Özelleştirilen sağlıktan hasta manzaraları

14 Mart Tıp Bayramı'nda sağlık emekçileri her yıl yaptıkları gibi sağlık sisteminin sorunlarını ve kendi taleplerini sıraladılar. Bunlar sadece sağlık personeliyle ilgili değil, genel sağlık politikalarını kapsayan genişlikte yine devletin önüne kondu.

Özelleştirilen sağlıktan hasta manzaraları
Rojda İldan
Türkiye'de sıkça duyduğumuz "Her işin başı sağlıktır" sözünün özelleştirme yanlıları tarafından "Paran kadar sağlık" sözüne dönüştürülmesi için büyük adımlar atıldığı bir yılda yeniden 14 Mart'a geldik. 14 Mart Tıp Bayramı'nı bu sene de Tıp Haftası olarak 'kutlayacağız'. Sağlıkçıların her sene 'buruk' diye nitelendirdikleri bu bayram, bu sene de diğerlerinden farklı geçmeyecek. İşte özelleştirmeye yönelik uygulamaların çokça can aldığı 1999 yılından "parası kadar sağlık" alan dört kişinin hastane hikâyeleri...
Hastanede personel yoktu, öldü
Tarih, 27 Temmuz 1999. Olayın geçtiği yer Van 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi. Van Devlet Hastanesi'nde altı yıllık hemşire olan Hilal Akkaya, bir piknikten dönerken trafik kazası geçirir. Hilal Akkaya daha sonra Van 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'ne götürülür. Ama burada kendisiyle ilgilenecek kimse yoktur. Acil serviste sekiz buçuk saat tedavi edilmeyi bekler. Daha sonra kendisine müdahale edilse de iş işten geçmiştir. Arkadaşları Akkaya'nın ölümünden sonra hastane bahçesinde yönetimi protesto ederler ve sorarlar: "Bize bu yapılıyorsa vatandaşa ne yapılıyordur kim bilir?"
Cenazesi rehin kaldı
"Hastane kapılarından dönen, bekleyen, parası olmadığı için tedavi olamayan kimse yoktur Türkiye'de." Bu sözler Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından geçtiğimiz hafta Siyaset Meydanı'nda söylendi. Demirel kendisine gerçekleri anlatan öğrenciye, "Bu ülkede yeşil kart uygulaması var. Parası olmayan bununla tedavi olur" da demişti. Bu sözlerin söylendiği tarih 9 Mart idi. Çok değil, biraz geçmiş zamana baktığımızdaysa Demirel'in doğruları söylemediğini gördük. 5 Ağustos'ta Eskişehir'de, Osmangazi Üniversitesi Eğitim Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde benzerine çok rastlanır bir olay yaşandı. Geçirdiği bir hastalık sonucu yaşamını yitiren 11 aylık Emine Cankur'un cenazesi hastanede rehin kaldı. Rehin kalmasının nedeni ise Emine'nin babasının kendisine çıkarılan 361 milyon 977 bin liralık faturayı ödeyememesiydi. Cankur ailesinin yeşil kartı vardı, ama kart hastanede geçersiz sayıldı.
Parası yoktu, öldü
Yukarıdaki iki örnek devlete ait hastanelerde yaşanan örneklerdi. Bundan sonraki iki örnek ise özel hastanelerden. Bu örnekler sağlıkta özelleştirmeyi savunanların aslında parası olmayanlara ölümü layık gördüğünün kanıtları. İlk örneğin gerçekleştiği tarih 1 Ağustos. İstanbul'da bir doğumevinde bebeğini dünyaya getirdikten sonra Ümmühan Aydoğan'ın kanaması durdurulamaz. Doğumevinde Aydoğan'ı yaşatabilmek için gerekli teçhizat yoktur. Aydoğan buradan alınarak bir özel hastaneye götürülür ama hastaneye alınmaz. Çünkü getirdiklerinde Aydoğan'ın ailesine ilk sorulan "Nesi var?" değil, "Paranız var mı?"dır. Aile buradan ayrılmak zorunda kalır. Durum acil olduğu ve acil müdahale gerektiği için yine yakınlarda olan bir başka özel hastaneye götürülür Aydoğan. Ama buraya da alınmaz. Gerekçe yine aynıdır, Aydoğan ailesinin cebinin boş olması. Aydoğan başka bir hastaneye daha götürülür. Buraya alınır, ama yolda ölmüştür.
Parası yoktu, dikişleri söküldü
Tarih 3 Temmuz. Yer İstanbul, semt Beykoz. Ali Rıza Gün'ün eli iş kazasında kesildi. Gün, Beykoz Ortaçeşme Polikiliniği'ne giderek eline dikiş attırdı. Gün'e bakan doktor eline 10 dikiş attıktan sonra faturayı gösterdi: 20 milyon lira. Gün, cebinde 5 milyon lira olduğunu belirtti. Özel bir kurum olan poliklinik bu parayı yetersiz buldu. Gün'ün elindeki dikişleri söktü. Sökme parası olarak da 2 milyon lira istedi. Özelleştirilmek istenen sağlıkla emekçiye ne olacağı, sağlıkta özelleştirmenin doktora hipokrat yeminini zorla da olsa unutturduğu bu örnekle açığa çıktı. Yaşasın sağlıkta özelleştirme!
www.evrensel.net