'Yeşil alternatif'in politik iflası

Hafta sonunda yapılan kongrede en çok tartışılan konuların başında Türkiye'ye Leopard 2 tanklarının satılması, Almanya'daki nükleer santrallerin kapatılması...

'Yeşil alternatif'in politik iflası
Yücel Özdemir
Bir dönemler, "alternatif kesimin sesi" olarak tanımlanan ve Almanya dışındaki ülkelerde de pek çok "alternatif" kesime ilham kaynağı olan Alman Yeşiller'inin son birkaç yıldır içinde bulunduğu bunalım, geçtiğimiz hafta sonunda Karlsruhe'de yapılan kongrede kendisini bir kez daha ortaya koydu.
27 Eylül 1998'de yapılan genel seçimlerde Sosyal Demokrat Parti (SPD)'nin sandıktan birinci olarak çıkmasına, oy kaybettikleri halde, en çok Yeşiller sevindi. Ne de olsa, SPD'nin kazanması Yeşiller'e hükümet ortağı olma şansını getiriyordu. Nihayet öyle de oldu...
O sıralar, 'alternatif' kesimler, Almanya'nın süregelen politikasının artık değişeceğini, Yeşiller'in manevi lideri Joschka Fischer'in dışişleri bakanlığı koltuğuna oturmasıyla Almanya'nın dış politikasının insancıllaşacağı ve atom santrallerinin kapatılacağı gibi toz pembe hayallere kapılmıştı.
Ama parti devletin kurumlarına yerleşmeye başlayınca, gerçeğin hiç de beklendiği gibi olmadığı görüldü. Bir dönemler parlamento kürsüsünde Almanya'nın yayılmacı militarist politikasını ve silah satışını eleştiren Fischer, daha birkaç ay önce oturduğu koltuğundan Federal Ordu'nun Kosova'ya gönderilmesini ateşli bir biçimde savunuyordu ve buna da "insanı yardım" kılıfı uyduruyordu. Yine aynı şekilde, daha düne kadar nükleer atıkların Almanya'da depolanmasına kesin karşı çıkan, hatta atom karşıtlarını düzenlediği gösterilere katılan, bundan dolayı da Alman kamuoyunda Yeşiller'in "sol kanadı"nı temsil ettiği için Fundi (radikal) olarak adlandırılan Çevre Bakanı Trittin, bu kez televizyon kameralarından göstericilere "sakin olun" çağrısı yapıyordu.
Politik belkemiksizliğin üstünü radikal söylemlerle örtme dönemi çoktan geçmişti...
Bu kez de yeni duruma uygun yeni teoriler uydurulmaya başlandı ve hükümet ortağı olmanın sorumluluğu sürekli öne çıkarılmaya başlandı...
Geçtiğimiz hafta sonunda Karlsruhe'de yapılan Birlik 90/Yeşiller Partisi'nin olağan kongresinde, bu partinin bütün gücünü ve olanaklarını hükümet ortaklığına bağladığı görüldü. Ortak olmak için her yolun adeta mübah sayıldığı kongrede, "alternatifliğin" ise bir örtüden ibaret olduğu açıktı.
Hafta sonunda yapılan kongrede en çok tartışılan konuların başında Türkiye'ye Leopard 2 tanklarının satılması, Almanya'daki nükleer santrallerin kapatılması, Almanya dışındaki nükleer santrallerin yapımında Almanya'nın desteğinin çekilmesi ve partinin yapısal bir reformdan geçirilmesi oldu. Özellikle ilk iki konu hakkında alınan kararlar, Yeşiller'in geldiği noktayı göstermek bakımından oldukça ilgi çekici.
Delegelerin çoğunluğu, parti merkezinin bütün ısrarlarına rağmen Türkiye'ye silah satışına karşı çıktı. Tank satışına karşı çıkan bir önerge imzalandı. Verilen bir başka önergeyle, söz konusu 1000 tankın Türkiye'ye satılması durumunda koalisyon ortaklığından çekilinmeyeceği karar altına alındı. Bu, aynı zamanda birinci önergenin boşuna verildiğini ve yapılan bütün tartışmaların gereksiz olduğu anlamına geliyor.
Türkiye'nin 1000 tankı alacağını açıklamasından hemen sonra yapılan kongrede alınan karar, 'orta yolu bulmak'tan başka bir şey olmasa gerek. Geçtiğimiz sonbahar aylarında Federal Güvenlik Konseyi'nde bir tankın denenmek üzere Türkiye'ye gönderilmesi yönünde karar çıkmasından sonra başlayan bunca gürültülü tartışmanın da bir işe yanamadığı böylece ortaya çıktı. Parti kongresinde alınan kararın özü, "Biz satışa karşıyız, ancak satarsanız da bir şey yapmayız" oldu.
SIPR isimli araştırma kuruluşunun raporlarına göre, Türkiye Almanya'nın bir numaralı silah müşterisi. Sadece 1998 yılında Türkiye Almanya'dan 449 milyon dolar karşılığında askeri araç ve gereç aldı. Demek ki; Yeşiller'in iktidar oluşu bu kârı geriletemeyecek.
"Yeşil enerji" sloganıyla yapılan parti kongresinde, diğer önemli bir konu da nükleer santrallerin kapatılması konusunda alınan "karar" oldu.
Kararda, ilkesel olarak santrallerin kapatılması üzerinde uzlaşma sağlanırken, kapatma süresinin 18 yıl içinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu kararın da, somut bir yaptırım içermediği, uzlaşmaya dayalı olduğu ortada. Yeşiller kongresinde ayrıca, Almanya dışındaki ülkelerde yapılan nükleer santrallere Almanya'nın verdiği destek de kesilmedi. Prosedür gereği, Türkiye, Çin, Şili ve Litvanya gibi ülkelerde nükleer santralleri yapan/yapma girişiminde olan tekellere Almanya'nın devlet olarak kefil olması gerekiyor. Yeşiller bu konuda da herhangi bir değişiklik yapma gereği duymadılar.
Yeşiller'in nükleer enerjiye dair aldığı bu ikircikli kararı konu alan Financial Times Deutschland gazetesi, "Çevre Bakanı Trittin'e ve elektrik endüstrisi üreten işverenlere verilen bir ültimatom yok" değerlendirmesini yaptı. Sermayenin çıkarlarını dile getiren gazete de alınan karardan memnun gibi gözüküyor. Yeşiller hükümet ortağı olmadan önce, iktidara geldiklerinde yapacakları işleri sıralarken, nükleer santrallerin sayısının azaltılması ilk sıralarda yer alıyordu.
Aslında yukarıda sıraladığımız gelişmelerin tek bir anlamı var. Eskiden beri politik çizgisi sistem içinde yer edinme üzerine kurulu olan Yeşiller, şimdi iktidar olmanın gereklerini yerine getirerek Alman sermayesinin çıkarlarına dokunmamayı hatta onları genişletmeyi kendisine görev biçmiş durumda, hepsi bu.
www.evrensel.net