Yine Yılmaz Güney öğretmen

Yine Yılmaz Güney öğretmen

Öğretmen, eğitimci olmak için eğitim fakültesini, öğretmen okulunu bitirmek kesin şart değildir. Hangi meslekten hangi soydan, boydan olursa olsun eğiten, öğreten kişi öğretmendir.

Yine Yılmaz Güney öğretmen
Hasan Kıyafet
Aynı başlıklı bir yazıyı bundan tam yirmi beş yıl önce Vatan gazetesinde yazmıştım. Güney Paşakapısı Cezaevi'ndeydi. Bu başlığı o zaman bazıları ya anlamamış, ya da anlamazdan gelmişti. Yılmaz'ın artist olduğunu biliyorduk ama öğretmen olduğunu bilmiyorduk gibi anlamsız sözler etmişlerdi.
Öğretmen, eğitimci olmak için eğitim fakültesini, öğretmen okulunu bitirmek kesin şart değildir. Hangi meslekten hangi soydan, boydan olursa olsun eğiten, öğreten kişi öğretmendir. Bu marangoz olur mühendis olur, duvarcı ya da artist olur fark etmez. Dahası öğretilen yerin kara tahtalı, tebeşirli, kürsülü, sıralı, masalı ve de bayraklı, direkli olması da gerekmez. Bazen bir ağacın altı, bazen yeşil çimenlerin üstü, bazen bir yürüyüş kolu, bazen de ahırdan bozma karanlık bir sinema salonu en güzel okul olabilir.
Yılmaz Güney, işte böyle bir okulun öğretmeni idi. Dersliği, sınıfı ise karanlık sinema salonları idi. O sanatını ve sinemayı okullaştırmaya başlayınca egemenlerin hışmına uğradı. Olmadık alavere dalaverelerle ayağına dolaştılar! Kurulu düzenin kara yürekli büyükleri, söz konusu büyüklerin küçük çömezleri, bütün silahlarını onun üstüne çevirdiler. Yumurtalık'ta savcı, Ankara'da polis kılığında karşısına çıktılar. Nevşehir'de cezaevi, İstanbul'da yazar, gazeteci suretinde göründüler. Ama bir biçimde kendilerini mutlaka gösterdiler. Görevleri ise bilindiği gibi Yılmaz'ın öğretmenliğini, eğitimciliğini engellemekti. Çünkü onların yemlendikleri barınağın besini karanlıktı. Aydınlık, ışık, halkın uyanması ise yine onlar için tükeniş, son demekti. Olay yeni değildi, dünya kuruldu kurulalı süregelen ve emek sermaye arasında var olan değişmez çelişkiydi.
Sosyalizmin hakça paylaşımını, insancıl ezilenden yana güzelliğini inkâr edemez hale gelince, sosyalizme bir diyeceğimiz yok ama Stalin var demişlerdi. Bilinçli olarak Stalin'le başlattıkları bu karşı saldırılarını Lenin, Marks derken sosyalizme getirip dayamışlardı. Aynı mantığı kullanarak Nâzım Hikmet'i de yıpratmak istemişlerdi. Nâzım'ın şairliğine diyeceğimiz yok ama komünistliği, dinsizliği olmasa, demişlerdi. Şimdi sıra Yılmaz Güney'dedir. Halkın kendinden biri olarak görüp, sevdiği Yılmaz Güney'i yıpratmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Yılmaz Güney'in artistliğine, sanatçılığına kim ne der, ama komünistliği ve Kürtçülüğü olmasa, diyorlar. Son günlerde bir yerlerden bir düğmeye basılmışcasına yaylım ateşine başladılar. "...Yılmaz Güney öyle uluslararası boyutlarda bir sanatçı falan değildi. Güney'e sahip çıkan solcular zaten geri zekâlıydı. Yılmaz Güney adam öldürmüş bir lümpendi..." vb. Yukarıdaki sözleri söyleyenlere yazar sözcüğünü