruşturma açmadığını dile getirdi. İdarecilerin açığa alınmasını istediklerini, ama bunun gerçekleşmediğini, cezaevlerinde bir olay olduğunda ise hemen infaz koruma memurlarının açığa alındığını belirten Yıldız, Adalet Bakanlığı'nı bu konuda uyardıklarını ancak bir sonuç alamadıklarını bildirdi. Olayı soruşturan Cumhuriyet Savcısı Cabbar Veziroğlu'nun Ulucanlar Katliamı ile ilgili soruşturmayı yapan savcı olduğuna dikkat çeken Yıldız, Veziroğlu'nun, Ulucanlar olayında cezaevinde olmayan bir mahkûma olaylara karıştığı için 100 yıl ceza istediğini hatırlatarak, savcılığın ciddi bir soruşturma yürütmediğini vurguladı.
www.evrensel.net