EMEP konferansına

   işçiler damgasını vurdu

EMEP konferansına işçiler damgasını vurdu
2. büyük kongresini bugün toplayacak olan Emeğin Partisi (EMEP)'nin, iki gün süren konferansı dün yapılan konuşmalar ve mücadelenin önünü açacak önergelerin kabul edilmesiyle sona erdi. Konferansın ilk günü öğleden sonra konuşan işçi ve kamu emekçileri, birimlerindeki çalışmalardan örnekler verdiler.
Elazığ'dan gelen Köy-Tür işçisi Ali Dağ, fabrikalarındaki sendikalaşma çabalarından ve işverenin tutumundan söz etti. Sendikalaşmaları karşısında işverenin iki arkadaşlarını işten attığını, ama kendilerinin üretimi durdurarak karşılık verdiklerini kaydeden Dağ, işçi sınıfına güvenmek gerektiğinin altını çizdi. Diğer şehirlerdeki Köy-Tür işçileriyle iletişimlerinin olmamasından yakınan Dağ, Erzurum, Samsun, Bolu, Kayseri, Ankara delegelerine seslenerek, mücadelelerine destek istedi.
'Zor olanı başarmak zorundayız'
Gebze'den metal işçisi Nazmi Süer, işçi sınıfının ana gövdesinin EMEP'te örgütlenmesi gerektiğini ama işlerinin zor olduğunu, bu zoru başarmak durumunda olduklarını anlattı. Gebze'de kongrelerine 400 civarında işçinin katıldığını ve hiçbirinin EMEP üyesi olmadığını belirten Süer, "Bu partide işçiler politika yapmaya hazır. Yeter ki, önünde engel olunmasın" diyerek, işçilerin partilerine ne kadar sıcak baktığını anlattı. İstikrarlı günlük faaliyetin önemini dile getirerek, gazetenin de bunun bir aracı olduğunu söyleyen Süer, işçilere güvenmek gerektiğini belirtti.
İzmir Aliağa'dan Petkim İşçisi İsmail Doğan ise, son dönemde özelleştirme belasıyla boğuştuklarını ifade etti. Sendikalarının tutumunu da eleştiren Doğan, "Yukarıdan işi bağladılar galiba, biz o bağı koparmaya çalışıyoruz" dedi. Özelleştirmeye karşı ilk tavır geliştiren işyeri olduklarını da belirten Doğan, özelleştirmeye karşı son mitinglerini örnekleyerek, "Aliağa Aliağa olalı böyle yığınsal eylem görmedi" dedi. Demirçelik havzasındaki çalışma koşullarının ağırlığından, 20 bin işçinin çoğunun taşeron olduğunu, her gün iş kazasıyla karşı karşıya kalındığını ve geçtiğimiz yıl üç işçiyi yan yana toprağa verdiklerini ifade eden Doğan, Türkiye'de meslek hastalıklarının da "mukadderat" olarak görüldüğünü, işçilerin büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarını anlattı.
Sümerbank işçisi Ersan Çarkı da özelleştirmeye karşı verilen mücadeleyi anlattı. İstanbul İşçi Sendikaları Şubeleri Platformu'nun eylemine işyerinde nasıl canla başla hazırladıkları örneğini de veren Çarkı, ciddi çalışmak, yorulmamak gerektiğini vurguladı.
'Madenler bizimdir, satılamaz'
Tuzla Deri işçisi Gıyasettin Tepeli ise on yıllık deri işçisi olduğunu sendikal bürokrasiye kurban giderek işten atıldığını söyledi. "Global kriz" adı altında sürdürülen işten atmalar sonucunda deri işletmesindeki 5000 işçinin 1500'e düştüğünü kaydeden Tepeli, işçilerin EMEP'in perspektifini doğru bulup, saygı duyduklarını, şimdi hedeflerinin Çorlu'da, Bursa'da Gönen'de örgütlenmek olduğunu ifade etti.
Konferansa Zonguldak'tan katılan bir maden işçisi de her gün madene inerken aileleriyle vedalaştıklarını söyledi. Emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin madenleri küçülterek, kapatma girişimlerine vurgu yapan işçi, re'sen emeklilik uygulamasına da dikkat çekti. 150 yıllık kömür rezervlerine karşın kömürün niçin ithal edildiğini soran işçi sözlerini, "Madenler bizimdir, satılamaz" sloganıyla bitirdi.
Samsun'dan bakır işçisi Sait Kocaman da fabrika ve parti çalışmasının sabır isteyen bir çalışma olduğunun altını çizdi. Samsun'da parti il ve merkez ilçe yöneticilerinin işçilerden oluştuğunu belirten Kocaman, sağ-sol ayrımı yapmadan işçilere kendi sorunları etrafında yaklaştıklarını söyledi.
Kamu emekçileri de KESK'in bugün içinde bulunduğu durumu eleştirdiler. KESK'in Sahte Sendika Yasası'nı kabul eder duruma geldiği eleştirisini yönelten kamu emekçileri, protestoyu aşmayan eylemler, kadrolardaki motivasyon eksikliği gibi nedenlerle bu duruma gelindiğini söylediler. Kamu emekçileri sürece müdahale etmenin olanaklarının yaratılmasını istediler.
Şair Gülsüm Cengiz ise, işçilerin hayatını kazmanın ucuyla, kendilerinin ise kalemin ucuyla kazandıkları söyledi. 12 Eylül'ün Türkiye Yazarlar Sendikası'na yönelik baskı ve saldırılarına da değinen Cengiz, sendikadaki çalışmaları konusunda da bilgi verdi.
Topçu: On bin işçi orda olsaydı!
İlk günün son konuşmasını yapan TÜMTİS Genel Başkanı Sabri Topçu, özenle, titizlikle çalışmak gerektiğini söyledi. Örgütlenme çalışmalarının fabrikalardaki somut sorunlar üzerinden olması gerektiğini belirten Topçu, sermayenin saldırılarının asıl amacının örgütsüz, sendikasız bir toplum yaratmak olduğunu söyledi. İşçileri sağcı-solcu diye ayırmanın yanlışlığına değinen Topçu, işçilerin sorunlarına, sendikalarına sahip çıkacak duruma getirilmeleri gerektiğini ifade etti. Türk-İş'in POAŞ'ın ihalesini protesto eyleminden örnek vererek, 200 sendikacının polis barikatını aşamadığını ve tartaklandığını belirten Topçu, "200 sendikacı değil, on bin işçi orda olsaydı ne barikat kalırdı, ne polis" dedi. Sendikal bürokrasinin sınıfa güvensizliğini gösteren örnekler veren Topçu, "Sınıfın gücünden korkmayalım. Yeterki onu harekete geçirmesini bilelim" dedi.
www.evrensel.net