Bireysel çabayla Enver Gökçe Belgeseli

Bireysel çabayla Enver Gökçe Belgeseli

Bireysel çabalarını, '40 kuşağındaki toplumcu sanatçıların duyarlılıklarıyla birleştiren Hakan Barış İldan "Enver Gökçe Belgeseli"yle, unutturulmak istenen toplumcu sanatçıları tüm yönleriyle inceleme çaışmasını başlattı.

Bireysel çabayla Enver Gökçe Belgeseli
Sinan Gündoğar
Resmi ideolojinin dışına çıkmış, üretimleriyle daha güzel bir dünyaya ulaşmayı amaçlamış olan sanatçıların unutturulma çabaları, "görmezden gelme", "politik yönelimleriyle üretimlerini birbirinden ayrıştırma" gibi yöntemlerle sürdürülüyor.
Bu, toplumsal mücadelenin içerisinde, insanları sanat eserleriyle bilinçlendirmek isteyen yeni sanatçıların yararlanabilecekleri kaynakların azalması anlamına geliyor. Peki ama, böyle bir durumda, yakın tarihimizde, büyük çabalar sarf etmiş olan, insanca yaşanacak bir düzen için mücadele etmiş olan sanatçıların gelecek nesiller tarafından tanınması, örnek alınması için "inceleme, belgesel, arşiv" çalışmalarını kim yapacak?
İlk akla gelen doğal olarak kurumlar olmasına rağmen, bir serinin ilk adımı olan "Enver Gökçe Belgeseli", bunun pek öyle olmadığını ortaya koyuyor. Enver Gökçe Belgeseli, Hakan Barış İldan tarafından hazırlanmış. '89'da başlayan tiyatro çalışmasından sonra, Ankara Birlik Tiyatrosu'yla buluşan Barış İldan alternatif bir sanat üretimi düşüncesiyle "Güneşe Merdiven Dayayanlar" adıyla bir projeye girişmiş. Barış İldan bunu, "Bu çalışmada, güneşle imgelenmiş, insanları daha iyiye, daha güzele götürebilen, olanı değil olması gereken koşulları düşündüğümüz olguya yaklaştıran insanları anmak, onları sadece isimleri ve ürünleriyle değil de yaşamlarıyla da anlatmak istiyorduk" cümleleriyle anlatıyor. Bu dizi içerisinde Enver Gökçe, Hasan Hüseyin, Nâzım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Hasan İzzettin Dinamo, Niyazi Akıncıoğlu, Ahmed Arif, Zihni Anadol gibi sanatçılar yer alıyor.
Seriye Enver Gökçe'yle başlamış, Barış İldan. '40 kuşağının daha çok eziyetini, ezasını, çilesini, mapuslarıyla, işkenceleriyle, Sansaryan Han'larıyla, sürgünleriyle çekmiş olan Enver Gökçe'nin hayatını, şiirleri ile örülmüş bir biyografik tiyatro oyunu olarak tasarlamış. '97'de ise görselliğin algı düzeyini daha fazla yükselteceğini düşünerek, bunu belgesele dönüştürmüş.
İlk görüşmeler
İlk olarak Zihni Anadol, Mehmet Kemal, Şükran Kurdakul'la görüşmeler yapan Barış İldan, onlar aracılığıyla yeni kaynaklara yeni kişilere ulaşmış. İldan, görüşülen ve görüşülmesi gereken insanların artması ve belgeselin çerçevesinin genişlemesini şöyle anlatıyor: "Kameramı, sırt çantamı yüklendim ve ilk önce Ankara'daki ailesine ulaştım. Görüşmelerimizi yaptık, onlar başka insanlara Fikret Otyam'a, Metin Demirtaş'a gönderdiler Antalya'ya. İlhan Başgöz'den Yaşar Kemal'e, Zülfü Livaneli'den Sadık Gürbüz'e kadar farklı sanatçılarla görüştük. O dönemdeki araştırmalar ve ilişkiler sonucunda, son dönemlerinde kaldığı Seyranbağlar Huzurevi'nde bir günlük izin alıp, çekimlerimizi yaptık. Öyle ki, odasına gazetesini, kahvesini götüren adamla bile görüşme imkânımız oldu."
