Polisler işkenceyi inkâr etti

Polisler işkenceyi inkâr etti

Manisalı gençlere gözaltı sürecinde işkence yaptıkları için haklarında dava açılan polislerin dünkü duruşmasında...

Polisler işkenceyi inkâr etti
Manisalı gençlere gözaltı sürecinde işkence yaptıkları için haklarında dava açılan polislerin dünkü duruşmasında, başka illere atanan sanık polislerden 4'ünün ifadelerinin alınması için yazılı talimatların beklenmesine karar verildi.
Manisa Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, mahkeme heyetine Ertuğrul Erol başkanlık etti. Duruşmada kimlik tespitlerinin ardından Hakim Ertuğrul Erol, duruşmada hazır bulunan sanık polislerden Ramazan Kolak, Musa Geçer, Levent Özvez ve Halil Emir'e savunmalarını sordu. Sanık polisler, ayrı ayrı yaptıkları savunmalarında, Yargıtay Genel Kurulu ve 8. Ceza Dairesi'nin verdiği kararlara katılmalarının mümkün olmadığını belirterek, mahkemenin verdiği kararda ısrar etmesini istediler. Sanık avukatlarından Talat Tekkılıç, müvekkillerinin bu savunmasına katıldığını bildirdi. Manisalı gençlerin avukatlarından Sema Pektaş ise sanıkların savunmalarına katılmadıklarını kaydederek, Yargıtay Genel Kurul kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğunu, bu nedenle uyulması gerektiğini söyledi. Duruşmada daha sonra sanık avukatlarından Talat Tekkılıç'ın, Yargıtay Kuruluş Kanunu'nun Anayasa'ya aykırı olduğunu bildirdiği dilekçesi görüşüldü. Duruşmada, başka illere atanan sanık polislerden Engin Erdoğan, Mehmet Emin Dal, Turgut Özcan ve Atilla Gürbüz'ün ifadelerini almak için yazılan talimatların beklenmesi kararı alındı. Sanık avukatı Talat Tekkılıç'ın dilekçesinde talep ettiği konunun mahkeme heyetindeki değişiklik nedeniyle incelenmesine karar verildi. Duruşma 28 Mart 2000 tarihine bırakıldı.
Polisler: Raporlar hayali!
Duruşma başlamadan önce sanık polisler Ramazan Kolak, Levent Özves, Musa Geçer ve Halil Emir, gazetecilere ayrı ayrı açıklama yaparak, Manisalı gençlere işkence iddiasını doğrulayan raporların gerçeği yansıtmadığını öne sürdüler. Levent Özves, raporların ciddi nitelik taşımadığını savunarak, "Adalet tecelli edecek. Türk hukukuna inanıyorum" dedi.
Musa Geçer, doktor raporlarının Manisalı gençlerde herhangi bir darp izi olduğunu göstermediğini iddia ederek, "Çocukları kandırdılar. İşkence yapılmadı" dedi. İstanbul Adli Tıp Kurumu yetkilisi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın hayali bir rapor verdiğini öne süren Musa Geçer, bu raporda Manisalı gençlerin hayati tehlikeye maruz kalmadığının belirtildiğini iddia etti.
İzmir Tabip Odası Başkanı Suat Kaptaner de, raporların ancak bilim zemininde tartışılabileceğini, güvenlik güçleriyle bu raporu tartışmayı gereksiz bulduğunu kaydetti. Zaman zaman resmi makamlar tarafından verilen raporlarda bazı yetersizlikler olabileceğini belirten Kaptaner, ancak bu konuda çeşitli önlemlerin alındığını söyledi. İzmir Tabip Odası'nın, başvuru yapıldığı takdirde alternatif raporlar hazırladığını belirten Kaptaner, bu raporların, bilim ve meslek ilkelerine uygun raporlar olduğunu kaydetti. Kaptaner, raporların TTB tarafından da kabul edildiğini hatırlatarak, bu davayla ilgili daha önce verilen ve işkence yapılmadığının öne sürüldüğü raporu hazırlayan doktorlar hakkında da TTB tarafından uyarı cezası verdiğini söyledi.
Raporlar objektif
Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilcisi Prof. Dr. Veli Lök ise Manisalı gençlerin değişik tarihlerde ileri tekniklerle yapılan muayenelerde, işkenceye dayalı fiziksel ve psikiyatrik bulguların ortaya çıktığını söyledi. Lök, bu raporların da Yargıtay tarafından göz önüne alındığını kaydedetti. Manisalı gençlerin avukatlarından Pelin Erda, dosyada işkencenin varlığının saptandığını belirterek, polislerin kamuoyunda kendilerini aklamaya çalıştığını, ancak gerçeklerin ortada olduğunu kaydetti. Duruşmayı, Uluslararası Af Örgütü, siyasi parti, sendika ve kitle örgütü temsilcileri de izledi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


