Tarancı

Tarancı'nın katilleri hâlâ 'sır'!

Gerçek dergisinin Diyarbakır Temsilcisi Namık Tarancı, Hizbullah'la, 1992 yılının Ekim ayında görüştü. Hizbullah'la yapılan bu ilk röportajın ardından Namık Tarancı ölümle tehdit edildi ve üzerinden bir ay geçmeden de katledildi.

Tarancı'nın katilleri hâlâ 'sır'!
Gerçek Dergisi Diyarbakır Temsilcisi Namık Tarancı, Hizbullah'la, örgütün adının PKK'ye karşı eylemlerle ön plana çıkmaya başladığı 1992 yılının Ekim ayında görüştü. Tek legal bağlantısı İlim Kitabevi olan örgüt, PKK ile çatışmaya başlamasının ardından İlim Kitabevi'ni kapatarak bu bağlantıyı da terk etmişti. Eylemleri tırmanışa geçen, ancak elemanları bir türlü yakalanmayan örgütün hedef ve amaçları, PKK ile çatışması ve devlet bağlantısı gibi merak konusu olan bir dizi soru ilk olan Türkiye kamuoyunun gündemine bu röportajla geldi. Hizbullah, bu röportajda, Musa Anter, Bahriye Üçok ve Turan Dursun cinayetlerini kendilerinin gerçekleştirdiğini söyledi. Tarancı, bu röportajın yayınlanmasının ardından ölümle tehdit edildi ve tehdit edilmesinden bir gün sonra da kafasına sıkılan dört kurşunla katledildi.
İlk röportaj
Türkiye'de ve özellikle de OHAL bölgesinde yaşayanlar için Hizbullah'la ilgili yanıt bekleyen soruların biriktiği bir dönemde Gerçek Dergisi Diyarbakır Temsilcisi Namık Tarancı, derginin İzmir Bürosu'ndan Deniz Özbaş'la birlikte Hizbullah'la görüştü. Bu görüşme, 24 Ekim 1992 tarihli Gerçek dergisinde kapak haber olarak yayınlandı. Hizbullah gerçeğine ışık tutan bu röportajda, kendisiyle konuşulan Hizbullah temsilcisi, 1980 sonrası sola yönelik baskı ortamının kendileri için çığır açıcı olduğunu ve 1985-86 yılları arasında merkezi yapılarını sağlamlaştırdıklarını söyledi.
Bu röportajın en önemli özelliği ise Musa Anter, Bahriye Üçok ve Turan Dursun cinayetlerinin ilk defa Hizbullah tarafından 'cezalandırdık' sözleriyle sahiplenilmesiydi. Hizbullah temsilcisi, devlet tarafından PKK'ye karşı kullanıldıklarına ilişkin iddiaları yanıtlamak konusunda ise 'temkinli' bir dil kullanarak, sadece devletin tabanındaki bazı Müslümanlarla ilişkileri bulunduğunu söylemekle yetindi. Kendilerini şehir gerillası olarak tanımlayan Hizbullahçı, Gerçek dergisinde iki sayı üst üste yayınlanan röportajında hedef ve amaçlarını da ayrıntılı bir şekilde anlattı.
Kafasına dört kurşun sıktılar
Namık Tarancı, 19 Kasım 1992 günü akşamı telefonda öldürülmekle tehdit edildi. 20 Kasım 1992 Cuma günü sabah evinden işyerine gitmek üzere çıktığında, saat 07.45 sularında, görgü tanıklarının ifadelerine göre iki ya da üç kişinin saldırısına uğradı. Saldırgan, Tarancı'nın omzundan tutup kafasına üç kurşun sıktı. Yere düşerken de yine kafasına bir el ateş etti. Cinayetin görgü tanıkları ise olaydan hemen sonra gözaltına alındı. Katili gördüklerini söyleyen tanıkların tavırları polis tarafından ifadeleri alındıktan sonra birdenbire değişti. Artık katili tam olarak tarif edemiyorlardı. Temsilciliğini yaptığı Gerçek dergisi yöneticilerinin, ailesinin ve avukatlarının tüm girişimlerine rağmen Namık Tarancı'nın katili diğer "faili meçhul"ler gibi bir "sır" olarak kaldı.
1995 yılında, Tarancı'nın katillerinin Hizbullahçı olduğuna dair alınan duyumlar polis tarafından doğrulanmadı. Ancak cinayetin işleniş tarzı ve son aylarda Hizbullah cinayetlerinin karakteri, (devlet bağlantısı, silahın kullanılış tarzı) göz önüne alındığında, Namık Tarancı'nın öldürülmesiyle Hizbullah arasında bağlantı kurulabilecek işaretlerin çoğaldığı da bir gerçek. Ancak emniyet, Hizbullah'ın ilerici, demokrat, devrimci çevrelere yönelik cinayetleri üstüne gitmediği için de bu faili meçhul cinayetlerin faillerinin bulunmasının oldukça güç olduğu da günümüzün diğer bir gerçeği.