Yalnızca şiirleriyle değil
Bitme aşamasına gelen Enver Gökçe Belgeseli'nde, kullandığı ölçütleri merak ediyoruz. Birçok sanatçının "beslendikleri temel kaynak olan politik yaşantılarından" arındırılarak düzen içerisine alınması için ilginç kampanyaların yürütüldüğüne tanık olduk yakın zamanda. Bu olgunun, yabancılaşmanın bir sonucu olduğunu belirtiyor ve ekliyor: "İnsanların politik yaşamlarıyla gündelik hayatları birbirinden ayrılmamıştır. Bu insanların hastane kuyruklarında kalmaları, hastane masraflarını karşılayamamaları, Sansaryan Han'larda iki yıllık hücre yaşantıları var. Bu insanların örgütlü mücadele yönleri var. İnsanlar sadece şiirleri, öyküleriyle yoklar. İnsanlar, yaşamlarındaki bütün çelişkileri, sorumlulukları, inatçılıkları ve direngenlikleriyle vardırlar."
Böyle bir çalışmanın yönünü belirleyecek olan arşivlere ulaşma konusunda zorluk çekip çekmediğini soruyoruz. Barış İldan, "O konuda, pek zorluk çekmedim. Çünkü görüştüğüm insanlar, olayları benliklerindeki yorumlarıyla aktardılar. İnsanların yaklaşımları çok yerindeydi. Türkiye'de daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış fotoğraflara ulaştım" diye cevaplıyor sorumuzu.
Çevirmenlik yönü
Arşiv taramalarından sonra, Enver Gökçe'nin eserleri ile ilgili kimi eksiklikleri tamamlayacak bilgilere ulaşıp ulaşmadığını öğrenmeye çalışıyoruz. Herkesin Enver Gökçe'yi "Panzerler Üstümüze Kalkar", "Dost Dost İlle Kavga" adlı iki şiir kitabıyla tanıdığını belirtiyor. Barış İldan, Gökçe'nin pek bilinmeyen bir yönünü ortaya koymaya çalışıyor: "Bunların dışında bir de çevirmenlik yönü vardır. Daha Nobel Ödülü'nü almadan, Pablo Neruda'nın şiirlerini, Plehanov'un eserlerinin yanı sıra kimi Rus klasiklerini, Mısır masallarını Türkçeye kazandıran bir sanatçıdır Enver Gökçe."
İldan'ın arşiv taramasında dikkatini çeken bir nokta da, Ahmed Arif-Enver Gökçe çekişmesiyle ilgili: "Kulağınıza gelmiştir. 'Ahmed Arif okuyan Enver Gökçe okumaz, Enver Gökçe okuyan, Ahmed Arif okumaz.' Toplumcu gerçekçi bir mantıkla ve sosyalist anlamda sanat üreten insanlardı. Bu insanlar arasında bir çekişme veya farklılık yaratanların kimler olduğunu bilmemek avanaklık olur. Bu çalışma, bu çelişkiyi de ortadan kaldırabilir. Enver Gökçe, Ahmed Arif konusunda, 'Kendi sanatıyla, kendi çabasıyla bir yere geldiğini belirtmiştir. Bu, hikâyedir, bunu kim uydurmuştur' demiştir, çoğu kez. Ki, Ahmed Arif de, esinlendiğini inkâr etmemiş."
Maddi olanaksızlıklar
Bütün bunlardan sonra, bir de işin ekonomik boyutu var. Farklı şehirlerdeki kişilere ulaşmadan, kamera, kaset, dokümanlar düşünüldüğünde, maddi sıkıntının ortaya çıkması çok doğal. İlk zamanlar kendi kazandıklarını eritmiş, sonrasında ailesi yardım etmiş. Barış İldan, yardım talebiyle başvurduğu 'ilgili' kuruluşlardan yeterli ilgiyi görmediğini de sözlerine ekliyor.
www.evrensel.net