Festivalde İngiliz sinemasına bir bakış

İstanbul Film Festivali'nde artık gelenekselleşen, bir ülke sineması bölümünün bu yıl ki konuğu İngiltere olacak.

Festivalde İngiliz sinemasına bir bakış
15 Nisan'da başlayacak Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin "Bir Ülke-Bir Sinema" bölümünde çağdaş İngiliz sinemasından 8 film yer alıyor.
Son yıllarda, genç ve yetenekli sinemacının da etkisiyle adeta küllerinden yeniden doğan İngiliz sineması, son derece cesur bir tavırla özellikle sosyal yaşamı, cinselliği ve tabuları sorgulamaya başladı. Festival programında yer alan 8 film, hem İngiliz sinemasının son yıllardaki eğilimlerini hem de bu sinemanın gerçek yeteneklerini izleyiciyle buluşturuyor.
İngiliz sinemasında yaşlarının gençliğine rağmen şimdiden ustalık sıfatını hak etmiş bulunan üç isim özellikle öne çıkıyor: Michael Winterbottom, Gillies MacKinnon ve Mike Figgis. Bu yönetmenlerin filmlerinin ortak paydası ise hemen hepsinin zorlu gönül ilişkileri öykülerinde odaklanması. Arka arkaya yaptığı filmlerle son dönem İngiliz sinemasına damgasını vuran Michael Winterbottom'un son filmi "With or Without You/ Seninle ya da Sensiz", Belfast dekorunda çok güzel bir oyunculukla desteklenen küçük bütçeli bir romantik komedi. Winterbottom; Avrupa sinemasına özgü duyarlılıkları, iki erkek ve bir kadından oluşan bir aşk üçgeni çerçevesinde özellikle de Truffaut'nun ölümsüz başyapıtı "Jules ve Jim"e tatlı göndermeler yaparak beyazperdeye aktarıyor.
İskoçyalı Yönetmen Gillies MacKinnon'ın, Freud'ün torunu Esther'in otobiyografik romanından uyarladığı "Hideous Kinky/ Korkunç Muzur" adlı film, 1972 yılında Kuzey Afrika fonunda '60'ların gamsız hippi günlerini özleyen iki çocuklu bekâr bir anne olan Julia'nın bir sokak akrobatı olan genç ve yakaşıklı Bilal ile olan tutkulu ve gerilimli ilişkisini sinemaya aktarıyor.
Mike Figgis'in Miss Julie/ Bayan Julie"si de, yine tutkulu ve sorunlu bir ilişkiyi ele alıyor. Özellikle gerilimli kadın-erkek ilişkilerini anlatmayı seven Figgis, bu kez ünlü İsveçli Yazar August Strindberg'in, gergin, karanlık ve çoğu zaman saldırgan tonlarda gezinen, sadık ve etkileyici bir yorumla beyazperdeye taşıyor.
Temelinde neredeyse tümüyle kadın-erkek ilişkilerinin çerçevesinde yerleştiği bu filmlere farklı bir halkayı da, parlak oyunculuk kariyerini yönetmenlikle sürdüren ünlü oyuncu Tim Roth'untüyler "The War Zone/ Savaş Alanı" ekliyor. Alexander Stuart'ın yankılar uyandırmış romanından sinemalaştırılan film, görünüşte sıradan bir aileyi mercek altına alıyor. Taşranın sakin doğası içinde, üçüncü çocuklarını bekleyen mutlu bir çift, yeniyetmeliği yaşayan iki kardeş ve bu dekora özgü bir sıkıntı ve boğuculuk. Ancak bebeğin doğumuyla her şey yavaş yavaş değişmeye başlar. Çünkü genç Tom, babası ile kız kardeşi arasındaki ensest ilişkiyi keşfeder.
Yıllar önce ilk filmi 'Absolute Beginners' ile konuğumuz olan ancak sinemaya uzun bir ara veren Julien Temple'ın dönüş çalışması "Vigo-Passion For Life/ Vigo-Yaşam Tutkusu", sinema tarihinin ilahlarından biri olan efsanevi Yönetmen Jean Vigo'nun yaratıcılık, aşk ve trajedi dolu yaşamını öykülüyor. Ünlü bir anarşistin oğlu olan genç yaşta tüberküloz pençesine düşen ve 29 yaşında ölen Vigo, bir sanatoryumda tanıştığı Lydu'da aşkı, sinemada ise özgürlüğü ve ruhunu bulur. Temple'ın sanatçının kişiliğine uygun şekilde gerçeküstü ve şiirsel dokunuşlarla resmettiği bu yürek burkan biyografi aynı zamanda bir kadına, hayata ve sinemaya tutku derecesinde duyulan bir aşkı da ustalıkla görselleştiriyor.
İlk filmini gerçekleştiren bir diğer yönetmen de, "Ratcatcher/ Sıçan Avcısı" ile yine sıradışı bir çalışmaya imza atan Lynne Ramsay. 1973 yılını yaşayan Glasgow'un yoksul arka sokaklarını mekân edinen film kamerasını, 12 yaşını süren James'in ayyaş babası ve az konuşan ama iyi huylu annesiyle sürdürdüğü yaşamına yöneltiyor.
İngiliz sinemasında son derece popüler olan '70'li yıllara eğilen bir diğer ilk film ise Damien O'Donnel'in imzasını taşıyan "East Is East/ Doğu Doğudur". Kültürel zıtlıkları temeline yerleştiren film, yetmişlerin başlarında Pakistan göçmeni bir baba, İngiliz bir anne ve 7 çocuklarından oluşan Khan ailesinin sıradışı yaşamlarını, bir mizah bombardımanı altında ve eğlendirmeyi hedefleyen bir üslupla resmediyor. Ayub Khan-Din'in bol ödüllü oyunundan uyarlanan bu güzel komedi, aile ilişkileri, iki kültürün çatışması ve göçmenlik deneyimleri üzerine yapılmış belki de en parlak çalışma.
Senaristlikten gelen William Brookfield'in ilk çalışması "Milk/Süt" de, gönül ve aile ilişkileri üzerine tatlı ve hafif bir komedi. Ancak Brookfield'in bu filmi her türlü ahlaki normu alaya alan tavrıyla hiciv boyutunu da barındıran bir karamizahı da içeriyor.
www.evrensel.net