Kongrenin ardından

Dün (5 Mart 2000) kongre salonunda, bitime az bir süre kala Fevzi Argun yanıma gelerek, "İhsan Abi yarın saat 12.00'ye kadar, bir-bir buçuk sayfayı geçmesin, değerlendirmelerini isteyeceğim" dedi.

Kongrenin ardından
İhsan Atar
Dün (5 Mart 2000) kongre salonunda, bitime az bir süre kala Fevzi Argun yanıma gelerek, "İhsan Abi yarın saat 12.00'ye kadar, bir-bir buçuk sayfayı geçmesin, değerlendirmelerini isteyeceğim" dedi. İsteksiz gibiydim, sezinledi, o rahatsız halini yine yüzünün mimiklerinden algıladım.
Konferans konularına girmeyeceğim. Yalnız şu kadarını belirteyim, hiçbir doluluk göstermeyen konu, tarım konusuydu. Bir de önüne gelen Truman Doktrini deyip, içeriğini bilmeden, doktrin bilgisi satmaya uğraşıyordu.
Kısaca, ABD ve sömürü ekonomisi açısından doktrine değinmek istiyorum. Truman Doktrini'nin ana temeli, ABD'nin geçirdiği ekonomik krizi, elinde birikmiş sanayi, özellikle de tarım sanayii mallarını dışarı ülkelere, savaştan yeni çıkmış Avrupa'ya satmaktı. Böylelikle krizi yumuşatmak istiyordu. Aslında ekonomik açıdan dünyayı kazıklamak için, 1945 yılında IMF ve Dünya Bankası bunun için kurulmuştu. IMF'nin ağababaları da plantasyonlarda (sanayi kesimine pamuk, kahve, kakao, kauçuk gibi bitkisel üretim sağlayan işletmelerde) yöneticilik yapmış Keynes'le ABD'nin hazine bakan yardımcısı, Harry D. White'di. (Harry D. White, sonradan komünistlikle suçlanır ve kalp sektesinden evrene göçer) Ekonomik kazık da denebilecek bu doktrinin en büyük kazığı da o günün koşulları içinde 400 milyon dolarla Türkiye, 300 milyon dolarla Yunanistan yemiştir.
Gelelim kongreye:
Sayısal yönü bakımından 1966'da Malatya'da yapılan TİP genel kongresi gibiydi. (Dilerim özü bakımından o kongre sonrasına benzemez. Birçok kişi partiden ihraç edilmişti. Şu anda usuma, Şekibe/Halit Çelenk, Sevinç Özgüner adları geliyor.)
Salonun içli dışlı doluluğu, uluslararası emek platformundan gelenlerin nicelik ve nitelik yönünden belirginlikleri, bizim emek çevresinin yerinde duyarlılıkları, gençlerin sloganlaşmada çoğunlukla ikili vurgu yapmaları dikkat çekiciydi, olumluydu.
Genel Başkan'ın birinci kongredekinden çok çok ilerde, delegelerle, coşturucu konuşmayla uyum sağlaması iyiydi. Artı, coşkunun içeriği slogan değil bilinç dengesiydi.
Aydın Çubukçu'nun kültür emperyalizmini özetlemesi, "Kültür ve Politika" yapıtında, yanılmıyorsam on yıl önce dillendirdiklerinin yeni argümanıydı. (Konferans gündemindeki sunuşunu, divan, tarım konusunu toparlayan ya da yönlendirenlerden ileri gelen bir kalp sıkıntısı ile ayrılmamdan dolayı izleyememiştim.)
Kongreyi içerden/dışardan kutlayanların çokluğu ilginçti. Geleceğin katılımının da göstergesiydi.
Şükran Kurdakul konuşurken onun yaşadığı yıllara taşındım. Marko Paşa'yı Zincirli Hürriyeti ve başka yayınları Turhal'dan, Sivas'tan Tokat'a taşıdığımız, emniyetçilerle algülüm-vergülüm yaşadığımız süreç kongre salonununda beliriverdi.
"Tek silahımız bilincimiz" dediğinde, Kemal Sülker'in sürgün iken yaptığı konuşmada da aynı vurguyu yaptığını anımsadım. "74 yaşında aranızda gençleştim" dediğinde çok duygulandım. Belki bu duygusallık, kendisinden bir yaş küçük oluşumdan gelmekteydi.
1962 yılında yayıncılığını üstlendiği Ataç dergileri, bunlardan birinin çeviri özel sayısı olarak Sosyalizmin Meseleleri'ni yansıttığını anımsadım. İki eli birleşmiş havada iken, ben ağlıyordum.
Ya Kırklareli delegesi İsmet Yoldaş konuşurken ikinci kez ağlamam. İlkokuldan sonra yoksulluktan dolayı okuyamayan, ama bilinçlene bilinçlene 68 yaşına ulaşan, bu yaşa ulaşmışların çoklarından kat kat devrimci bir Kırklareli Stambuluski'si. İsmet Yoldaş, Bulgar köylü lideri Stambuluski ile özdeşleşti. Belki bu özdeşleşme ağlattı beni. Belki de bilinçliliğindeki içtenlik. Böyle bilinçli köylüler çoğalmalı, çoğaltılmalı diyorum.
Katılımcılardan Rus olan genci dinlerken, belleğim nedense Brejnev, Gorbaçov, Yeltsin arasında gelgitlerle sarmalandı. Brejnev'in devrim özünden kopuk, bürokratik oluşumlarla devrimin canına okuduğunu, Gorbaçov'un Glasnost'lar, Perestroyka'larla devrimin mezarını kazdığını, Yeltsin'in Rus halkına taşıdığı "Büyük Geri Sıçrama"yı yaşadım.
Mustafa Yalçıner ve Arnavut delegesinin Enver Hoca vurgulamaları, Arnavutluk'ta uyguladığı tarımsal planlamaya ve yapılanmaya taşıdı beni. Sonra da Enver Hoca'nın Avrupa komünizmi, Lenin ve Stalin'e ilişkin değerlendirmeleri, devrim ve emperyalizm üzerine düşünceleri, komünist blokta ilk kez Kruşçev ve Kruşçevcileri eleştirmelerine uzandı.
Evet! Kongre salonunda değerin, artı değerin temsilcileri olarak bulunanlar, yarınlarda, alın terinin rantını sömürenlerin elinden halk meclisini almak için kenetlenmelidirler. Arzlar ve taleplerin emekçilerin inisiyatifinde bulunması için yarınlar kenetlenenlerindir.
Emeğin Partisi yeni yönetimini oluşturdu. Yeni üyeler kazansın. 3'üncü kongresinde 2'nci kongresindeki salona sığmayacak duruma gelsin. Bini aşkın Marksist-Leninist yapıtlarla bilinçlenmiş, bu bilinçliliği 55 yıldır yaşamında biçimlemiş, ilk kez legal bir partide üyelik yapmış biri olarak hoşça kalın diyorum. Bürokratik yapılanmadan, senden/benden olmaktan uzakta kalarak, yeni yönetime başarılar diliyorum.
www.evrensel.net