Savaş döneminde Sovyetler'de müzik

Sovyet müzisyenleri, savaşa dair yaptıkları bestelerde kollektif toplumdaki insanların gelişmesi üzerinde etkili olmasını istemişlerdir.

Savaş döneminde Sovyetler'de müzik
Hasan Çakmak
Savaşın o amansız koşullarında faşist saldırganlığa karşı anayurtlarını savunan Kızıl Ordu neferlerinden Yugoslav ve Bulgar partizanlarına, Fransız ve İtalyan direnişçilerine dek coşturucu Sovyet şarkıları yayılıyordu. Şostakoviç'in "Yedinci Leningrad Senfonisi", Prokofiev'in "Beşinci Senfonisi", Haçaturyan'ın "İkinci Senfonisi" tüm dünyada büyük yankılar uyandırdı.
Bu yapıtlarla birlikte Sovyet müziği, insanlığın taşıdığı umutları, öfkeyi, duyguları, aşkları, Nazi faşizmine karşı duydukları nefreti evrensel ölçüde yansıtmayı başardı. Bu eserlerde kullanılan imgeler ve yansıtılan duygular tüm dünyada (ulaştığı her yerde) insanların duygularını sarstı. Arthur Honegger "Üçüncü Senfonisi", Roy Haris "Beşinci Senfonisi" gibi pek çok batılı besteci Haçaturyan, Prokofiev ve Şostakoviç'ten esinlenerek benzer içerikte besteler yaptılar. Savaş koşullarında batılı demokrat sanatçıların, Hitler faşizmine karşı direniş mesajları taşıyan veya savaşın çirkinliğini betimleyen besteler yapmaları elbette bu koşullarda anlamlıdır.
Çokuluslu olan Sovyet kolektif toplumu, Nazilerin anayurtlarına saldırdığı bu zor koşullarda, Sovyet bestecileri, besteleriyle Nazi saldırganlığına karşı, tüm uluslardan işçi ve emekçileri anayurtlarını savunma ve Nazileri tarihin çöplüğüne gömme çağrıları yapıyorlardı. Faşizme karşı öfke duyma, yurtsever duyguların pekiştirilmesi vb. duyguları dile getiriyordu. Şu da bir gerçek ki, bu duygular Sovyet kolektif toplumunda yaşayan her emekçide şu ya da bu şekilde gelişmiş durumdaydı. Sanatçılar ise bunu besteleriyle daha da pekiştiriyorlardı.
Faşizmin işçi ve köylü sovyetlerine karşı saldırısı ve bu saldırının yarattığı yıkım, doğal olarak sosyalist Sovyetler'de düşmana karşı direnme, onu püskürtme tüm ulusların bireylerinde ortak bir duygu pekiştirdi. Toplumun tüm kesimlerinin, elindeki her aracı savaşa karşı bir silah olarak kullanılmasını gerektiriyordu. Bu aynı zamanda, toplumla sanatçıların birbirlerine daha fazla kenetlenmesinin vesilesi oldu. Tüm uluslardan Sovyet emekçilerinin Nazi saldırganlığına karşı gösterdiği direniş, bestelerin ana konusu olmuştur. Miyaskovski'nin "Yirmi Dördüncü Senfonisi", Gavriil Popov'un "İkinci Senfonisi", zira biraz değişik bir üslupta da olsa Şostakoviç'in "Sekizinci Senfonisi" ve diğerleri, Lyataşinski'nin "Üçüncü Senfonisi" gibi sayısız besteler halkın direnme temasını işleyen finallerle taçlandırılmıştır. Aynı imgeleri Haçaturyan ve Muradeli'nin senfonilerindeki özgün savaş dansları kahramanlıklarında da görülmektedir. Bu bestelerde (yani senfonilerde) sesi kısılmış borozanlar, cılız davul sesleri, vb. gibi yeni anlatım teknikleriyle bir yandan işgalci güçleri kötü imgelerle yerden yere vururken, coşkulu halk danslarıyla, işgalcilere karşı savaşan emekçilerin kararlılığı yansıtılmaktadır. Tüm bunlar halkın da kolay anlayabileceği bir biçimde sunuluyordu.
