Bildik bir dava, bildik bir sonuç

Yine polis dayağı, yine keyfi gözaltı, açılan dava, şaşırtmayan bir sonuç: Polislere ceza yok!Yunus Atalay'ın açtığı davanın sonucu da polisleri şaşırtmadı.

Bildik bir dava, bildik bir sonuç
Serpil Kurtay
Polisin işlediği her suçun ardından yetkililer, "Bunlar Türk polisini kötülemek için ortaya atılan iddialardır", "örgüt üyeleri hep işkence gördük der, bu örgüt kararıdır" şeklinde açıklamalar yaparlar. Onlara göre yaşananlar, 'şeffaflaştırılmış karakol'lardaki 'münferit' olaylardır. Hukukçuların büyük uğraşları sonucu açılan işkence davalarının sonucu da, yetkililerin açıklamalarını dayandırmaları için yeterli malzeme verir. Yargılanmaları bile ülkemizde başarı sayılan polislerin, mahkemede verdikleri ifadeler de, birbirine benzerlikleriyle dikkat çeker: "O bize saldırdı", "Kafasını oradan oraya vurarak kendini yaraladı". Sonuçta polis masum, hatta mağdurdur..!
Olayın başlangıcı
Bu genel mantığın bir örneği de, önceki gün sonuçlanan Yunus Atalay davasında yaşandı. Atalay, her gün olduğu gibi 24 Ağustos 1995 günü de Beyoğlu'ndaki büfesini açmıştır. Büfenin kapanmasına yakın, saat 23.00 sıralarında, büfenin önüne bir grup polis gelir. Polisler, Atalay'a kendi büfesiyle arasında iki dükkan bulunan duvara yazılı olan "DHKC" yazısını silmesini emrederler. Atalay, "yazının kendi duvarında olmadığını, bu yazıyla hiçbir ilgisi bulunmadığını, dolayısıyla silmekle de yükümlü olmadığını" söyler. Atalay, polislerden yazının bulunduğu dükkanın sahibiyle konuşmalarını ister ve ekler: "Üstelik emniyet ya da belediye yetkilileri de bu yazıyı silebilir."
Öldüresiye dayak
Atalay'ın sözleri, polislerin saldırısına uğraması için yeterli olur. "Sen bizim istediğimizi nasıl yapmassın" diyerek Atalay'ın üstüne saldıran ve dövmeye başlayan polislere, o sırada olay yerinden geçen ekip otosundan inen polisler de katılır. Bir kişiye saldırmakla yetinmeyen polisler, Atalay'ı gözaltına almak ister ve zorla polis otosuna bindirir. Dayak faslı arabanın içinde de devam eder. Kulaksız Karakolu'na gelindiğinde, polisler kendilerinin yazdıkları ifade tutanağını zorla imzalattırmak ister. Bunun için Atalay, falakaya yatırılır, kaba dayağa maruz kalır. Atalay, yediği dayak için gözaltından çıkınca 10 günlük iş göremez raporu alacaktır.
Hem suçlu hem güçlü
Atalay'ı öldüresiye döven polisler, attıkları sopayla kalmaz, bir de "polise mukavemet" ettiği iddiasıyla hakkında dava açar. Polislere göre, olaylar hiç de anlatılan şekilde olmamıştır. Mağdur olduğunu ileri süren Komiser Müslüm Ayan, şu şekilde ifade verir: "... büfenin duvarında DHKC yazısı okundu ve bunun üzerine büfe sahibini yanıma çağırarak (ismini daha sonradan öğrendiğim Yunus Atalay isimli şahıs) bu yazıyı sileceğimizi söyledim. Atalay'ın ise 'Kesinlikle sildirmem. Bu yazıyı silmek isteyen karşısında beni görür. Beni öldürmeden bu yazıyı silemezsiniz' gibi ifadeler kullanması sonucunda, durumundan şüphelenerek kendisini karakola davet ettim. O ise, 'Beni kesinlikle karakola götüremezsiniz' diyerek, işyerini bırakıp kaçmaya başladı. Aynı zamanda yerden aldığı taşları bize fırlatıyordu. Bana isabet eden taşlardan yaralanarak yere düştüm... Bu şahsı arakadaşlar yakaladıktan sonra memur arkadaşlara karşı saldırganlığını devam ettiriyordu. Kendisi zor kullanılmak suretiyle ekip otosuna bindirildi."
