'Güney ekspresi' yoluna devam ediyor

Yılmaz Güney filmlerinin yenilenmiş kopyaları sinemalarda gösterime girmeye devam ediyor. Uzun yıllar seyircisine ulaşamamış 'Güney film' ürünleri...

'Güney ekspresi' yoluna devam ediyor
Barış Avşar
Yılmaz Güney'i ve onun eserini anlamanın Türkiye'yi anlamaya karşılık geldiğini söyleyenler yanılmazlar. Onun tamamen kendi inisiyatifiyle çekilmiş filmleri ülkenin belli bir dönemine -ama sadece 'o dönem' için değil çok uzun yıllar boyunca anlamını yitirmeyen ve yitirmeyecek- ilişkin sinema sanatı kullanılarak ortaya konmuş eserlerdir. "Ülkesini anlatmak ve bu anlatım sırasında ulaştığı sonuçları ortaya koymak" işini Güney, 'Yol' ve 'Sürü' filmlerinde bir 'sürekli yolculuk hali' yaratarak yapmıştır. Ki, zaten her iki filmin de önemli bölümleri yollarda -özellikle de tren vagonlarında- geçer.
Bugün sinemalarda gösterime girecek olan 'Sürü' dört duvar arasından ülkesini görebilen, 'görmek için dışarda olması gerekmeyen' bir çift 'sinemacı gözü'nden memleketin hal-i pür melalini anlatıyor. Henüz köy yakmalarla, yargısız infazlarla ve diğer 'özel savaş' yöntemleriyle tanışmamış Kürt illerinden başlayıp filmdeki Şivan'ın sözleriyle aktarırsak "Başkentimiz, Ankara"da sonlanan bir öykü. Daha doğrusu bir ana öykü ve onun etrafında yaşanan birçok yan öykü. Ana öykü, yıllarca sürü olarak yaşatılan "Niye yaptığını bilmeden sürekli Adalet Partisi'ne oy veren"lerin bir koyun sürüsünün etrafında yaşadıklarını anlatırken, diğerleri de ana öykünün yaşanmasının nedenlerini gösteriyor...
Feodalizm çatırdarken...
Kendine kadarkiler ve kendinden sonrakiler içinde halkına karşı 'en açık sözlü' sinema adamı olan Yılmaz Güney'in yalın anlatımıyla yüzlerce yıllık feodalizm duvarının nasıl çatırdadığını izliyorsunuz film boyunca. Feodalizmin kurumlarının son temsilcilerinin kapitalist gelişime karşı ürkekliğini ve kendini savunma çabasını ve bu çabayı göstermekten vazgeçenleri anlatan kaç film var ki? Aşiret düzenini -ama devlet desteğiyle savaşın bir unsuru olarak hâlâ ayakta tutulan ve bölgede 'kapitalist yatırımcı güç' haline getirilenleri değil onlardan öncekileri- ve onun dayattıklarını reddeden dağ köylüsü Şivan için 'teslim olmak' nasıl kurtuluşu getirmiyorsa babası Hamo için de 'Bir Halilan olmanın verdiği güçle' direnmek yenilgiyi engellemiyor. Kapitalizmin kirlettiği insan ilişkilerinin vurgulanışıyla da egemen 'medeniyet' anlayışının kurtarıcı olamayacağı gösteriliyor. Filmin yapıldığı günlerde devrimci sanat çevrelerinden aldığı kimi eleştiriler ise bu olaylar örgüsü içinde -sonradan genellikle arabeskin hanesine yazılacak- bir 'kör talih' anlayışı bulunduğu yönünde olmuştu.
Tartışılma hakkı
Hem Yılmaz Güney'in hem de filmlerinin, sistemli ve sürekli saldırılara uğramış olması ve bu saldırının püskürtülebilmesinin onun cephesinde yer alanlar için taşığıdı önem, eserlerinin daha en başından hak ettiği tartışılma-eleştirilme ihtiyacının karşılanmasını engelledi. Ülkenin birkaç kuşağı onun sesini uzun süre hiç duyamamışken ve bugün bu olanak yakalanmışken bu gecikmiş görevin muhatapları tarafından -Ki malum münazaracılar bunların içinde yoktur!- işletilmesi gerekiyor. Sürü, hiç şüphesiz böylesi bir uğraşın en önemli duraklarından biri olmayı hak ediyor.
Elbette unutulmayacak isimlerin; yönetmen Zeki Ökten'in, Tuncel Kurtiz'in, Yaman Okay'ın ve diğer sinema emekçilerinin tümünün Güney'le bütünleşmiş kolektif çabası, sinemanın 12 Eylül'den bugüne gelen 'boşa koysan dolmaz doluya koysan almaz' hallerine ilişkin yaşanan yeni-eski birçok tartışmanın cevaplarını bir kez daha veriyor.
Her yaptığıyla halkına doğru olduğunu düşündüklerini göstermeye çalışan ve bu yolda güçlü bir 'toplumcu sanat ekspresi' olan Yılmaz Güney, hokkabazlara karşı eğilip bükülmeden yoluna devam ediyor: "... Ünlü bir oyuncusun, çevrende bir yığın hokkabaz takla atıyor. Fakat sen başka şeyler yapmak istiyorsun. Bir tarafta halk var, halkın sorunları var, halk için yapmak istediğin şeyler var. Öbür tarafta eline tabanca sıkıştırmaya çalışan, birtakım güzel kadınlarla seni yatağa sokmak isteyen insanlar var. Bunlarla benim aramdaki çelişme aslında burjuva anlayışı ile gerçekten halkın kurtuluşu doğrultusundaki anlayışın çelişmesidir."*
* İnsan, Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney. Güney Yayınları. Sf. 47
www.evrensel.net