Şiirin ince işçisi Aragon yaşıyor

Şiirin ince işçisi Aragon yaşıyor

Kitaplar karman çormandı. Düzeltirken, Köy Enstitüleri bölümünün üstünden Nedim Gürsel'in "Aragon: Başkaldırıdan Gerçeğe" yapıtıyla, Sennur Sezer'in "Kirlenmiş Kâğıtlar" yapıtı elime geçti.

Şiirin ince işçisi Aragon yaşıyor
İhsan Atar
Kitaplar karman çormandı. Düzeltirken, Köy Enstitüleri bölümünün üstünden Nedim Gürsel'in "Aragon: Başkaldırıdan Gerçeğe" yapıtıyla, Sennur Sezer'in "Kirlenmiş Kâğıtlar" yapıtı elime geçti.
İkisini de okumamıştım, yeni de yayınlanmışlardı. (Evrensel Kültür'ün Mart 2000 sayısında Sennur'un o bayıldığım Meryem'in Dağınık Düşünceleri şiirini okuyunca da Kirlenmiş Kâğıtlar'ı okumalıyım demiştim.)
Aragon öncülüğü aldı. N. Gürsel'in araştırmasını bitirince, arka kapaktaki tanıtım usuma geldi: "Çağımıza damgasını vurmuş şairdir Aragon. Türk okuru onu daha çok Elsa'nın Gözleri şiiriyle tanır..." Bellek beni Elsa'nın Gözleri ile dolu geçmişe taşıdı. Evrensel okurlarına Aragon'u ve Elsa'nın Gözlerine ilişkin geçmişi taşımak istiyorum:
Yıl 1951. Ankara'yı o yıllardan tanıyanlar, Anafarta'lardan Denizciler Caddesi'ne yaklaşırken sağ kolda, 8-10 basamaklı inişteki sahafla, Sümer Sineması'nın altındaki sahafları anımsarlar. Anılan sahaflara, genellikle Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarının bulunmayanlarını aramaya, öncelikle de MEB'in öncesi ve sonrasıyla önemli bir kültür armağanı olan Tercüme dergilerini toplamaya gidiyordum.
Denizciler Caddesi başındakinden değişik 10-12 Tercüme dergisi aldım. Sahaf, Şiir ve Goethe özel sayılarını üzerindeki fiyatın iki katına verdi. Yani Şiiri 400, Goethe'yi 450 kuruşa.
Yurda döndüm, ilk, şiir özel sayısını karıştırmaya başladım. Düzyazılardan çok şiirleri okudum. Onca şiirin içinde birkaç kez okuduğum, Aragon'un Elsa'nın Gözleri şiiriyle, P. Eluard'ın Karartma ve G. Apollınaire'in Marızıbıll şiirleriydi o zaman. (Bugün de bu şiirleri hâlâ severim.)
Elsa'nın gözleri tümüyle hoşuma gidiyordu. Ama son iki dörtlüğü:
Ben bu radiumu bir pekbilent
taşından çıkardım
Benim de yandı parmaklarım
memnu ateşinde
Bulup bulup yeniden kaybettiğim
ülke
Gözlerin Peru'mdur benim
Golkond'un Hindistan'ım
Kainat paramparça oldu bir
akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir
kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken
Elsa'nın
Gözleri Elsa'nın Gözleri Elsa'nın Gözleri
dilimden düşmüyordu.
Daha sonra Yeditepe yayınlarından Batıdan Şiirler çıktı (1953). Elsa'nın Gözleri O. V. Kanık çevirisi olarak bunda da vardı.
Hüseyin Karakan'ın Başlangıcından Bugüne Dünya Şiiri Antolojisi'nde (1957) Aragon, Elsa'nın Gözleri'yle örneklenmişti.
(Varlık Yayınları'ndan çıkan Fransız Şiiri Antolojisi'ni, bir kitapsever (!) tarafından alınmış olmalı ki, bulamadım. Anımsıyorum, onda da Elsa'nın Gözleri vardı ve O. V. Kanık çevirisiydi.)
Aragon severlik Elsa'nın Gözleri'yle bütünleşmiş, O. V. Kanık'la özdeşleşmişti.
1957'de Aragon, alışılmışın dışında yazınımıza girdi. Can Yücel'in Türkçe söylediği Herboydan, Dünya Şiirinden Seçmeler yayınlandı. Can Yücel Aragon'u Ali Veli'li Türkü'de gerçekten Türkçe söylemişti. Ali Veli'li Türkü, Elsa'nın Gözleri'nin yerini almıştı. Bu şiirin son bölümünü yazmadan geçemiyorum:
Ali Veli'nin uğruna yakıldı bu türkü,
Bu türkü evsiz barksızların canı için
Bu türkü gece ayazında titreşenlerin
Bu türkü içimize doğanlardan ötürü
Kişiyi tepeden tırnağa insan edinceye değin
Koyver halkların kalbine salınsın kökü
Muştusu bu dörtnala gelen yeni düzenin
Topumuzun uğruna anlatıldı bu öykü
Bildiğim kadarıyla toplu Aragon çevirisi (şiirde), Elsa'yla ilgili olarak Sait Maden tarafından yapıldı. Son basımı Şubat 1982'de Adam Yayınları'ndan çıkmıştı. Bu çeviri Elsa'ya Şiirler'di.
