Emperyalizme karşı mücadele

Emperyalizme karşı mücadele

EMEP 2. Genel Kongre Çalışma Raporu'nda, "Partimizin asıl görevi, 'sosyalizm keskinliği' yapmak değil, sosyalizmi kuracak güçleri ayağa kaldırmaktır" denildi.

Emperyalizme karşı mücadele
EMEP'in dün başlayan 2. Genel Konferansı'na sunulan EMEP 2. Genel Kongre Çalışma Raporu'nda, emperyalizmin her yere gericilik ve egemenlik götürdüğü vurgulanarak, ikiyüzlülükte, kendisinden önceki bütün düzenlere rahmet okutan emperyalizmin "demokrasinin yaygınlaştırılması" söylemiyle bir egemenlik mücadelesi yürüttüğü kaydedildi. Yaşadığımız dünyanın, sınıfların dünya ölçeğindeki konumlanışların, emperyalistler arası hegemonya mücadelesinin tahlil edildiği, emperyalizmin dönemsel politik söylemleri olan Yeni Dünya Düzeni, globalizmin işçi ve emekçiler açısından ne anlama geldiğinin ortaya konulduğu raporun ilk bölümünün temel vurgusu, evrensel çapta antiemperyalist mücadele oldu.
EMEP çalışma raporunda, dünyada, bir azınlığın çoğunluğa hükmetmeye başlamasından beri, hükmedenlerin bir yandan var olan düzenlerini kutsadıkları, bir yandan da var olandan hoşnutsuzluk duyan geniş emekçi kitlelerde yarın, öbür gün istedikleri gibi bir dünyada yaşayacakları umudunu yaratarak, bugünkü sıkıntıların geçici ve bu yüzden de katlanılabilir olduğu duygusunu yerleştirmeyi amaçladıkları vurgulandı.
Henüz ayakları üstünde yeni yeni doğrulan sosyalizmin; "içeriden" ve "dışarıdan" girişilen açık ve sinsi, silahlı ve barışçıl görünümlü her tür saldırının darbeleri altında, ilk önemli yenilgisini aldığı ifade edilen raporda, tekelci sermayenin sosyalizme de bir seçenek olmak üzere "Yeni Dünya Düzeni" (YDD) adını verdikleri "rafine kapitalist bir düzen" tanımlaması ile YDD'nin propagandasına giriştiği kaydedildi.
358 zengin Afrika'ya bedel!
Dünyadaki gelir dağılımının kapitalizmin doğal işleyişi sonucu her geçen gün tekeller lehine bozulduğu ifade edilen raporda, "En zengin 358 ailenin geliri 2 milyar insanın gelirinden daha fazla... 1820 yılından beri dünya nüfusu 8 kat arttı. Üretim ise 50 kat arttı. Bu rakam bile dünyadaki yoksulluğun nüfus artışıyla bir ilgisi olmadığını, tüm insanların refah içinde yaşayabileceği bir dünyanın kurulmasının mümkün olduğunu göstermektedir" denildi.
Raporda, IMF ve Dünya Bankası'nın, sadece uluslararası sermayenin yönetim merkezi değil, aynı zamanda gelişmiş ülkelerin borçlarını tahsil eden ve gelişmiş ülkelerin dünya üstündeki tam egemenliğinin kurumları olarak rol oynadığı kaydedilerek, 1999'un sonlarından beri Türkiye'nin, IMF'nin himayesinde bir programı uygulamaya koyduğu, son üç beş yıldır zaten IMF'nin bir dediğini iki etmeyen Türkiye'nin nasıl büyük sorunlarla boğuştuğunu tüm emekçilerin de gördüğü ifade edildi.
Çatışmalar dünyası
Raporda, "Ebediyyen barış içinde bir dünya" vaadi ile ilan edilen YDD'nin, dünyayı tam bir kaosa sürüklediği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi: "Barışın evrenselleşeceği baş ilke olarak ilan edilen YDD'de, 10 yıldan beri barış sadece, büyük emperyalist ülkelerin diplomatları ve politikacılarının dilinde var. Durmadan şurda burda 'barış' toplantıları düzenliyorlar; ama bu toplantılardan sadece, emperyalistlerin dayattığı koşullarda bir 'Amerikan barışı' çıkıyor. ABD, diğer emperyalist ülkelere bile, Amerika'nın olmadığı bir bölgede barışın olmadığını kanıtlamak için kanlı çatışmaları kışkırtıyor ya da çıkan çatışmalara karşı büyük emperyalist operasyonlar düzenleyerek, kendi varlığını meşrulaştırıyor...
