Avrupa ortak Türkiye pazar

Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye'yi pazar olarak gördükleri bizzat AB tarafından hazırlanan son Türkiye raporunda ortaya çıktı.

Avrupa ortak Türkiye pazar
Ebru Ilgaz
"Avrupa'dan demokrasi gelecek, insan hakları gelecek, yatırım gelecek" gibi propagandalarla Avrupa Birliği (AB) sürecini meşrulaştırmaya çalışanları, bizzat AB'nin hazırladığı rapor ve öneriler bir kez daha yalanladı. IMF'nin dayattığı "istikrar paketi"ne övgülerin de yer aldığı rapordaki kriterler, IMF ve Dünya Bankası'ndan sonra AB'nin de Türkiye üzerindeki denetleyici rolünü gösteriyor. Raporda "uyum kriteri" olarak sunulan temel şartların başında ise özelleştirme geliyor.
AB'nin 1999 yılı Türkiye ekonomisini değerlendirdiği rapor, Avrupa ülkelerinin Türkiye'yi tam anlamıyla bir "pazar" olarak yapılandırma niyetinde olduğunu ortaya koydu. Türkiye'nin AB'ye "uyum sürecinde" enerji, tarım, ulaşım, telekomünikasyon ve bir bütün olarak hizmet sektörlerini serbestleştirmesinin şart olduğunun vurgulandığı raporda, AB'nin, iyi not verilmesinin 'ülkede özelleştirmelerin başarıyla devam ettirilmesi' olduğu belirtiliyor. Raporda ayrıca bu çerçevede Türkiye'nin üyelik yolunda yapması gereken daha çok şey var. Bu yapması gereken şeyler ise özetle şunları kapsıyor:
Hedef Türkiye'yi pazar yapmak
Ziraat Bankası dahil tüm kamu bankalarının, enerji ve iletişim kanallarının, hizmetlerin özelleştirilmesi, tarımsal desteklerin kaldırılması ve ülkenin 'yabancı ülkelerin yatırım cenneti' haline getirilmesine neden olacak gümrüklerin serbestleştirilmesi.
Raporda, özelleştirmenin, Türkiye'nin borçlarını ödemesinde bir araç olduğu belirtilirken, Türkiye'nin 1998 yılında IMF'nin istediği şekilde yaptığı özelleştirmelere de büyük övgü diziliyor ve tam not verilerek şöyle deniliyor: "İş Bankası'nın yüzde 12.3 hissesi ve 25 yıl süreli iki mobil telefon lisansı satılarak 1 milyar Euro'ya yakın gelir elde edilmiştir. Bu rakam, GSYH'nin yaklaşık yüzde 0.5'i veya 1985 yılında özelleştirmenin başlamasından bu yana gerçekleşen özelleştirme gelirlerinin neredeyse dörtte biridir."
Özelleştirmelerin 1998 yılının ikinci yarısından itibaren sekteye uğraması ise politik istikrarsızlığa ve gerekli "yasal altyapı"nın oluşturulmamasına bağlanıyor. Seçimler öncesinde görev yapan geçici DSP hükümetinin "sınırlı amaçları" nedeniyle, 1999'un ilk yarısında özelleştirme faaliyetlerine pek az önem verildiğine hayıflanılan AB raporunda şu görüşler dile getiriliyor: "Ancak, imalat sektöründe (petrol, demir ve çelik, kimya sanayisi, …) devlet kontrolündeki şirketleri ve ulusal havayollarını satarak, yılın ikinci yarısında 4 milyar Euro'ya yakın özelleştirme hasılatı gerçekleştirmeye yönelik iddialı planlar vardır. Özelleştirilmesi planlanan 76 şirketten 26 tanesi 1999 içinde satılmak üzere ayrılmıştır."
Sermayenin gözünde Türkiye'nin itibarı arttı
Rapor, Türkiye'nin serbest piyasa ekonomisinin tüm özelliklerini barındırmasını olumlu buluyor.
Ancak raporda, "düzgün işleyen bir piyasa ekonomisi kurulma süreci tamamlanmış" olmadığına dikkat çekiliyor. Bunun nedeni ise tarımda ve mali sektörde devlet desteğinin halen devam etmesine bağlanıyor. "Resmi makamlar, derhal kamu açıklarını azaltma ve yeni yapısal reformlar uygulama üzerinde yoğunlaşmaya koyulmalıdır" denilen raporda, AB ile işlenmiş tarım mallarını kapsayan bir gümrük birliğine giren tek aday ülke olmasının Türkiye'nin, sermaye nezlinde itibarını arttırdığına dikkat çekiliyor.
www.evrensel.net