'Güneş'e gecikmeli yolculuk!..

Geçtiğimiz yıl gösterildiği İstanbul ve Ankara film festivallerinde "En İyi Film" seçilen, uluslararası festivallerde bir çok ödül kazanan...

'Güneş'e gecikmeli yolculuk!..
Şenay Aydemir
Geçtiğimiz yıl gösterildiği İstanbul ve Ankara film festivallerinde "En İyi Film" seçilen, uluslararası festivallerde bir çok ödül kazanan Yeşim Ustaoğlu'nun bol ödüllü filmi "Güneşe Yolculuk" bugün gösterime giriyor. Hem de bir çok Avrupa ülkesinde gösterildikten aylar sonra.
"Güneş'e Yolculuk" politik' film kategorisinde değerlendirilebilecek kalburüstü bir çalışma. Özellikle Kürt çevreleri tararından eleştirilere maruz kalan "Işıklar Sönmesin" ve "Sınır" filmlerinden sonra, soruna daha estetik ve 'Kürtlerden taraf' bir bakışın ürünü olarak önemsenmesi gereken bir film.
Senaryosu da Yeşim Ustaoğlu tarafından kaleme alınan film, İstanbul'da yolları keşişen bir Türk genci (Mehmet) ile bir Kürt genci (Mehmet) arasında yaşanan sarsıcı ve 'değiştiren' hikayenin öyküsü.
Mehmet İzmir'in Tire ilçesinde doğan ve büyüyen çeşitli nedenlerler İstanbul'a gelerek sular idaresinde kaçak tespiti yapan bir Türk genci, Berzan Irak sınırında bulunan Zorduç köyünden.
'Ortak kader'
İki gencin yolu, aynı zamanda ikisinin bir türlü biraraya gelememesinin nedeni olan 'şoven' bir bir histeri şovunda kesişiyor. Bir milli maç sonrası klakson çalmadığı için arabası gençler tarafından sıkıştırılan bir adama yardım eden Mehmet'in imdadına Berzan yetişir. Ve bu karşılaşma memleketin iki ayrı köşesinden, ayrı düşünceleri, ayrı yaşamları olan ve iki gencin yakınlaşmasının da vesilesi olur. Ve bu ikiliye Mehmet'in sevgilisi Arzu'nun da katılmasıyla büyükşehrin 'sıradan' insanlarının hayatına yöneliyor kamera. Ve kentin dışındaki Kürt mahallelerinde, izbe işyerlerinde, koğuş usulü odalarda gezinerek panorama çiziyor.
Bir gerçekten diğerine
Berzan'ı tanıdıkça Kürt sorununa ilişkin ilgisi artan Mehmet'in 'tesadüf' eseri gözaltına alınması ve işkence görmesi aynı zamanda 'yeni bir gerçekle' de karşılaşması oluyor. Ancak ülkenin doğusunun durumundan bihaber bu Türk genci için asıl 'gerçek' Berzan'ın cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine destek vermek için katıldığı bir eylem sırasında öldürülmesinin ardından ortaya çıkıyor.
Mehmet, arkadaşı Berzan'ın cesedini adını bile duymadığı Zorduç'a götürmek üzere yola çıkıyor.
Ustaoğlu'nun yalın kamerası, doğrudan ve yalnızca insan ve doğa figürlerini kullanarak anlatmak istediği öykü bütün bu seyahat boyunca katedilen her mesafede yoksunluğun anlatıcısı niteliğinde. Mehmet'in İstanbul'dan başlayan yolculuğu bir çok Anadolu kentini içine alan bir gözleme dönüşüyor seyirci için.
Ve Mehmet, arkadaşı Berzan'ın tabutuyla birlikte Kürt illerine ulaştığında yakılan köyler, göç eden insanlar, kimlik kontrolleri, tanklar, panzerler giriyor birden hayatına. Ülkenin en batısından başlayan yolculuk, 'görünmeyen' bir zapturapttan, en sade ve açık olanının yaşandığı başka bir corafyaya taşınıyor.
Ustaoğlu zaman zaman Yılmaz Güney'in, zaman zaman da Balkanlardan çıkan yönetmenlerin filmlerinin fimllerinin tarzını çağrıştıran kamera kullanımlarıyla yeni ve duru bir sentez gerçekleştiriyor. Ancak, kimi bölümlerde hikayenin doğal akışı, yaşamdan yapılan müdahalelerle kesiliyor. Bu da seyircinin kendini kaptırdığı 'şiirselliğin' kesintiye uğramasına neden oluyor.
Cesur bir film
Film, çekildiği tarihsel dönem bakımından oldukça cesur sayılabilecek özellikler de taşıyor. Gösterildiği festivallerin üzerinden bir yıl geçmiş olmasına, o dönem bir çok olumlu eleştiri almasına rağmen bir yıldır dağıtımcı bulamayan film, yeni kendi olanaklarıyla yolculuk yapacak gibi görünüyor.
Film bugün İstanbul'da Sinema Türsak, Sinema Akademi, Osmanbey Gazi, Kadıköy Bahariye ve Avcılar Avşar; Ankara'da Metropol; İzmir'de Sema ve Diyarbakır'da Dilan sinemalarında gösterime giriyor.
www.evrensel.net