Kariyeristin ideal simgesi

Kitle kültürü eleştirisi, James Bond kimliğini asıl, altmışlı yıllarda yeşermeye başlayan genç yönetici (menajer-yupi) kuşağıyla kurduğu...

Kariyeristin ideal simgesi
Veysel Atayman
Kitle kültürü eleştirisi, James Bond kimliğini asıl, altmışlı yıllarda yeşermeye başlayan genç yönetici (menajer-yupi) kuşağıyla kurduğu benzerlikler düzleminde okumak istemiştir. Kendi girişimlerinde şirketlerinde önemli pozisyonları, misyonları temsil eden bu 'Bond'un iş dünyasındaki manevi kardeşleri' tıpkı onun gibi, iki saat önce gelen bir emirle ya da alınan bir kararla aniden Bahamalar'a uçar, dünyanın bir köşesinden bir köşesine dolaşır; 'büyük anlamı' şirkete ait olan çerçevenin içinde, kendi kişisel kararlarını alıp, büyük istemi temsil ederler. Pişkin, işinde pişmiş, şaşmaz ve kararlı, hangi içkinin hangi iş konuşmasında, kimlerle nasıl içileceğini bilen, rahat, ezberlenmiş esprileri taşı gediğine koyarcasına kullanan; her konuda gerektiği kadar ansiklopedik 'bilgisi' olan; her gün belli bir ilkeye, aynı ilkeye göre (Verimli ol, dünya ayaklarının altına serilsin) hareket eden dinamik insanlar; menajerler kuşağı Bond'dan belki de sadece, bu 'dinamik' kavramının tarifinde yatan farklılıklarla ayrılırlar. (E. Morin, Yıldızlar ve Kitle Kültürü) İdeol'ün özel bir konuma yükselmesi ve gerektiği kadar etkili olabilmesi için, bu hareketlilik, bu dinamik bir başına yetmez: Onun ikide birde ölümle burun buruna gelmesi ve son dakikada paçayı kurtarması şarttır (ve elbette öldürebilmesi). Bond ayrıca, hemen hepsi bir tarafa ait araçları andıran kadınların 'defilesine' maruz kalır. Tecrübesi ve kuru mantıksallığı, bu kadınları önce kendi aracına, aralarından birini de seçip duygusal nesnesine çevirmesine yeter. Zaten araçsallaşmış bu kadınlar, Bond'un o eril, maço tavırlarına adeta hayrandırlar. Tabi olmaya hazırdırlar. Çünkü hemen hemen istisnasız başka bir tabi olma alanından gelirler ve orada lider açık ve örtük, empotandır. (Bu empotanlığını dünyayı ele geçirme çılgınlığıyla dengelemek ister sanki)
Bond kadınlarının defilesi, kadını hiçbir 'öyküsü' bulunmayan, hiçbir aidiyet özelliği taşımayan tuhaf bir çeşni olarak sunar. Kadının bağlayıcı yerelliklerden 'kurtulmuş', aile, eş hatta daimi sevgi gibi aidiyet verici yapılardan ve duygulardan uzak hali, kadına aldatıcı bir 'özgürlük' ve serbestlik görünümü verir. O da nasılsa bir misyona sürüklenmiş, (kimileyin casusluğun bir parçası olmuş) bir enstrümandır. Ama görevine bağlılığı ya Bond'a göre çok itici ve soğuk bir kimlik kazandırmıştır ona (Sovyet gizli servisinin, Stalin çağrışımlı dişi görevlisi) ya da kadınsal zaafı yüzünden her an saf değiştirebilen bir güvenilmezlik abidesidir o. İster bir Casino'nun karanlık şefinin metresi olsun, ister bir gizli servisin elemanı, bir kukla, bir enstrüman olma özelliği ağır basan Bond filmleri, kadının kendi ayağı üzerinde durma konusunda yürekler acısı bir tablo sunar. Erkek damgalı 'kumpanyaların' ya da servislerin parçası olmadığı yerde, Bond'a teslim olmak zorundadır.
Menajer-yupi, büyük yönetici gençler de, Bond türü kadın ilişkileri kurarlar bir bakıma. Ama onlara daha çok seyirlik, dışta duran ve kalan; iş saatinin stresi dışında sunulan ödüller gibidirler. Playboy, Bar, Streap dergilerinin kapak kadınlarıdır onlar bir anlamda. Şirketine, işletmesine, düzenin eve elbette asıl ülkesinde bıraktığı ailesine sadık menajerin kaçamak ödülüdür o kadın. Bond o kadını, başta karşı tarafta yer alırken yanına çekmiştir; genç menajer, belki streap gösterisi sonunda suitine çağırır onu.
Bond'un bu manevi kardeşleri, gerek zevkleri, gerekse ağızlarının tadını bilmeleri, eğitim ve kalite düzeyleri bakımından, aynen Bond gibi bütün ortalamalara hatta standartların biraz üstüne sahiptirler. Belli bir düzey ve altı yoktur onlar için. Equire'ın, Playboy'un Show Magazin'in kadınları 'keser' ancak onları.
"James Bond, Pier Paolo Passolini'nin 'konumismus' dediği şeyin adeta kutsal figürüdür, bizim refah toplumunda bir kariyeristin ideal imgesidir o. Bu figürü beyazperdeye taşımak, onu hafifçe ironize etmeden üstesinden gelinebilecek bir adım değildi. Dolayısıyla James Bond, sinemada romanlarından çok çok daha ender o kibirli, snop, bulanık ideolojik fikirlerini ortaya atar; bunun yerine, doğru yerdeki doğru içkinin içindeki buz parçacığını çınlatmayı yeğler. Dolayısıyla Bond filmleri bir zamanların Eddis-Constantine serüven filmlerinin en bilimkurguya, propaganda ve reklam filmlerinden oluşmuş bir karışımın ürünüdürler biraz."
BİTTİ
(Bu yazı, basıma hazırladığımız "Thriller" (Gerilim sineması) çevirisinden yararlanılarak yazılmıştır. George Sesslen, Edgar Wettstein, Erich Kubiy, Hans Christoph'un düşünceleri, yazıda harmanlanmıştır.)
www.evrensel.net