Bugün günlerden sokak bugün günlerden soğuk

Bugün günlerden sokak bugün günlerden soğuk

Onlar televizyonlardaki reklam filmlerinin çocukları kadar umutlu değil 'yarın'dan. Daha doğrusu yarına ilişkin umut beslemek için hiçbir gerekçeleri yok. Yaşamlarının tek mutluluğu ellerindeki poşetlerin içinde 'gizli'... Yılın her mevsimini olduğu gibi kar altında geçen kış günlerini de sokakta geçiriyorlar. Büyük otellere bakıp hayaller kurarak...

Bugün günlerden sokak bugün günlerden soğuk
Rojda İldan - Muzaffer Özkurt
2000'e günler kala televizyonlarda, "Bugün günlerden yarın, bugün günlerden umut" diyen çocuklardan farklı hepsi. Saçları temiz ve taranmış, elbiseleri yeni ve ütülü, yanakları kıpkırmızı değil. Onlar için ne "Bugün günlerden yarın", ne de "Bugün günlerden umut"... Hele de kışın iyice bastırdığı bugünlerde... Çünkü kış, kar ve ayazla beraber, ölümü de beraberinde getiriyor sokaklara. Sokak çocukları, soğuktan korunmak için daha sıcak mekânlar arıyorlar. Otel ya da restoran havalandırmaları, terk edilmiş evler, köprü altları... Hırsızlık gibi suçlar işleyip, "En azından içerde soğuktan ölmeyiz" deyip, bir kaç aylığına cezaevine girenleri bile var.
Erzurum'dan yoksulluğa ve belirsizliğe göç etmiş bir baba, sabaha kadar gözlerine uyku girmediğini söyleyerek, sokaklarda yaşayan bir çocuğa soruyor: "Oğlumu gördün mü?" Aradığı çocuk Ercan, 17 yaşında. Ercan'ı sorduğu Mehmet ise, hiç göstermese de 14 yaşında. 3-4 yıldır sokaklarda yaşıyormuş. "Sigara, tiner içe içe bücür kaldım" diyor, sonra da ekliyor: "Sokaklarda yaşa da bak bakalım nasıl içmiyorsun." Bazen ailesini düşündüğünü söyleyen Mehmet, 3 kardeş olduklarını, babasını sevdiğini, ancak annesini sevmediğini anlatıyor. "Annem bize, 'Gidin dilenin bana para getirin' diyordu. Zaten annemle babam ayrıldı şimdi" diyor.
Yemek çöpten...
Babası Ercan'ı bulunca, sabahtan beri sokaktaki çocukları arayan Sokak Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Ahmet Kulca ile Taksim'deki 'Borsa' isimli lokantaya oturup sohbet ediyoruz.
Ercan, 4 yıldır sokaklardaymış. "Bazen eve gitmeyi düşünüyorum. Kardeşlerimi düşünüyorum. Ama arkadaşlarla kalıyoruz" diyor. Ercan'ın kardeşi Cengiz de onunla birlikte. Karınlarını doyurma yöntemlerini ise şöyle anlatıyorlar, "İnsanlardan para istiyoruz. Bazen hiç para alamadığımız zamanlar da oluyor. Gece yarısından sonra saat 02.00 gibi buralarda hamburgerleri dışarı atıyorlar. Biz de onları yiyoruz."
Aynı saatlerde Mardin'den göç etmiş bir başka baba daha oğlunu arıyor Taksim'de. Sokak çocuklarından Yaşar, tanıyor babanın aradığı çocuğu, Murat'ı. "Şimdi soğuk olduğu için dolaşıyorlardır. Akşama buraya yatmaya gelirler. Ne yapacaksın ki?" diyor Yaşar. Baba eve götüreceğini söyleyince de, "Eve götür üşümesin, ama onu dövmeyeceğine dair söz ver" diye uyarıyor Yaşar. "Söz" verilince de, hep birlikte Murat'ı bulmak için birlikte kaldıkları yerlere bakmaya gidiliyor.