BM, NATO, AB, NAFTA, AGİT, WTO gibi, büyük kapitalist emperyalist ülkelerin başını çektiği devlet (ekonomik, askeri, siyasi amaçları olduğu öne sürülen ama aralarında içsel bağlar da olan organizasyonlar) toplulukları, örgütleri, dünyanın yeniden paylaşımı için tartışmaların yapıldığı; bir yandan ABD'nin tek patronluğuna itirazların olduğu, öte yandan onun tek patronluğunun yeniden deklare edildiği yıllık toplantılarına sahne oldu, olmaya da devam ediyor...
Birleşmiş Milletler, ABD ve İngiltere'nin paravan örgütü durumunda...
ABD'nin başında olduğu NATO ülkeleri, NATO'nun yeni konseptini, "terörizmle mücadele" olarak açıkladılar. Yani bundan böyle NATO'nun devasa güçleri İran, Irak, Libya, Sudan, Suriye, Yugoslavya gibi ABD'nin "terörist" listesine aldığı ülkelerin "yıkıcı faaliyetlerine" karşı ve tabii küçük silahlı "terörist gruplar"a karşı mücadele edecekler!
Bunun nasıl olduğu da; Körfez'de, Bosna'da, Kosova'da görüldü..."
Hegemonya mücadelesi kızıştı
YDD'nin en önemli iddialarından birisinin de, ülkeler arasında adil ilişkilerin egemen olduğu bir dünyanın kurulması olduğu hatırlatılan raporda, "Geçen zaman içinde, bu iddianın da tümüyle asılsız olduğu, tersine egemenlik mücadelesi ve çatışmanın her zaman esas olduğu görüldü.
Gerçi ABD'nin diğer emperyalist ülkelerde kesin ekonomik, askeri ve siyasi üstünlüğü, dünyanın ABD etrafında bütünleştiği, küreselleşmenin 'tamamlanması'nın mümkün olduğu sanısı yayılıyorsa da, gelişmelere biraz yakından bakıldığında; ABD ile Japonya ve AB'nin, AB ülkeleri ile Japonya'nın, AB ülkelerinin kendi aralarında, Rusya ile hemen bütün diğer emperyalist ülkelerin bazen şu bazen bu boyutta bir çatışma içinde olduğu görülüyor" denildi.
Kriz bölgeleri
Dünyadaki kriz bölgelerinin de tespit edildiği raporda, Avrupa'nın ortasından başlayıp Orta Asya cumhuriyetlerine kadar uzanan Balkanlar, Rusya'dan ayrılan eski Sovyet cumhuriyetleri, Kafkasya, Orta Asya cumhuriyetleri ve Ortadoğu'da hegemonya mücadelesinin konusu olan yerler, asıl olarak SB'nin güçten düşüp sonra da yıkılışıyla birlikte yeniden paylaşım konusu olan bölgeler olarak sıralandı.
ABD'nin Ortadoğu'da İsrail-Türkiye ekseninde bir ekonomik-askeri-siyasi güç odağı oluşturduğu, bölgenin en güçlü bu iki ülkesiyle stratejik anlaşmalar yaparak yeni bir baskı unsuru ortaya çıkardığı vurgulanan raporda, "Çekiç Güç'ün Türkiye'ye yerleştirilmesi, neredeyse gün aşırı Türkiye'deki İncirlik Üssü'nden kalkan savaş uçaklarının Irak'taki hedefleri bombalaması, Türkiye'nin bölgede ileri karakol rolünün ulaştığı boyutu göstermektedir" denildi. Raporda, bu kriz bölgelerinde mücadelenin, AB, Rusya, ABD gibi başlıca emperyalist odaklar arasında olmakla birlikte, ABD'nin diğerlerini de kendi etrafına alarak bölgede tartışmasız liderliğini dayattığı kaydedildi.
Latin Amerika patlamalara gebe
Dünyanın kriz bölgelerinden birisinin de Afrika olduğu ifade edilen raporda, "ABD'nin arka bahçesi" olan Latin Amerika'da Küba'nın, 1959 devriminden beri Latin Amerika'nın makus talihini yenen, Amerika'ya kafa tutan bir antiemperyalist devrim ülkesi olarak, bir anıt olarak yükseldiği belirtildi. Raporda, Latin Amerika'nın; ABD'nin "arka bahçesi" olmaktan çıkacak kadar büyük patlamalara da sahne olacak özellikleriyle birlikte, her an yeni krizlere gebe bir bölge özelliği taşıdığı kaydedildi.
