Fotoğraf: AA

'İşgüvencesi ve hak grevi istiyoruz'

"İşçi sınıfını bir denize benzetiyorum. Deniz, içindeki pislikleri er ya da geç atar. Bunun zamanı gelmiştir artık. Sınıf kendine uymayan sendikacıları deniz gibi temizleyecektir. Ben buna inanıyorum. Biz bu bakımdan 'öncülük yapalım, hamle yapalım' diyoruz. Onun için uğraşıyor, girişimlerde bulunuyoruz. Olumsuzluklara karşı durmanın adı eylemse eylem, grevse grev. Bedeli neyse ödemeye hazırız. 2000 yılı rüzgârın tersine çevrileceği yıl olacak."

'İşgüvencesi ve hak grevi istiyoruz'
Sultan Özer/Gökhan Biçici
Belediye-İş Sendikası Genel Başkanı Nihat Yurdakul, 2000 yılında 500'e yakın işyerinde toplu iş sözleşmelerinin yenileceğini, IMF'nin isteği doğrultusunda kendilerine dayatılanları kabul etmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Sözleşmelerde ücret artışı konusunda dört kişilik bir ailenin geçim endeksini baz alacaklarını açıklayan Yurdakul, işgüvencesi ve hak grevi taleplerine de çok önem verdiklerini dile getirdi. İşkolundaki üç sendikaya birleşme çağrılarını yineleyen ve Türk-İş'in sessizliğini eleştiren Nihat Yurdakul, sorularımızı yanıtladı.
Hükümet, IMF'in ve diğer sermaye kuruluşlarının istemleri doğrultusunda toplusözleşmelerde yüzde 25'ten fazla ücret artışı verilmeyeceğinin mesajlarını veriyor. Bu dayatmaya karşı nasıl bir tavır göstereceksiniz?
- IMF, "Ben sana borç verdim, faiziyle birlikte geri isterim, işçi, memur, köylü beni ilgilendirmez" diyor. Devletin açıkladığı yüzde 68.8 enflasyon oranına karşı yüzde 15'ten bahsediyorlar. Böyle anlayış olmaz. Herkesten fazla enflasyonun düşmesini biz isteriz. Çünkü enflasyonun kontrolsüzlüğü yine sermayenin işine yarar. Ama enflasyonu düşürmek adına çalışan kesimi de canlı canlı mezara koymanın alemi yok. Bu sözleşmelerde dört kişilik bir ailenin geçim endeksini baz alıyoruz. Enflasyon yüzde 20'ye mi düştü? Tutarız biz de yüzde 20 isteriz. Ancak devletin açıkladığı enflasyon oranına karşı birilerini zengin etme, bankaları kurtarma pahasına bunu yapmalarına izin vermeyiz. Çocuklarımızın geleceğinden kesip, birilerine hortumlatmalarına izin vermeyeceğiz.
Üç sendikanın örgütlü olduğu belediye işkolunda çalışan on binlerce işçiyi bir araya getirmeye ve ortak bir mücadele geliştirmeye yönelik çabalarınız olacak mı?
- Sendikaların bir araya gelmesi bizim baştan beri arzumuz ve isteğimiz. O anlamda ne yapılması gerekiyorsa yapıyoruz. Sendikalar, önlerindeki engelleri aşmak için birlikte davranmak durumunda. İşkolumuzda üç sendika lüks. Belediye-İş olarak 1992 yılından beri çağrı yapıyoruz. Genel kurul kararımız var. Buradan bir daha yineliyorum, hiçbir şey talep etmeden, hiçbir önkoşul öne sürmeden bir araya gelelim. Belediye-İş'in Genel Başkanı olarak feragat etmeye razıyım. Bu birlikteliği sağlayabilmenin onuru, mutluluğu bana yeter.
Peki bu noktada somut adımlar nasıl atılabilir?
- Biz bu söylemi 1992'lerden beri dillendirirken, bir sendika çıkıp 'kafalarda birleşelim' diyor, diğeri 'kasalarda birleşelim' diyor. Böyle sloganlarla geldiler. Her insanın bir düşüncesi var, kimse 65 milyon insanı bir tornadan çıkartamaz. Bir takım çevereler işlerini daha rahat yürütebilmek için 'Böl, parçala, yönet' taktiğini uyguluyorlar. Üç sendika üye kapmak için birbiriyle uğraşıyor. Emeğini de parasını da böyle harcıyor. Noterler vergi rekortmeni oluyor. Biz diyoruz ki 'birlik sorununu tabanın halletmesi gerekiyor. Ama bunu hızlandırmak için gelin biz bu işi yukarıda halledelim.' Olmazsa da en azından eylem birliktelikleri yapalım. Çalışmalar İstanbul'da başladı ve ufak tefek noksanlıklarımız olmakla beraber şu zamana kadar olumlu gidiyor. Bu eksikliklerimizi de aşar ve bu TİS döneminde birlikteliği sağlarsak, çok daha az zararla bu işin altından kalkarız diye düşünüyorum.
İşkolu dışındaki sendikalarla da güç birliğini sağlama yönünde somut girişimleriniz oldu mu?
