<b><font size=2>BUGÜN GAZİ KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ

BUGÜN GAZİ KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ

   Unutmadık

BUGÜN GAZİ KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ
   Unutmadık
12 Mart 1995 tarihi, Kahramanmaraş, 1 Mayıs 1977 ve Sivas'taki katliamlardan sonraki bir katliamı tarif eder. Gazi Mahallesi'ndeki katliam, 17 kişinin ölümü yüzlercesinin yaralanması ile sonuçlanmıştı. Bu olaylarla ilgili 20 polis hakkında 7 kişiyi öldürüp 5 kişiyi yaralamaktan açılan dava ise bir devletin polislerine yakışır bir şekilde sona erdirilmiştir: 18 polise beraat, 2 polise az ve komik cezalar...
12 Mart 1995 Pazar günü saat 20.30. Gazi Mahallesi'ndeki Doğu Kıraathanesi'nin önünden geçen taksinin içinden açılan yaylım ateşi sonucu 61 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya yaşamını yitirir. Bu ölüm Gazi olaylarının ve katliamının da başlangıcı olarak bilinir. Katliamın hep planlandığı söylendi ve bu bir plansa eğer katliamda yer alan polislerin yargılandığı ve 4 yıldır süren davada, polislerin çoğunun suçsuz bulunup beraat ettirilmesi ve katillikleri tescil edilenlerin de ödül gibi cezalarla salıverilmeleri bu fikri destekleyen önemli bir kanıt olma özelliği gösterdi.
Taşa karşılık kurşun
Doğu Kıraathanesi'ni ardından üç kahvehane ve bir pastaneyi de tarayan taksinin Gazi Mahallesi'nden uzaklaşmasından sonra devletin bir hareket göstermemesi üzerine öfkelenen halk karakola doğru yürüyüşe geçer. Yürüyüş üzerine oluşturulan polis barikatından havaya ateş açılarak kalabalığa gözdağı verilmek istenir. Kalabalık kendisine panzerlerden sıkılan suya, polisin tabancasından, tüfeğinden çıkan kurşuna taşlarla karşılık verecektir sadece.
Bu Gazi davasının en çok tartışılacak konusu da olacaktır. Sanık polislerin avukatı İlhami Yelekçi "Efendim, polise ateş açmıştır bu teröristler. Tabii ki devletin polisleri de meşru müdafaa sınırları içinde kendilerini savunmak için silah kullanmışlardır" diyecektir. Bu sözler mahkeme salonundaki aileleri çılgına çevirmeye yetecektir.
Projektör ışığında katliam
Saat 04.00 suları. Evine dönmeyip Gazi Cemevi önünde bekleşenlere yaklaşan bir panzer, projektörünü topluluğun üzerine tutar. Ve topluluk içindeki Mehmet Gündüz'ün cansız bedeni cemevinin önündeki kuma yığılır. Gündüz'ün öldürülmesi ise zaten büyük öfkenin daha da artmasına neden olacaktır. Mahalle abluka altına alınır. Ambulanslara yol verilmez. Öfke büyüdükçe büyümüştür.
Cenazeler ellerde
13 Mart sabahı. Mehmet Gündüz ve Halil Kaya'nın cenazeleri alınacaktır. Gazi Mahallesi'nde basılmadık dükkân, basılmadık ev yok. Aynı saatler askeri birlikler ve polis yığınağın da güçlendirildiği saatler. Saat 11.00'e geldiğinde cemevi önünde bekleyen 5-6 bin kişilik kitle cenazelerini almak üzere karakola doğru yola çıkar. Ve polis saldırısı tekrar başlar. Bu kez tetiğe giden 'görevli' eller hedef gözetir. Ve 3 kişi daha ölür. Olaylar öğleden sonra da sürer, ölü ve yaralı sayısı artar.
Ümraniye'ye sıçrayan katliam
Olayların büyümesinin ardından İstanbul Valiliği, Zübeyde, Esentepe ve Gazi mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan eder. Diğer il ve ilçelerde Gazi'deki katliam protesto edilir. Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi'nde Gazi'de katledilenlerin cenazelerinin kaldırılacağı gün yapılan yürüyüşe polis saldırır ve 5 kişi ölür. Bu kişileri öldürenler hakkında ne soruşturma başlatılır ne de dava açılır. Cemevinde bulunan komite ile polisin pazarlıkları sonucu 16 Mart'ta saat 14.30'da 6 kişinin cenazesi polis eşliğinde Adli Tıp Morgu'ndan çıkarılır, cenazeler sloganlar eşliğinde toprağa verilir. Gazi Mahallesi'ndeki sokağa çıkma yasağı 16 Mart'ta kaldırılır. Ve olayların son bulması ile birlikte bilanço açıklanır: 17 ölü, yüzlerce yaralı.
Kimler kimdi?
Dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Başbakan Tansu Çiller idi. Ancak katliamın üst düzey sorumluları bir türlü yargı önüne çıkarılmadı. Avukatların; Nahit Menteşe, Tansu Çiller ve Necdet Menzir'in tanık olarak dinlenmesi talebi de hep reddedildi. Ve bu devlet yetkilileri olayı üstlenmemek için klasik savunmalarına başvurdu: "Bu işte Yunanistan'ın, bu işte PKK'nin parmağı var."
Gazi katliamı davası geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. 20 polisten 18'ine 'delil yetersizliğinden' ötürü beraat verildi. Diğer iki sanık Adem Albayrak ve Mehmet Gündoğan ise kendilerine yaraşır bir şekilde 'cezalandırıldılar'. Davanın son tutuklu sanığıydı Adem Albayrak. Ve duruşma salonunda kararın açıklanmasından sonra ailelere işaret parmağını sallayarak şu sözleri söylemişti: "Görüşeceğiz."
www.evrensel.net