Hizbullah'la ilk görüşmeden...
12 Eylül'le sıçrama yaptık
"Yine bu dönemde kitle iletişim araçlarının gelişmesi, İran İslam Devrimi'nin Türkiye'de net olarak yansımasına neden oldu. Unutulmaması gereken, İran coğrafyasında şekillenen ona özgü bir modeldi. Biz bir zamanlar Cezayir'i, Suudi Arabistan'ı anlamakta güçlük çekiyorduk. Ama İran Devrimi'yle bu netleşti. İşte 12 Eylül cuntasına bu gelişmelerle girdik. Cunta sol hareketleri ortadan kaldırmak için geldi ve solculara büyük darbeler indirdi. Biz o sırada geniş kitle tabanına sahip değildik. Kadro hareketi olarak çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Yaygın kitle bağlarımız olmadığı için ve öncelikle solculara saldırıldığı için bizi pek etkilemedi. Darbe yemedik. Cunta daha sonra MSP'ye darbe indirmeye çalıştı, ama bu göstermelikti.
12 Eylül'ün baskı ve zora dayalı sağladığı sessizlik bizde yeni bir çığır açtı. (...) Binlerce İslami eseri tercüme ettik ve kadrolarımızı inanç olarak güçlendirirken, teorik olarak da zenginlik kazanmalarını sağladık. 1985-86 yılları ise merkezi yapılanmanın sağlanması açısından önemli oldu."
"Bizim için TC'nin kutsal iki değeri var. Biri laiklik, diğeri demokrasi. Bunlara saldırmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu maskelerini kırmamız ve gerçek yüzlerini göstermemiz gerekiyor. Bu iki kavramın insanlığa getirdiği faciayı göstermemiz gerekiyor."
Hedefim PKK değil, diyemem
"Bugün Güneydoğu'da Hizbullah, Allah'ın dini için vardır. Bu yüzden PKK'ye engel teşkil etmektedir. Bu yüzden PKK tarafından Hizbullahi Müslümanlar vuruluyor. Bölgede yüze yakın şehit var. Benim ise elimi göğsüme koyarak, 'Hedefim PKK değil, TC'dir' deyip meydanı onlara terk etmem ve odamda tedbir aramam zavallılıktır."
Devlette adamlarımız var
"Devletin tabanı da bir kısım Müslümanlardan oluşuyor. Hizbullah'ın bunlarla ilişkisi vardır. (...) Biz Hizbi-kontra olayından çok rahatsızlık duyuyoruz. Adamlar bazı şeyleri bilinçli yapıyor. Çarşının ortasında, halkın içinde geliyor Müslüman'ı arayıp silahını buluyor, ama geri veriyor. Aramada 'Hoca efendi sen geç' diyor. Bu şeyler size yapılsa siz kontrgerilla mı olacaksınız?"
PKK'nın şehirdeki yerlerini tespit ettik
"Şimdi PKK'nın aslında insanları, gerilla savaşına örgütlenmiş ve dağ gerillasıdır. Oysa şehir gerillası ile dağ gerillası arasında, eğitim farklılığı, yapılanma farklılığı vardır. İkisi birbirinden askeri açıdan çok farklı. Yani bizim şimdi gidip dağda PKK gerillası ile savaşmamız erkendir. Ama PKK'nın da gelip şehirde Hizbullah ile savaşması çok zordur. Şehirdeki tüm yerlerini biz tespit etmişiz. Çünkü şehirlerde PKK biraz daha kitle örgütü olmuş. Hizbullah ise daha kapalı ve gizlidir. Bu konuda daha avantajlı. Uluorta insanımız yok. İnsanlarımız dört ay hiç dışarı çıkmayabilir. Gizlenir. Bu böyledir."
Görülecek hesabımızı da görürüz
"Bugün eğer biz PKK gibi topyekûn bir savaşa girmiyorsak, bu bizim savaşı son plana atmamızdandır. Ama zaman zaman görülecek hesabımızı da görürüz. Şu an biz silahlı mücadeleye girmek istemiyoruz. (...) Biz güçlerimizi hazırladık. Hazırlamaya da devam ediyoruz. Biz düşmanlarımızı iyi tanıyoruz, onlar bizi tanımıyor. Bakın siz görüşeceğim diye ne kadar uğraştınız."
(Gerçek dergisi, Hizbullah'la Görüştük, 24 Ekim 1992-31 Ekim 1992)
www.evrensel.net