Bozacının şahidi şıracı
Diğer polisler de ağız birliği yapmışçasına komiserlerinin ifadesini tekrarlar. Hatta biraz daha ileri giderek, Atalay'ın gözaltına alınma işlemi sırasında otonun kapısına ve otonun içinde kafasını sağa sola çarptığını iddia ederler. Bu ifadeler üzerine polisler mağdur duruma düşmüştür. Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, Atalay'ın TCK'nın 258/1 maddesi gereği cezalandırılmasına, fakat polislerin memuriyet hududunu aşarak keyfi hareketleriyle suça neden olduklarından cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.
Sonuç: Polisler cezasız
Bu sırada Atalay'ın avukatı Şeref Turgut da, polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Atalay'ın aldığı on günlük iş göremez raporu bulunduğuna dikkat çeken Turgut, Beyoğlu Ekipler Amirliği'nde Komiser Müslüm Ayan ve aynı yerdeki polis Mehmet Aksaç ve Müjdat Pamuk'un "efrada suimuamele, işkence, müessir" fiil suçlarından cezalandırılmalarını ister. Polisler hakkında açılan davada, önce polislerin başka birimlere ya da başka illere atandıkları ortaya çıkar. Uzun bir süre duruşmalara gelmeyen polisler, mahkemeye geldiklerinde de çelişkili ifadeler verirler. Müslüm Ayan, bu sefer de, Atalay'ın kendisine büyük kaldırım taşıyla vurduğunu iddia etmektedir.
Aradan beş yıl geçtikten sonra sonuçlanan davada, polislerin TCK'nın 245. maddesine göre üç hapis ve üç ay meslekten men edilmelerine karar verildi. Daha sonra ceza, 2 ay 7 gün hapise indirildi. Bu da yetmedi; "sanıkların geçmişteki durumu suç işleme konusundaki eğilimi nazara alınarak" cezalar ertelendi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İHD saldırılara tepki gösterdi
İHD İstanbul Şubesi iktidar ve uluslararası tekeller tarafından emek güçlerine yönelik saldırılara tepki gösterdi. İHD Çalışma Yaşamı Komisyonu dün dernek binasında düzenlediği basın toplantısında, MAI ve MIGA gibi anlaşmalar ile "ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarının ayrıcalıklı yatırımlar yolu ile yağmalanmasına peşinen verilen onay anlamına gelen" uluslararası tahkim uygulamaları örnek gösterildi.
Açıklamada "Sermaye bu saldırılarla yetinmemektedir. Özelleştirme ve taşeronlaştırma saldırıları ile çalışma yaşamı, çalışan büyük emekçiler kütlesi açısından daha fazla çekilmez hale getirilmek istenmektedir" denilerek, şimdiye kadar yapılan özelleştirmelerin temel insan haklarının ihlaline neden olduğu belirtildi.
Esnek üretimin de işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarının gaspı anlamına geleceğine de dikkat çekilen açıklamada, koalisyon hükümetinin hazırladığı yasa tasarısıyla kamu emekçilerinin grev ve toplusözleşme hakkını yine tanımayacağının ortaya çıktığı ifade edildi.
Ücret artışı oranının yüzde 25'le sınırlandırılması dayatmasının toplusözleşme hakkına saldırı olduğu vurgulanan açıklamada, her çalışanın insani koşullarda çalışma imkânına sahip olması için gerekli düzenlemelerin yapılması istenerek, bu konudaki talepler şöyle sıralandı: "Herkesin insani koşullarda yaşamını sürdürecek ücret/maaş artışı almasını; bütün çalışanların sigortalı ve iş güvencesine sahip olmasını; emekçilerin örgütlenme ve toplusözleşme haklarının eksiksiz kullanılmasını; özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarına son verilmesini; esnek üretim modelinin çalışma yaşamına girmesini ve yaşanabilir bir çevrenin sağlanmasını talep ediyoruz."
www.evrensel.net