- Türk-İş'in alacağı ve işçi sınıfı yararına olacak her türlü karara Belediye-İş her türlü olanağıyla destek verecektir. Bugüne kadar Belediye-İş'in böylesi kararlara katılımı yüzde 90'dan aşağıya düşmemiştir. Bahar eylemlerinde belediye işçilerinin rolünü, yığılan çöpleri bir hatırlayın. Belediye işkolu çok önemli bir işkolu. Ama Belediye-İş birilerinin taşeronluğunu yapmayacak. Herkes taşın altına elini koyacak. Taşın altına ellerini koyarlarsa biz kolumuzu koymaya hazırız. Büyükşehirler dahil, 500'e yakın işyerinde toplu iş sözleşmemiz var. Diğer sendikaların bu noktada bize katkısı olursa mutlu oluruz, en azından moral vermiş olurlar.
Sözleşmelerde ücretler dışında gündeme getireceğiniz diğer talepler neler?
- Sözleşmelerde ücret zammından daha fazla önemsediğimiz şey '82 yılında bize dayatılan anti-demokratik yasaların kaldırılması. Bunların başında iş güvencesi ve hak grevi geliyor. Bunları çok daha fazla önemsiyorum, yoksa yüzde 200-500 ücret zammı almak önemli olmaz. Bir insanın 'işimi kaybedecek miyim, kaybetmeyecek miyim' düşüncelerinden arınıp verimli çalışabilmesi için işgüvencesinin olması lazım. İşveren "yürüyüşünü beğenmedim", "tipini beğenmedim" diyor, "attım seni işten" deyip çıkıyor işin içinden. Ücretinden başka geçinecek bir geliri olmayan bir adama 7 aydır ücret ödememenin açıklaması olmaz. Bunun için hak grevi istiyoruz biz.
İşçi ve emekçilere yönelik ciddi saldırılar var. Türk-İş'e baktığımızda ise bir suskunluk dikkati çekiyor. Siz, bu hareketsizliği kırmak için girişimlerde bulunacak mısınız? Ne yapılmalı?
- Suskunlukla geleceğimiz bir yer yok. 1990'da 3,5 milyon sendikalı varken 2000 yılında 800 bin sendikalı kaldı. Ben sayın Meral'e, 'iki-üç sendikacıyı alıp Başbakan'ı ziyaret etmek sendikacılık değil. Böyle sendikacılık olmaz' dedim. Sorunlar ille de sokakta halledilsin demiyoruz, oturalım masa başında konuşalım. Ancak olmuyorsa da gereği yapılmalı. Olması için de hazırlıklar yapılmalı. Sendikacının görevi işbaşa düştüğü zaman başlamaz, sendikacı 'yarın benim önüme ne gelir, ne gibi sorunlar çıkar' diye hazırlıklı olmalı. Böyle bir hazırlık yapılmadı. Sosyal güvenlik eylemlerinde olmadı, işgüvencesinde olmadı, yasaların gündeme gelmesinde olmadı, kıyak emeklilikte olmadı. Biz bunun için zorluyoruz. Tabi ki Belediye-İş büyük bir sendika ama bu sonuçta güç meselesi. Bir anda herkese çeki düzen vermek öyle kolay değil.
İşçi sınıfını bir denize benzetiyorum. Deniz, içindeki pislikleri er ya da geç kenara atar. Bunun zamanı gelmiştir artık. Sınıf kendine uymayan sendikacıları deniz gibi temizleyecektir. Ben buna inanıyorum. Biz bu bakımdan 'öncülük yapalım, hamle yapalım' diyoruz. Onun için uğraşıyor, girişimlerde bulunuyoruz. Sırf kendi tabanımıza değil her yerde anlatıyoruz bunu. Eğer olumsuzluklara karşı durmanın adı eylemse eylem, grevse grev. Bunlardan çekinmeyeceğiz. Bunun bir bedeli olur tabi, dünyanın hiç bir yerinde bedel ödemeden birşey kazanılmıyor. Bedeli neyse ödemeye hazırız, ama insan olarak, çalışan olarak, toplum olarak hakkımız neyse alacağız. 2000 yılı rüzgârın tersine çevrileceği yıl olacak. Çünkü her şey dibe vurdu, başka çıkış yolu yok.
Beş aylık bir başkansınız. Bu süreçte örgütlenme çalışmanız gelişti mi?
- Üye kazanımlarımızın olduğu yerler var, ama sayısal olarak büyümekten ziyade örgütlü ve nitelikli bir üye tabanına sahip olmayı önemsiyoruz. Bizim şimdi kağıt üzerinde 200 bin üyemiz var. Bu kadar üye yerine daha az da olsa daha örgütlü üye istiyoruz. Yoksa üye sayısını arttırırsınız, aidatlarını toplarsınız ve bu aidatları da bugüne kadar kullanıldığı gibi kullanırsınız, ama bir işe yaramaz.
Taşeronlaşma furyası devam ediyor. Bu şirketlerin kuruluşu bizim yasalarımıza uymuyor. İşçi istihdam ediyorlar, oysa böyle bir hakları yok. 'Türkiye'de ne kadar şirket var' diye araştırıyoruz ve önümüzdeki günlerde dava açacağız. Dava sonucu ne olur, işçiler belediye bünyesinde mi kalır yoksa farklı mı olur bilinmez, ama biz bu sefer ikinci bir çalışma yürüterek bu işçileri örgütlemeye çalışıyoruz. Ancak bu kolay olmuyor.
www.evrensel.net