Benzer senfonilerden onlarca örnek sıralayabiliriz. Bunların hepsi de en zor koşullarda Sovyet kolektif toplumunda, sürecin doğru olarak algılanıp yansıtılmasını sağlayan sanatçı gerçekliğinin toplumsal yapı içinde oynadığı rol bakımından, gerçekten üzerinde tekrar tekrar durulması bakımından önemlidir. Sanatçılar kolektif bir bilinçle nesnel durumda yola koyularak, imgelerle emekçilerin zengin iç dünyalarını, duygularını ve özlemlerini ve tabii ki kendilerinin var ettiği yurt sevgisini yansıtmasalardı ve bu imgeleri savaş koşullarında insanların yaşamlarıyla birleştirmeselerdi, ne Sovyet emekçileri ne de dünya emekçileri bakımından hiçbir önemi kalmazdı. Senfonilerin dünyaca önem kazanması, yukarda aktarmaya çalıştığımız nesnel gerçeklik üzerinde hareket etmelerinden kaynaklanmaktadır. Ki zaten devrimin sanatçılarından başka türlüsü de beklenemezdi.
Şostakoviç, Prokofiev, Haçaturyan ve yukarda adını saydığımız ve sayamadığımız pek çok sanatçının senfonilerinde yazı boyunca vurgulamaya çalıştığımız temadan pek çok tema-monologlar vardır. Ki bu tema-monologlar 19. yüzyıl senfonilerindeki, özellikle Alman romantik senfonilerindeki lirik temaların tersine, Sovyet bestecilerinin monologlarındaki konuşmaların önemliliği çok farklıdır. Genelde insanların yaşadığı güçlükleri insan ruhunun derinliklerine inerek anımsatan (veya işleyen) canlı lirik konuşmaların inişli-çıkışlı / ve konuşmalardaki seslendirmelerin ölçülü ve tartım değişiklikleriyle, insan sesine yakın nefesli çalgılar, çellonun kalın sesi, tahta vb. özel çaglılarla yaratılan şiirsel bir anlatımla veriliyordu dinleyiciye. Bunlar genelde yeni kullanılan bir tarzdı. Senfonilerin hemen tümünün doruk noktası, tüm Sovyet emekçilerinin anayurtlarına yönelik saldırıya karşı birleşip savaşmaya çağıran bir bildiriydi.
Yalnız savaş döneminde değil, Nazi faşistlerin Kızıl Ordu tarafından yenilgiye uğratılmasından sonra da Sovyetler müziğinde savaş teması işlenmeye devam etmiştir. Savaşın bitiminden sonra bestelenen yapıtlarda imgeler yeni duygularla işlenip yansıtılıyordu. Çünkü Sovyet sanatçıları emperyalizm olgusu var olduğu sürece Sovyetler ve dünya emekçilerinin üzerinde savaşın kara gölgeleri dolaşacağının bilincindeydiler. İşte bunun için insanların duygularını hep canlı tutmaya çalışıyorlardı.
İşte bu nedenledir ki, Sovyet sanatçıları, topluma savaşın o iğrenç yıllarını (ve yüzünü) düşündürmek, kanayan yaraların acısını taze tutmak, anayurtlarını korumak için hep uyanık durmalarını sağlamak ve barışı korumaları için insanların iç dünyalarına ışık olmuşlardır. Bu aynı zamanda, Sovyet sanatçılarının, hem ülkenin geleceği ve hem de dünyanın geleceğine dair içten duydukları endişenin ve onların savaş konusuna tekrar tekrar dönemlerinin nedeni de işte bu sorumluluk duygusudur. Sosyalist toplumda yaşayan tüm bireylerin dünyası, bütün toplumla (ve hatta tüm dünya emekçileriyle) bütünleşmiştir. Çünkü, sosyalist toplumda, insanları birleştiren, onların coşkularını, üzüntülerini, düşlerini, duygularını kolektif yaşamasını sağlayan yığınla neden vardır. Bu gerçekliği anlamayan biri, Sovyet müziğinin temasını anlamakta zorluk çeker. Gerek burjuva aydınların ve gerekse birtakım 'demokrat' aydınların Sovyet sanatına saldırmasının özünde de bu gerçek yatmaktadır. İşte yine bu nedenledir ki gerek geçmişte ve gerekse günümüzde birçok aydının Stalin önderliğindeki sosyalist Sovyetler'in sanata yönelik kara çalmalarının gerçeklikle hiçbir alakası yoktur.
Özetlersek, Sovyet müzisyenleri, savaşa dair yaptıkları bestelerde kolektif toplumdaki insanların gelişmesi üzerinde etkili olmasını istemişlerdir. Tüm eksiklerine rağmen, müzikçiler bu görevlerini büyük bir sorumluluk duygusuyla yerine getirmeye çalıştılar.
Çünkü bu görev aynı zamanda Sovyet müziğinin evrensel insan kültürüyle önemli geleneklerle arasındaki organik bağın da bir kanıtıdır. Çünkü sosyalist müzik, sürekli ve taptaze bir özü yansıtan tek örnektir.
www.evrensel.net