Toplumların tarihinden müziğin tarihine

Toplumların tarihinden müziğin tarihine

Müziğin tarihini incelemek için, onu oluşturan toplumsal olayların, sınıfsal konumların da ele alınması gerektiğini gözler önüne koyan...

Toplumların tarihinden müziğin tarihine
Sinan Gündoğar
Ülkemizde yayınlanan müziğin tarihi ile ilgili kitaplar hem nicel hem de nitel olarak yetersizdir. Bu yetersizliğin yanına bir de "tek taraflılık" gibi bir yönelimi de eklediğimizde, "nesnel veriler"den hareketle yapılacak müzik tarihi araştırmalarının gerekliliği daha iyi anlaşılacaktır.
Bakırköy'de, Kaygısız Müzik Evi'nde eğitimcilik görevini sürdüren Mehmet Kaygısız, yakın zamanda, "Müzik Tarihi" adlı bir kitap yayımladı. "Başlangıcından Günümüze Müziğin Evrimi" altbaşlığıyla yayımlanan kitap, tam da bu doğrultuda müzikteki değişimi koşullarıyla yansıtma işlevini yerine getirmiş. Tarihsel dönüşüm noktaları da göz önüne alınarak oluşturulmuş olan bir kitap, "Müzik Tarihi".
Mehmet Kaygısız'la kitabın niteliği hakkında yaptığımız görüşmeye, kitapta karşımıza çıkan temel yönelimle başlıyoruz. Kitapta neden sadece müziğin tarihini değil de, bir bütün olarak diğer sanat türleri ve toplumsal olayları da işlediğini soruyoruz Kaygısız'a. Yazılmış müzik tarihi kitaplarında sürekli olarak bir eksiklik hissettiğini belirterek cevaplıyor sorumuzu Mehmet Kaygısız: "Kitabın içeriği benim olaylara bakışımla ilgili. Müziğin hangi koşullarda oluştuğunun, örneğin Mozart'ın hangi şartların ürünü olduğunun belirtilmesi gerekiyordu. Onun için tarihsel serüveniyle birlikte, müziğin diğer sanatlarla ilişkisinin de sunulması gerekiyordu." Mehmet Kaygısız, tam da bu doğrultuda, kitapta, müziğin diğer sanat türleriyle ilişkilerini de ele almış. Bunun yanı sıra, toplumsal yaşantının, sınıf çatışmalarının veya insanların sınıfsal konumlarının sanata nasıl yansıdığının da örneklerini sunmuş. Bu bilgiler sayesinde, bir döneme damgasını vuran sanatçıların gökten zembille inmediği, ortaya konmuş olan eserlerin sadece ilahi bir güç tarafından verilen "ilham" veya "dâhi"likle açıklanamayacağı gözler önüne sürülüyor.
Yazımı dört yıl süren "Müzik Tarihi", '85 yılından itibaren farklı kaynaklardan yapılan taramalar ve tutulan notların sonucunda oluşturulmuş.
Mehmet Kaygısız'ın kitabının diğer müzik tarihi kitaplarından ayrılan bir diğer yönü de, müziğin tarihi olarak batının tarihini işlememesi. Müziğin tarihçesini anlatan diğer kitaplarda doğu kültürünün göz ardı edildiğini belirterek, bu durumu nasıl değerlendirdiğini öğrenmek istiyoruz. Kaygısız, "Mısır, uygarlıkların merkezi. Anadolu'da dünyanın en büyük uygarlıkları yaşanmıştır. Sümerler var. Hint kültürünün esamesi okunmuyor. Bütün bunların kültürleri göz ardı edilerek, kültürün odağına Avrupa'yı oturtmaya çalışıyorlar, müzik tarihçileri. Ben her şey yerli yerine otursun istedim. Bu, batının karşısına bir doğuyu koymak, 'doğuculuğu' geliştirmek anlamına gelmiyor" sözleriyle, kitabında, doğu kültürünün neden asıl kaynağı oluşturduğunu açıklamaya çalışıyor.
Mehmet Kaygısız'ın kitabında, toplumsal yönelimler sonucunda faşizm ve sosyalizmin müziğe yansımasına dair bölümleri de bulmak mümkün. Burjuva ideologların, sosyalizme getirdiği eleştirilerindeki yanlışlıkları kitabında iyi bir şekilde dile getirmiş. Kaygısız, bu konuyu, "Sovyetler Birliği'ne yönelik düşmanca bir tutum söz konusu. Ancak bakıyorsunuz, hâlâ köylerine kadar tiyatroları var. Sadece bu da değil, futbolda olsun, balede olsun, müzikte olsun, sağlam kurumlar oluşturmuşlar. Hangi daldan söz ederseniz, o dalla birlikte adı anılacak isimlerle karşılaşırsınız. Yani insanı merkez alan bir sistem oturtmuşlar" sözleriyle açıklıyor.
Müzikte gelinen noktada yabancılaşmanın rolünü anlatan Mehmet Kaygısız, insanın kendi yarattığı ürünün mekanik bir parçası haline geldikten sonra, ortaya çıkarılan ürünlerin de yapaylaştığını ve zamanla yabancılaşmanın doğallığı ortadan kaldırdığını belirtiyor: "Bir orkestrayı karşılayacak bir klavye üretildi. Ya da kemanda veya gitarda, elin sürtünmesinden ortaya çıkan doğal bir çarpma sesi vardır, teknik yöntemlerle bu albümlerde yok ediliyor. Aynı durum, eseri yorumlayan sanatçının nefes alması için de geçerli. Bu yöntemler aslında müzikteki doğallığın da yok edilmesi anlamına geliyor."
Ancak bunu belirtirken kapitalist sistemin dayattığı ticari mantığın belirleyiciliğini de göz ardı etmiyor. Kaygısız'ın "Zamanla ticari anlayış her şeyden önde geldi. Onun öne çıkması, yaratıcılığı da öldürdü. Müzikte de bir fabrikasyon söz konusu. Birisi söz yazıyor. Öteki besteliyor, diğeri düzenlemesini yapıyor, birisi de okuyor. Birbiriyle iç içe olması gereken yaratıcı-yorumcu-dinleyici üçlemesi, geldiğimiz noktada, birbirini hiç tanımayan kesimler haline geldi" sözleri, günümüzdeki müzik sektörünün bir yansıması olarak ifadesini buluyor.
Kaygısız, kapitalist sistemle birlikte köylü yaşamının yok olduğunu ve bunun da tüm dünyada halk müziklerinin tıkanmasına yol açtığını belirtiyor. Son dönemlerde, Avrupa'da melodik müziğin tıkanması, bunun kimi zaman Ortadoğu veya Hint kökenli ezgilerin batılı ritimlerle sunulması ve beğeni kazanmasını da (Raşid Taha, Shakira) bu olgunun bir sonucu olarak değerlendiriyor. Ancak bu yönelimin 20. yüzyılın başlarına dayandığını belirten Mehmet Kaygısız, klasik batı müziğinden bir örnek veriyor: "Örneğin Ravel'in ünlü 'Bolero'su, sadece ezgi ve ritim olarak değil, etki olarak da bir deve kervanının yürüyüşünü andırır."
www.evrensel.net