Mehmet, Taksim'de Mc Donalds'ın havalandırmasının ağzında ve banka bekçisi kovmadığı sürece bankamatiklerde kaldıklarını anlatıyor. Üçüncü yerleri ise, en sıcak ve rahat olanı: Divan Oteli'nin mutfak havalandırmasının önü. Mehmet, Mardinli babayı buraya getirerek, oğlunun geceleri burada kaldığını söylüyor. Sonra baba gidiyor. Çocuklar orada buldukları arkadaşlarıyla havalandırmanın önünde oturmaya devam ediyorlar. Havalandırmadan kızarmış patates, köfte ve daha nice güzel koku birbirine karışarak, burunlarının önünden geçiyor. Aç olduklarını hatırlıyorlar. Oradaki çocuklardan birinin başında "75. yıl" amblemli bir bere var. Çocuk durmadan tiner çekiyor, ismini hatırlamıyor, Yaşar durumu "Uçtu o" diye açıklıyor. Yaşar'ı arkadaşlarıyla bırakıp dönüyoruz.
'Mehmet Yıldırım'lar...
Ara sıra eve gittiği için fotoğrafının çekilmesini istemiyor Mehmet. Eve sürekli gitmemesini şu sözlerle açıklıyor: "Babam şofördü. İşten attılar. Şimdi bir türlü iş bulamıyor. O yüzden de annem ile babam hep kavga ediyor." Havalandırmanın önünden bileklerimize kadar çamura batarak çıktıktan sonra çevredeki otellere bakıyoruz. Çocukların kaldıkları yer, Divan Oteli'nin havalandırması, karşılarında Hyatt Oteli, onun yanındaysa Ceylan Oteli var. Çocuklar "uçtuklarında" o otellere bakıp, hayaller kuruyorlar... Fatih, Ceylan'da bir gece kalmanın 100 milyonlarca lira tutacağını söylüyor, "Ama bu çocuklar burada" diyor. Mehmet ise soyadının Yıldırım olduğunu söylüyor, Fatih abisi ile konuşmaya başlıyor.
- "Fatih Abi dünyada kaç tane Mehmet Yıldırım vardır? Çok değil mi?"
- "Çok"
- "Onlardan biri bu otellerde kalıyor mudur peki?"
Fatih son soruya cevap vermiyor.
Vitrinin arkasındalar
Diğer çocukları bıraktığımız Borsa'nın önüne geliyoruz yeniden. Mehmet Yıldırım, vitrinden içeri bakmakla yetiniyor, içeride Ercan ve babasının konuşması bitmiş. Biz diğer Mehmet'le konuşmaya başlıyoruz. Mehmet, tinerle hayallere daldığını, bu yolla her şeyi gördüğünü söylüyor; güzel yemekler, mutlu bir ev, sıcak bir yatak... Sonra gündüzleri ne yaptıklarını anlatıyor: "Otobüsün arka kapısından biniyoruz, dolaşıyoruz, iniyoruz, her yere gidiyoruz böylelikle, üşümüyoruz da".
Küçük Mehmet bunları anlatırken, Mehmet Yıldırım hâlâ vitrinin arkasından bizlere bakıyor. Sonra ani bir hareketle kapıdan içeri giriyor, masaya yöneliyor. Ama Borsa'nın beyaz gömlekli çalışanı Mehmet'i ensesinden yakalayıp, kapının önüne atıyor, arkasından, diğer Mehmet'i de kovuyor. Orada oturan 100 kişiden biri bile kalkıp "Ne yapıyorsun?" demiyor. Mehmet Yıldırım vitrinin arkasından bakmayı sürdürü-yor. Borsa'nın sıcağından rahatsız olup dışarı çıkıyoruz. Sonra Ercan ve babası evlerine gidiyor. Yusuf Ahmet Kulca, Mehmet ve Yaşar kardeşleri evlerine götürüyor. Fatih ve onunla aynı mücadeleyi paylaşmış bir diğer arkadaşı da dernekte boşalan iki kişilik yatağa sığdırmak üzere dört çocuk götürüyor. Kalanlar gidenlerin ardından bakıyor.
Onlar, İstanbul'da karın aralıksız yağdığı bu günlerde sokakta kalmaya, çok katlı otellere bakarak hayal kurmaya devam ediyorlar. Ne bugüne ne de yarına "umut" diyemeden...
www.evrensel.net