Elsa'ya Şiirler'den seçme yapmakta güçlük çekiyorum. İşte seçtiklerim:
Adam Geçiyor Pencerenin Altından ve Şarkı Söylüyor'dan:
Bizi yalnız özgürlükler için
Mutluluk için yarattılar
Dua neyse itiraf için
Kırağıya pencere kadar
Mevsim neyse esrimek için
Sevdalanmak içinde bahar
Bizi yalnız özgürlük için
Mutluluk için yarattılar
Kalabalıkta Şarkıyı İzleyen Ses:
Özgürlüğe yaratıldık biz
Yalnız yalnız özgürlüğe ve
Mutluluğa yaratıldık biz"
Bir başkası:
"Ne gelir elimden Yaşamımda insanlar vardı
Onları sinekler gibi kovan elinse
Ayırt edemiyordu beni besbelli
Söz verdim ağzımda kalacak geçmiş
zaman
Pek yavaş eritilmesi gereken pestil gibi
Söz verdim hiç konuşmayacağım geçmişi
Bir gerçeği daha vurgulamadan geçemiyorum. Adı geçen Şiir özel sayısında, şimdi evrende birlik olduğu Aragon'un Elsa'nın Gözleri yapıtına yazdığı önsözden çeviri yapan (alıntılayan)
Azra Erhat'ın seçmelerini örnekliyorum:
Şiir sanatı, istençleri güzelliklere çeviren bir simya ilmidir.
Bir şiirin öyküsü, tekniğin öyküsüdür, buna şairin kendinden fazla kim yardım edebilir.
Bana öyle geliyor ki, şiir sanatı yalnız dilde değil, ölçülerde de istençleri güzelliklere çevirme sanatıdır. Hemen hemen tüm şairler, kurallara uymadan, olağanüstü dizeler oluşturmuşlardır, hatta daha çoğu onlara uymadıkları için.
Halk dilinde, halk türkülerinde, bilgiç şiirin veremediği bazı pırıltılar aradımsa, bu, onda da yararlanılacak şeyler bulunduğu içindi, yoksa emirle ya da kararla yeniden folklora başlamanın olanaksız bir şey olduğunu biliyorum.
Daima bir şarkım olacaktır. Çünkü şarkı, silahsız kalmış bir insan için silahtır, çünkü şarkı, insanın ta kendisidir, var olmanın nedeni yaşamdır, söylüyorum, çünkü fırtınanın gürültüsü sesimi boğacak kadar kuvvetli değil, ne yaparlarsa yapsınlar, canımı alabilirler, ama şarkımı susturamazlar.
İstiyorum bir gün gelsin, öyle ki, gecemize bakan insanlar, her şeye karşın orda bir alevin ışıldadığını görsünler. Ben hangi alevi canlandırabilirim, içimden başka? Aşkım, sen benim ilan edilmiş tek ailemsin, dünyayı senin gözlerinle görüyorum, şu evreni duyulur hale getiren, tüm insanlık duyularına anlam veren sensin.
Aragon'un toplumcu dönüşüm içinde, Hitler faşizmine karşı Fransız halk direnişlerinde tanıdım. Gerçek Dünya romanından, Sovyet Rusya incelenmesinden tanıdım. Andığım romanında "Sosyalist Gerçekçilik ve Romanları sunusunu şöyle bitiriyordu:
Bütün romanlarım (Haydi, Anicet bunun dışındadır diyelim.) tarihseldirler, ama tarihsel kılık içinde sunulmuş değillerdir. Dış görünüşe karşın, La Semaine Sainte (Kutsal Hafta), tarihsel yanı daha az olan bir romandır. Bu yapıtta, düş gücüne pay, Gerçek Dünya'ya olduğundan da büyüktür.
Gerçek Dünya'da kullandığım dokümantasyon, birinci eldendir.
1930 ile 1935 arasında çok kötü şeyler yazmıştım. Bunlar bir geçiş çağının eserleriydi, eksikliklerini iyice görüyorum onların. Ama yine de, benim gözümde, bir geçişi sağlamış olmak üstünlüğünü taşıyorlar. Karım Elsa yanımda olmasaydı, onların eksikliklerini nasıl fark ederdim? Bu eksikliklerden nasıl kurtulabilirdim?
Nedim Gürsel'in yapıtı Aragon üzerine hazırlanmış önemli bir yapıt.
Aragon, ülkemizde çoğunlukla Louis önadı kullanılmadan tanıtıldı. Aragon denince de çoğunluğunun usuna Elsa'nın Gözleri şiiri geldi. Yine:
Öyle derin ki gözlerin içmeğe eğildim de
(...) Gözleri Elsa'nın Gözleri Elsa'nın Gözleri
ile başlayıp Elsa'yla anılacaktır bundan böyle de.
Yazın ve düşün, dünyamızdan kaldırılmadıkça, dadaist, sürrealist, realist ve sosyalist olarak kuşaktan kuşağa okunacaktır.
Louis Aragon, şimdi Elsa Eliot'un toprak odasında, yanımda uyuyor.
www.evrensel.net