Politika yapmak için Genel Kongre'ye

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Memet Kılınçaslan emekçleri 5 Mart'ta Ankara'da yapılacak olan EMEP Genel Kongresi'ne çağırdı.

Politika yapmak için Genel Kongre'ye
EMEP İstanbul İl Başkanı Memet Kılınçaslan, 20 bin emekçinin katıldığı il ve ilçe kongrelerinin tamamlandığını belirterek, 5 Mart 2000'de yapılacak olan EMEP Genel Kongresi'nin tüm ezilen halkın kürsüsü olacağını söyledi. Ülke ve dünya sorunları karşısında emek cephesinin politik tavrının da kongrede ortaya konacağını açıklayan Kılınçaslan, bütün basın emekçilerini, işçileri, emekçileri ve gençleri kendileri için politika yapmak amacıyla Genel Kongre'ye davet etti.
Rüşvetçi zihniyet Özal'dan kalma
EMEP İstanbul İl Başkanı Memet Kılınçaslan dün saat 11.00'de EMEP Merkez İrtibat Bürosu'nda bir basın toplantısı yaparak 5 Mart'ta Ankara'da yapılacak olan EMEP Genel Kongresi'ne çağrı yaptı. Toplantısına ülke gündemindeki bazı olaylara ilişkin EMEP'in yorumlarını aktararak başlayan Kılınçaslan, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde verilen rüşvetlere dikkat çekerek, bu rüşvetçi zihniyetin Özal döneminden gelme olduğunu ifade etti. Refah Partisi ve milletvekilerine cumhurbaşkanlığı seçimleri vesilesiyle verilen rüşvetlerin halkın yararına olmadığını emekçilerin gördüğünü belirten Kılınçaslan, HADEP'li belediye başkanlarının tutuklanıp görevden alınması ve daha sonra tekrar serbest bırakılıp, görevlerine iade edilmesiyle ilgili açıklamalarda da bulunarak "Başkanların serbest bırakılmasında belirleyici olan halkın başkanına sahip çıkmasıdır. HADEP'lilerin başkanlarına sahip çıkması gerekiyor" dedi.
'İl ve ilçe kongrelerimiz örnek oldu'
İl ve ilçe kongreleri gibi Genel Merkez Kongresi'nin de tüm ezilen halkın kürsüsü olacağını söyleyen Kılınçaslan, sendika ve kitle örgütü temsilcilerinin de katılacağı kongrenin ülke ve dünya sorunları karşısında emek cephesinin politik tavrını ortaya koyacağını açıkladı. 45 il ve 208 ilçede gerçekleştirilen kongrelerin 13 Şubat'ta tamamlandığını ifade eden Kılınçaslan, kongrelere katılan emekçilerin fabrikalardaki, işyerlerindeki sorunlarla birlikte dünya ve ülke gündeminde olan birçok sorunu kongrelerde tartıştıklarını belirtti. Kılınçaslan, il ve ilçe kongrelerinde özelleştirme, işsizlik, toplusözleşmeler, emekçi karşıtı yasalar, yerel yönetimler, AB aday üyeliği ve Kürt sorununa ilişkin birçok karar alındığını ifade ederek, bu kararların emekçilerin önümüzdeki dönem mücadelesinin yönünü tayin edeceğini ilan etti. İl ve ilçe kongrelerinde devletin sermaye partilerine gösterdiği çifte standartı kendilerine göstermediğini de açıklayan Kılınçaslan, Sarıgazi'de afiş asarken 58 üyelerinin gözaltına alınmasını ve bunlardan 9'unun tutuklanmasını tekrar protesto ettiklerini belirtti. Kılınçaslan, EMEP kongrelerinde, sermaye partilerinde yapılan koltuk ve rant kavgalarının olmadığını belirterek, "Kongrelerimiz parti içinde demokrasi ve politik tutarlılık yönüyle dost düşman herkese örnek olmuştur" dedi.
İşçiler, emekçiler kongreye
Kongrelerde işçi ve emekçilerin politikaya katılmaları ve kendi çıkarları doğrultusunda iktidar mücadelesi vermeleri için, fabrikalarda, semtlerde örgütlenme yönünde önemli adımlar atıldığını ortaya koyduğunu söyleyen Kılınçaslan, kongreye katılan işçi-işsiz-öğrenci gençlerin de geleceklerini emekçilerin gelecekleriyle birleştirme yolunda örnek bir tutum sergilediklerini açıkladı. Kongrelerin kendilerine bağımsız demokratik bir Türkiye'nin emekçilerin aydınlatıldığı oranda kurulabilineceğini de gösterdiğini ifade eden Kılınçaslan, il kongreleri sırasında ve sonrasında sendika ve kitle örgütleriyle beraber yapılan 'Hükümetin 2000 programını protesto' mitingleriyle EMEP'in emekçilerin sesi olmayı sürdürdüğünü açıkladı. Kılınçaslan, 3-4 Mart tarihlerinde Yeni Mahalle Belediyesi Toplantı Salonu'nda delegelerin katılacağı konferansın yapılacağını belirterek, bütün basın emekçilerini, işçileri, emekçileri, kadınları ve gençleri Genel Merkez Kongresi'ne çağırdı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Enkazların hesabı sorulmuyor
Rojda İldan
17 Ağustos depreminde İstanbul Avcılar'da yıkılan ve büyük hasar gören 31 binayla ilgili olarak şimdiye kadar sadece 17 dava açılabildi. Depremin üzerinden 6.5 ay geçmesine karşın bu 17 davadan da sadece birinin görülmesine başlanabildi.