yakıştırmayı doğrusu kendime yakıştıramıyorum. Başkasını küçülterek büyümeye çalışmak çabası ise bilindiği gibi psikolojik bir rahatsızlıktır. Köy Enstitüleri'ne saldırarak Köy Enstitüleri'nin getirdiği aydınlığı yok edebilirler mi? Ooh Sovyetler de bitti, sosyalizm de bitti diye göbek atanlar neyin bittiğini sanıyorlar? Üçte ikisi yeterli beslenemeyen düzeni bozuk bir dünyayı, kime yutturacağını sanıyorlar? Onlar gerçekte ne Nâzım'a, ne Güney'e ne de Che Guevera'ya düşmandırlar, onlar insana insanın insanca yaşayacağı bir düzen olan sosyalizme düşmanlardır. Herkes gibi yaşamaya, emekçilerle eşit koşullarda çalışıp bölüşme fikrine düşmanlardır. Dillerinin altındaki bakla budur. Eveleyip geveledikleri sözün anlamı budur.
Yılmaz Güney'in evrensel anlamda kendini kanıtlamış bir sanatçı olduğunu dost da biliyor düşman da. Kürt, Türk kökenli olması hiçbir şeyi değiştirmez. Selimiye Cezaevi'nde 1973'de söylediği şu sözler halen kulaklarımdadır: ".... Ben tercihini emekten yana yapmış biriyim. Kürtlerin kimlik mücadelesini destekleyişim Kürt kökenli oluşumdan değil, insan, sosyalist oluşumdandır. Şu konumda eğer Kürtler iktidarda olsa ve de Türkleri böyle ezse idi, kesin Türklerle birlik olup Kürtlere karşı mücadele ederdim..." demişti.
Costa Gavras gibi dünyaca ünlü ve de namuslu bir sanatçı, Yılmaz Güney gibi birisinin konu edinmişse boşuna değildir. Daha önce Elia Kazan da aynı işi yapmıştı. Yani Güney'e çok değer vermişti. Ayrıca onun, Umut filmi için kolay akıllardan çıkmayacak güzel bir de söz etmişti: "Yılmaz Güney'in Umut filmindeki define için yerleri deşen o iki arkadaşın sonları ne oldu, halen merak ederim. Elia Kazan gibi insanlığın onur simgesi olmuşlardan birinin merak ettiğini, bizim anlı şanlı Yılmaz Güney düşmanı gazetecilerimiz merak etmezler mi ola? Kendi halkının dertlerine, sorunlarına bile gözlerini kapamış kimselerden kime hayır gelir ki diyeceksiniz.
Sermayenin manyetik alanındaki yazarlara, çizerlere diyeceğimiz yoktur. Üzüntümüz en azından solda bildiğimiz gazeteci arkadaşların da bu komplonun yeline kapılmış olmalarıdır. Bu iyi niyetli ve de eski solcu arkadaşlarımız şunu görmelidirler: Costa Gavras'ın, Güney için yapacağı film sadece Güney'i değil aynı zamanda sermayenin çirkin yüzünü de ortaya çıkaracak. Bir takım kirli çamaşırların ortaya dökülmesine yardımcı olacak. Güney, Amerika'daki "Under Fire", Ateş Altında filmini de Costa Gavras yapmıştı. Devlet gücünü arkasına alarak cinayet işleyen canileri nasıl rahatsız etmişti. Gözaltı kayıpları yapanların üstüne nasıl ışık tutmuştu.
Anadolu'da ne güzel özdeyişler vardır: Güneş balçıkla sıvanmaz. Kulun ahı kulda, bülbülün ahı dalda kalmazmış. Gökle yer arasında hiçbir sır gizli kalmazmış. İnsanın dününden daha önemli olan yanı bugünü ve yarınıdır. Yarınlarımız bizi gözlüyor. Yarınlara hesap vermek hepimizin boynunun borcudur. Yılmaz Güney öğretmen, sizce öğretmenliğini sürdürüyor mu...?
www.evrensel.net