BEDAŞ'taki yolsuzlukların nedeni
     özelleştirme
Enerji Yapı Yol-Sen İstanbul Şubesi, Show TV'nin "BEDAŞ bünyesinde çalışan elemanların para karşılığında abonelerin elektrik sayaçlarının kayıt ettiği enerji sarfiyatını düşürdükleri" yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi. Sendikanın BEDAŞ önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasında konuşan Şube Başkanı Gürsel Ümit Sever, söz konusu haberin bütün enerji çalışanlarını zan altında bıraktığını, olayın taşeron firma elemanlarıyla ilgili olduğunu söyledi.
BEDAŞ Genel Müdürlüğü'ne bağlı 12 işletmede sayaç okuma, fatura dağıtımı, sayaç açma-kapama, periyodik sayaç değiştirme arıza, aydınlatma temizlik gibi hizmetlerin çeşitli taşeron şirketler aracılığıyla yapıldığını hatırlatan Sever, "Söz konusu şirketlerin bugüne kadarki uygulamaları, sonuçları açısından ibret vericidir" dedi. 1996 yılında bir adet sayaç okuma bedeli 7273 lira, 1997-98 yıllarında 19.400 lira iken, 1999 yılında 12.992 lira karşılığında taşeron şirketlere verildiğini belirten Sever, "Eğer 1999 yılında verilen fiyatlar daha gerçekçi ise 1997-98 yıllarında taşeron şirketlere fazla ödeme mi yapılmıştır? Aradaki fark nereye gitmiştir?" diye sordu.
Ayda 30 milyon alıyorlar
Sözleşmelerin yenilendiği dönemlerde taşeron şirketlerin işçi alımında yeni bir uygulamanın gündeme getirdiğini dile getiren Sever, "İşe aldığı elemanlardan 700 milyondan 1 milyara varan ya da boş olarak imzalanan senetler istemişlerdir. Bunun yanında 50-100 milyona kadar varan nakit paralar da ek olarak alınmıştır. Şirketler, çoğu sigortasız olan elemanlarına 25-30 milyon TL gibi aylık maaş vermektedir" dedi.
Sever, açıklamasını şu sorularla sürdürdü: "Bu koşullarda iş alan taşeron şirketler, daha fazla kâr etmek için aradaki farkı yasadışı yollarla, ya da açık yolsuzluk biçimiyle tüketiciden mi çıkarmaktadır? Taşeron şirketler neye dayanarak işçilerden açık senet ve para almaktadır? Asgari ücret bile alamayan bu elemanlar abonelere nasıl hizmet götürecektir? Acaba taşeron şirketler hem asgari ücretin altında maaş vererek çalıştırdığı işçilere 'Sizde maaşlarınızı ve senet karşılıklarını yasadışı bir biçimde abonelerden çıkarın' mesajını mı vermektedir?"
Taşeron çalışanlara çağrı
Taşeron şirketlerin yapmış olduğu usulsüzlük ve yolsuzlukların sendikaları tarafından çeşitli tarihlerde ve en son olarak 14 Ocak 2000 tarihinde BEDAŞ yetkililerine aktarılmasına rağmen, önerilerinin dikkate alınmadığını belirten Sever, yaşanan yolsuzlukların özelleştirme politikalarının sonucu olduğunu vurguladı.
Elektrik enerjisinin kamusal hizmetlerden birisi olduğunu hatırlatan Gürsel Ümit Sever, "Elektrik enerjisi holdinglere peşkeş çekilmekte, halkın menfaatleri ve çıkarları hiçe sayılmaktadır. Özelleştirme ve taşeronlaştırmalar ile bir yandan örgütlü toplum ortadan kaldırılmak istenirken insanlar bireyselleştirilmekte ve söz konusu haberde yer alan olaylara itilmektedir" diye konuştu. Sever, taşeron çalışanlarını örgütlü mücadele vermeye çağrırıken, özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarından vazgeçilmesini istedi.
EMO Genel Başkanı Ali Yiğit de, yaptığı konuşmasında, EMO olarak 10 yıldır enerjide yaşanan yolsuzluklara karşı mücadele verdiklerini söyledi. Eyleme katılan enerji çalışanları da tepkilerini "KİT'ler bizimdir, satılamaz" ve "Yaşasın örgütlü mücadelemiz" sloganlarıyla dile getirdiler.
www.evrensel.net