Avcılar'da 17 Ağustos depreminde 28 bina enkaz haline geldi, 3 bina da ağır hasarlı olduğu için yıkım ekiplerince yıkıldı. Bu binalarda İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından yapılan araştırma sonucunda, beton, kum, çimento gibi unsurlardan birinin eksik olduğu ve malzemeden çalınmış olduğu ortaya çıktı.
Yargı işletilmiyor
Depremzedelerin mağduriyetleri devam ederken yöneticiler yargıyla beraber susmaya devam ediyor. Konuya ilişkin olarak görüşlerine başvurduğumuz Avukat Remzi Kazmaz, yargının yavaşlığına dikkat çekerek, davalarda, asıl sorumluların gizlendiğini ve bütün suçun müteahhitlere yıkıldığını belirtti.
Avukat Kazmaz, tek sorumlu olarak gösterilen müteahhitlerin de "dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu iki ya da daha çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek" maddesinden yargılanmasının kabul edilemez bir durum olduğunu söyledi.
17 dava açıldı
17 Ağustos depreminden sonra bir duyuru yaparak, depremzedelerin davalarına ücretsiz bakmayı üstlenen Av. Remzi Kazmaz, yıkımların sorumlularının bugüne kadar yargı tarafından cezalandırılmadığına da dikkat çekti. Yıkılan binalarda yapmış olduğu araştırmalar sonucu; Cumhuriyet Savcılığı'nın 31, Avcılar Belediyesi'nin de 27 dosya hazırladığını tespit ettiğini belirten Avukat Kazmaz, şimdiye kadar açılan dava sayısının ise sadece 17 olmasının düşündürücü olduğunu kaydetti. "Suçluların bulunamaması" ve "soruşturmaların tamamlanmaması" gibi gerekçelerle diğer davaların henüz açılmadığını kaydeden Avukat Kazmaz, Cumhuriyet Savcılığı'nın da bu tür davaları açma konusunda yavaş davranmasından şikayetçi. Avukat Kazmaz, yargının bu kadar ağır işlemesinin nedenini de Avcılar'ın bugüne kadar ki politikalarla "kaçak yapı cenneti"ne dönüştürülmesine bağlıyor.
Asıl sorumlular gizleniyor
Avcılar için bugüne kadar açılan 17 davada da sadece müteahhitlerin üzerine gidildi, diğer sorumlular ise gözlerden kaçırılmaya çalışıldı. Üstelik haklarında soruşturma açılan müteahhitlerden sadece 4'ü tutuklandı, bunlar da kısa bir süre sonra cezaevinden tahliye edildi. Haklarında soruşturma açılan diğer 5 müteahhidin ise bulunamadığı iddia ediliyor.
Komik cezalar isteniyor
Depremde yıkılan binalarla ilgili olarak açılan 16 davanın görülmesine mart-nisan aylarında başlanacağı bilgisini veren Avukat Kazmaz, bugüne kadar devlet ve belediye yetkilileri hakkında ciddi bir dava açılmamasını düşündürücü olduğunu söyledi. Yıkılan binalarda sorumluluğu görülen ve bu nedenle haklarında dava açılan müteahhitler için istenen cezaların da yetersiz olduğunu vurgulayan Avukat Kazmaz, şu görüşü dile getirdi:
"Sorumlular yargılanmıyor. Haklarında soruşturma başlatılan müteahhitler de 455. maddeye göre yargılanıyor. 455. maddeden yargılananlar için 'tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucunda iki veya daha çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek'ten 2 yıldan 10 yıla kadar ceza isteniyor. Burada benim ve bilim adamlarının görüşlerine göre 'öngörülebilir bir kast' vardır. Eğer teknik uygulama sorumlusu 2.5 katlık binaya 4 katlık izin veriyorsa, eğer belediye başkanı ölçek planı 2.5 katlık olan binalara altı yedi kata kadar göz yumabiliyorsa, kaçak katlardan aldığı paralarla belediyeyi işletmeye çalışıyorsa, müteahhit demiri çimentoyu eksik kullanıyorsa burada tedbirsizlik ve dikkatsizlik değil, belli bir kast vardır. Bu durum anglo-sakson hukukunda 2. derece cinayet olarak adlandırılır. Bu bizim hukukumuzda yoktur, ama bizim hukukumuza girmelidir. Bu olmazsa bu insanlar bir ay kadar kısa bir süre sonra toplum içine karışacaklar. Bu da cezanın caydırıcılığını ortadan kaldıracak."
Ölümü göze alıyorlar
Avukat Remzi Kazmaz'ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise, Avcılar'da oturan herkesi öfkelendiren bir konu: "Üzerinde mavi ya da kırmızı çarpı olan yüzlerce ev, bu evlere kriz merkezlerinden gönderilen 'oturulamaz' raporları ve herşeye karşın insanların çaresizlikten dolayı hasarlı evlerde oturmak zorunda oluşu. Üstelik bu evlerde oturanlara yardım yapılmıyor. Hasarlı ev sahiplerinin ortak isteği ise devletin vereceği uzun vadeli düşük faizli kredilerle evleri onarmak."
Dava açın!
Avukat Remzi Kazmaz, depremzedelerin kredilerden yararlanmak bir yana vergi altında ezildiklerini belirterek, ekliyor: "Devlet, hasarlı binaları boşaltarak, buralarda oturanlara konut olanağı sağlamak zorundadır. İleride olası bir depremden bu insanların zarar görmesi halinde, devlet kusurlu olacaktır. Depremzedeler, bu nedene dayanarak devlet aleyhine dava açabilirler."
www.evrensel.net