20 yıldır kapitalizmin vitrini, bütün geri kalmış ülkelerin gelecekte kapitalist sistem içinde refaha kavuşacaklarının örneği olarak gösterilen Güney Kore'den Endonezya'ya kadar bütün "Asya Kaplanlarının", yoksulluğun ve geleceksizliğin pençesinde kıvrandıkları vurgulanan raporda, Rusya'nın Gorbaçov dönemi ve sonrasında, sosyalizmin biçimsel ve kimi sosyal kurumlarını da ortadan kaldırıp piyasa ekonomisine geçmesiyle birlikte, kendisini kapitalist krizin de pençesinde bulduğu ifade edildi.
Kapitalist bir ütopya: Globalizm
Globalizmin kapitalizm için ne yeni bir keşif ne de gerçekleşme şansı olan bir amaç olmadığı vurgulanaın EMEP 2. Genel Kongre Çalışma Raporu'nda, "Çünkü globalizm, yani dünyanın ana kapitalist ülkeler etrafında bütünleşmesi ve sermayenin gümrük, siyasi engel ve milli sınırlar gibi hiçbir engelle karşılaşmadan dolaşabilmesi fikri, bütün bir 19. yüzyıl boyunca başını İngiltere'nin çektiği sömürgeci, büyük kapitalist ülkeler tarafından savunulmuştur. Emperyalizm çağı ile bu düşün gerçekleşme şansının arttığı iddia edilmiş; örneğin eski Marksist Karl Kautsky "ultra emperyalizm" teorisinde de tam da şimdi burjuva ideologları ve propagandacılarının globalizm, küreselleşme, mega kapitalizm, dünyanın mega köy vb. olması adlarını verdiği bir dünya modelini savunmuştur. Bugünkü Avrupa Birliği'ne çok benzeyen ünlü "Avrupa Birleşik Devletleri" fikri yine aynı globalizm iddiaları etrafında geliştirilmiştir.
Ancak 19. yüzyıl boyunca gelişmiş kapitalist ülkeler arasındaki çıkar çatışmaları ve nihayet 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın patlak vermesiyle bütün bu, barış ve refahın paylaşıldığı tek dünya devleti fikri ve Avrupa Birleşik Devletleri hayalleri çökmüştür" denildi.
Globalizme karşı evrensel bir mücadele
EMEP'in bugün emperyalist ülkelerin dünya egemenliğine meşruiyet zırhı olarak kullanılan globalizm fikrine ve global bir kapitalist dünya kurma çabalarına, globalizmin en önemli "projesi" olan AB'ye cepheden karşı çıktığı vurgulanan raporda, "Çünkü biliyoruz ki; emperyalizm; dünyada tam egemenlik sağlamak için; bir yandan geri ülkelerin sanayilerini, tarımlarını çökerterek buraları bir pazara dönüştürmeyi; eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim gibi tüm kamu hizmetlerini özel sermayenin kâr alanı olarak yeniden düzenlemeye yönelerek, aynı zamanda da işçi sınıfı ve emekçilerin sınıf örgütlerini dağıtarak onların köleleşme derecesini artırmayı amaçlamaktadırlar. Bu gerçekler karşısında EMEP; hem uluslararası planda globalizmin ideolojik temellerinin çürüklüğünü ortaya koymak hem de emperyalist hegemonyaya karşı dünya ölçüsünde (enternasyonal bir görev) ve Türkiye'de açıkça karşı çıkmayı kendi misyonu olarak görmektedir... Ama hepsinden önemli olarak işçi sınıfının, emekçilerin ileri unsurları içinde burjuva globalizmini gerçek içeriğini sergileyerek, işçi enternasyonalizmi ile arasındaki karşıtlığı sergileyip gerçek bir enternasyonalizm için mücadelenin burjuva globalizmine ve onların globalleşme adı altında yürüttükleri "emperyalist operasyonlara" karşı mücadeleyi yükseltmeyi partimizin asli görevi olarak görmektedir... Partimiz, kendisi için şu veya bu ölçüde müttefik olabilecek, emperyalizm karşısında olabilecek siyasi parti ve çevreleri uyarma görevini sürdürecek; emperyalizme karşı, onun "global dünya" demagojisi karşısında yer alabilecek her güç odağının gerçekleri görmesi için elinden geleni yapmaya sabırla devam edecektir.
Günümüzde antiemperyalist mücadelenin özü de budur" denildi.
www.evrensel.net