Gümüşün hikâyesi nasıl yazılır?

Gümüşün öyküsü milattan önceye dayanır. Bugün İstanbul'da hâlâ çalışan gümüş atölyelerinde ise bu madeni işleyen usta ellerin maharetlerini izlemek mümkün. Kalıcılar Çarşısı'ndaki Avadis Usta da onlardan biri.

Gümüşün hikâyesi nasıl yazılır?
Ebru Ilgaz
Vitrinlere gelmeden önce hangi ellerden geçer gümüş? Nasıl şekillendirilir?...
Milattan önce 4000 yıllarında başlayan öyküsü, günümüze gelinceye kadar defalarca yazılmıştır, ona şekil veren ustaların elinde. Özellikle Romalıların mutfak eşyası yapmakta kullandığı gümüşün kullanımı, doğadan daha fazla çıkarılmaya başlanmasıyla yaygınlaşır. Avrupa pazarlarını süsler. Rönesansla birlikte daha etkin bir hale gelir. Ayrıştırılıp, şekillendirilmesinde tarih boyunca türlü türlü yöntemler denenir.
'Parlak-beyaz' madenin serüveni
Gümüş cevherini, içindeki diğer madenlerden arındırmak, onu görücülerinin karşısına çıkarmak için sokak aralarındaki küçük gümüş atölyeleri, bu işin 'son ustalarıyla' halen çalışıyor. Beyazıt'ta bulunan Kalıcılar Çarşısı'ndaki birkaç atölyede tam da bu tarife uygun olarak uzun yıllardır gümüş işlemeciliği yapılıyor. Çarşının ilk katındaki dükkânların vitrinlerinde sergilenen gümüş süs eşyaları, mutfak malzemeleri, ikinci kattaki ustaların ellerinden geçip buraya gelir...
Çarşıdaki atölyelerden birkaçını dolaşıp bu 'parlak-beyaz' madenin işlenmesine tanık oluyoruz. Avadis Usta'nın dökümhanesinde üç kişi çalışıyor. Gümüş kalıplarını şekillendiren bir kişi, bir çırak ve Avadis Usta. Bir sanatçı edasıyla çalışmaya koyulan ustayı izliyoruz. Çalışırken pek konuşmuyor. Merak edip sorduğumuz şeyleri anlatıyor sadece; sakin ve anlaşılır. Önce gümüşün eritileceği ocak iyice harlanıyor. Madeni istenilen kıvama getirebilmek için özenle seçilen belli büyüklükteki kömürler ocağa yerleştiriliyor. Bir potaya aktarılan gümüş, erimesi için ocağa konurken bir yandan da, madenin az sonra şeklini alacağı kalıplar hazırlanıyor.
Alınan sipariş kadar
Pişirilip siyah kül haline getirilen toprak, başka bir usta tarafından kalıpların ince kıvrımları arasında gezdiriliyor. Böylece kalıba dökülen gümüş hem pürüzsüzce kalıbın şeklini alıyor hem de kalıptan kolay çıkarılıyor. Toprak külüyle işlenen kalıplar ateşte gezdirildikten sonra diğer kalıplara ekleniyor. Öykünün başında potaya yerleştirilip ocağa konan gümüş artık erimiş, az sonra kalıpların desenli yuvalarına doğru yola koyulmaya hazırlanmıştır. Kalıpta birkaç dakika bekledikten sonra demir bir leğene dökülerek küllerin arasından ayıklanır. Usta bu işi yaparken çırak merakla izliyor onu. Kimbilir? Belki de atölyenin bir sonraki sahibi bu meraklı ve sabırlı çırak olacak. İstenildiği gibi olmayan parçalar ayıklanır, bir sonraki seansta tekrar eritilmek üzere ham gümüş parçalarının yanına bırakılır. Elde edilen desenli parçaların öyküsü, onlara son şekli verecek başka bir atölyede devam eder. Küçük gümüş işleme atölyelerindeki tüm bu işlemler alınan siparişlere göre yapılır. Usta ne kadar sipariş aldıysa o kadar gümüşe şekil verir.
Atölyede bulunan yüzlerce kalıp, çarşıdaki diğer atölyelerle değiş-tokuş yapılarak da kullanılıyor. Buradaki atölyeler, ustalardan çıraklara aktarılarak çalışmış hep. Ve artık kimse bu işi yapmak istemediğinden, çalışanların deyimiyle, "Son demlerini yaşıyor."
www.evrensel.net