Gündemimiz Türkiye

Gündemimiz Türkiye'nin geleceğidir!

Mart kışın sonunu müjdeler anakaramızda. Bitmez sanılan kışın sonunun geldiğidir. Kar da yağsa, seller de bassa baharın eli kulağındadır.

Gündemimiz Türkiye'nin geleceğidir!
Sennur Sezer
Mart kışın sonunu müjdeler anakaramızda. Bitmez sanılan kışın sonunun geldiğidir. Kar da yağsa, seller de bassa baharın eli kulağındadır. Üşümüş renkli kardelenler, sarışın çiğdemler, acının morluğunda menekleşer burunlarını kar altından uzatmak üzredir. Dal uçlarında tomurcuklar patlamaya hazır... Mart ürünün geleceğidir.
Emeğin Partisi, İkinci Olağan Genel Kongresi'ni 5 Mart'ta yapıyor. Günlerdir bir kongreye değil bir bayrama hazırlanma coşkusundayız. Takvimlerin getirdiği bir bayrama değil, torununu okula başlatmanın, kızının düğününün, oğlunun ilk işinin getirdiği sevinç gibi yaşamın içinden bir bayram....
İl kongrelerinde arifeyi yaşadık. Ankara'da bayramı kutlayacağız. Yan yana olmanın, sırt sırta vermenin bayramını. Emekçilerin bir arada oluşunu. Kafa ve kol emekçileri... El hünerini, bilgiyi beyin gücünü ortaya dökeceğiz. Türkiye'yi tartışacağız. Çünkü gündemimiz Türkiye'dir. Türkiye'nin geleceği...
Ben şiirleri seçiyorum günlerdir. Nâzım ustadan, Brecht'ten... Dağlarca'dan. Dağlarca'nın dizeleri bugün yazılmış gibi saptıyor durumu: "Çalışır aç, çalar tok," Okudukça bana kongreyi anlatmış gibi geliyor: "Orda bir köylü ayağı, burda bir işçi kolu, bir kocaman yürümekte bir kocaman tutmakta/ .../ Yetti artık ovalarca sömürüldüğü/ Sayrı, çıplak, köle, aç, aldatılmış/ Yetti artık öldüğü, hey hele hey/ Söylemedi demeyin/ Ölü gözünü açar mı, açacak."
"Nerde iş varsa, nerde lokma varsa" oraya gitmiş insanımız dolduracak salonları. "Geçmişten/ Geleceğe doğru hep/ Adımlarımız"la. Sorular'ı soracak. " Neden köle olsun işçi/ Dışardan beslenenlere/ Dağlar çıkarken geceden/ Yüreği puslananlara/ Neden katılmasın işçi/ Kendine seslenenlere/ Kim arkadan vurabilir/ Sırt sırta yaslananlara"
Aydınlar konuşacak, kafa emekçileri: "Yazı-kapatılmışlığın dışarı çıkmasıdır/ Büyür yazılarla özgürlük çığı/ Ama korkarlar ne diyecek/ Neler anlatacak kurda kuşa/ Nelerini geri isteyecek yüzlerce yıllık ağalarından/ Bundandır toplumların okutulmadığı..."
Bir şiir gibi düşlüyorum kongreyi... Hayır bir senfoni gibi... Seslerin birbirini tamamladığı, güzellediği, güzelleştiği. Tek bir ses olacak orda yüzlerce sesten oluşan. Sesimi ona katmanın coşkusuyla haykıracağım: "Türkiye İşçi Sınıfına Selam!"
Gelişip, büyüyen, tohumların tohumunu selamlamak için herkes orada olacak biliyorum. Suna Keskin, Metin Göktepe....
Adları uzun bir liste olacak yol arkadaşları. Kimi gurbette, kimi tezgâhta, kimi... Ama nerede olurlarsa olsunlar, sıcaklıkları omuz başlarımızda.
Biliyorum, hep birilerini arayacak gözlerim, gözlerim dolacak...
Zihni Anadol sanıp birinin omzuna değerken... "Sayın Bakanım" diye seslenirken, Suna sandığım bir genç kadına... Tunceli'den gelenleri ararken... Ne olacak, düğünlerde de hüzünlenilir. Yeter ki umutsuzluğa varmasın ucu. Dağlarca'nın "Horoz"u olacak elimde. "Erken öten güzel horoz"un öyküsünü anlatacağım belki bir genç kıza. 8 Mart'ta ne yapacaksın diye soracağım. İstanbul'daysan bir görevin var diyeceğim. Saat 10.30'da bir davayı izle. "Mehmedin Kitabı" davasını... Beyoğlu adliyesinde.
Mart geldi ya... Kışın sonu geldi demektir. Güzel otlar sardı saracak ortalığı... Açlığa, hastalığa çare otlar... Sonra Madımak düşecek aklıma.. Asım Bezirci, Nesimi, Hasret Gültekin... Otuz beş can... Halay çekerken gençler orada olacaklar biliyorum... Biliyorum sesim kısılacak haykırmaktan: "Parti bayrağı daha daha yukarı"
Onun için şimdiden sesleneyim dostlar, biliyorum orda olacaksınız hepiniz. Gövdelerinizle olmazsa, düşüncelerinizle, düşlerinizle... Zaten bizi salonlar almaz. Selam hepinize... Selam örgütlenmeye...
www.evrensel.net