OHAL'de tam demokratikleşme talebi

Olağanüstü Hal bölgesindeki kitle örgütü temsilcileri OHAL'in kaldırılmasının yetmediğini, önemli olanın yerine konulacak yönetim olduğuna dikkat çektiler.

OHAL'de tam demokratikleşme talebi
Mehmet Aslanoğlu
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri sınırları içerisindeki Diyarbakır, Hakkâri, Van, Tunceli ve Şırnak illerini kapsayan Olağanüstü Hal'in kaldırılması gündeme getirilirken, tartışmanın içerisinde olan bölgedeki kitle örgütleri de konuyla ilgili görüşlerini bildiriyor. Diyarbakır Barosu Başkanı Mustafa Özer, THİV Diyarbakır Temsilcisi Sezgin Tanrıkulu, İnsani Yardım ve Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Mesut Bektaş ve HADEP Merkez İlçe Başkanı ve Lice Belediyesi eski Başkanı Zeynel Bağır, gazetemize yaptıkları açıklamalarda, bölge barışının adımlarından biri olarak OHAL'in kaldırılması gerektiğine, ancak OHAL'in kaldırılmasının sözde kalmaması için de yerine konulacak yönetimin önemli olduğuna dikkat çektiler.
'OHAL kalkacak'
Diyarbakır Barosu Başkanı Mustafa Özer, OHAL'in bölgeye barış ve huzur ortamı getirmediğinin gözler önünde olduğunu belirterek bir süre sonra kaldırılacağı inancında olduğunu ifade etti. "Bölgedeki şiddet dilinin yerine barış dilinin geçtiği bir dönemdeyiz. Buna bağlı olarak da çeşitli düzenlemeler yapılacaktır. Bunların içerisinde OHAL'in kaldırılması da vardır" diyen Özer, bölgede olağan hukuk sistemine geçilmesi gerektiğine dikkat çekti. Özer, aksi halde içte ve dışta kamuoyunun tatmin edilemeyeceğini söyledi.
Bölgedeki koruculuk sistemine ilişkin açıklamalar da yapan Özer, korucuların şimdiye kadar adam öldürmeden gaspa, ırza geçmeden çeteleşmeye kadar birçok suçtan ceza aldığını hatırlatarak, devlet tarafından beslenen bu korucuların devletten de güç aldığına, huzur ve barış için bu kurumun tamamıyla tasfiye edilmesi gerektiğine dikkat çekti.
'İç ve dış kamuoyu'nun tatmini
"Bir de OHAL'in kaldırılıp yerine başka bir kılıf altında bu uygulamaların devamı kuşkusu vardır. Eğer devlet böyle bir şey yaparsa devlete güveni sarsılmış olan vatandaşın devlete tekrar güvenmesini bekleyemezsiniz. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım olur. OHAL'i sadece isim olarak değiştirirseniz devlet olarak vatandaşı kazanamazsınız. Bir de dış kamuoyu var. Devlet böyle bir yaklaşım sergilerse AB'yi de tatmin edemez" diyen Özer, AB'nin 6 maddelik Kopenhag kriterlerine Türkiye'nin uymak zorunda olduğunu söyledi. Bölgedeki kitle örgütlerinin OHAL tartışmalarının dışındaymış gibi gösterildiğini anlatan Özer, "Bu konu olgunlaştığı zaman elbetteki bizim de sesimiz daha gür duyulacaktır" diye konuştu.
Özer bölgede yapılması gereken iyileştirmelerden de söz ederek, buradaki ekonomik iyileştirmelerin özel teşebbüs eliyle yapılması gerektiğini ileri sürerek şunları söyledi: "Hukukun üstünlüğünü sağlayacaksınız, bununla ilgili mevzuatı geliştireceksiniz, eğitimi, sağlığı nasıl sağlayacağınızı belirleyeceksiniz, kısa vadede insanların kendi köylerine yaşadıkları mekânlara geri dönüşünü sağlayacaksınız. Orta vadede de köylülerin, yeniden yaşamını idame ettirebilecek ekonomik koşulları sağlaması için, tarım ve hayvancılık kredisi verilmeli. Böylelikle köylülerin üretime katılmaları sağlanmalıdır. Uzun vadede ise özel teşebbüs bölgede yatırımlara yönelmelidir. Özellikle bölgeden kaçan sermaye tekrar geri dönmelidir. Bu işi devlet yapmamalıdır."
TİHV: Kürt sorunu tartışılsın
THİV Diyarbakır Temsilcisi Sezgin Tanrıkulu, bölgedeki OHAL sürecini anlatarak, OHAL yasasına ve ona bağlı olarak çıkan kanunlara bakıldığında, bölgede, demokrasiyle bağdaşmayan, adeta kraliyet diyebileceğimiz bir yönetim biçiminin egemen olduğunu ifade etti.
"OHAL Valisi demokrasilerde olmaması gereken yetkilere sahiptir. 13 yıllık dönem içerisinde de bu yetkilerinin hepsini kullanmıştır. Köyleri boşaltmış, insanları sürgün etmiş, basının bölgeye girişini engellemiş, televizyonlara yasak getirmiş, sinema günlerini bile yasaklayabilmiştir. Siyasi partilerin araçlarının bölgeye girişini, toplantı ve gösteri yapılmasını engellemiş, yüzlerce kamu emekçisinin sürgün edilmesini sağlamıştır. Yani bu kadar geniş yetkilere sahip bir yönetim anlayışının devam etmesinin tek nedeni Kürt sorununun demokratik ve barışçıl bir temelde çözülenmemiş olmasıdır" diyen Tanrıkulu, bu sorun çözülmediği takdirde rejimin adının değişeceğini, ancak uygulamaların devam edeceğini söyledi.
OHAL kaldırılsa bile İller İdaresi Yasası'nda yapılan değişikliklerle tüm valilerin birer OHAL Valisi haline getirildiğine dikkat çeken Tanrıkulu, TİHV'in OHAL'in kaldırılması tartışmalarının yerine Kürt sorununun demokratik bir ortamda tartışılmasının gerektiği görüşünde olduğunu iletti.
"Kürt sorunu çözülmeden, çözüm noktasında bir inanç yaratılmadan, bir irade birliği sağlanmadan insanları nasıl köye geri döndüreceksiniz. İnsanlar mutlaka köylerine geri dönmek istiyor. Ama hükümetin bu yöndeki çalışmaları bana göre samimi ve inandırıcı çalışmalar değil. Yakılan, boşaltılan köy hane sayısı 50 bindir. Bizim tüm arzumuz halkımızın kendi arzu ve istekleriyle köylerine dönmeleri. Gittikleri yerlerdeki koşullardan daha iyi koşullarla köylerine geri dönmeleri gerekiyor. Ancak bunun altyapısının oluşturulması gerekiyor. Bunu yapması gereken devlet, çünkü bunun sorumlusu devlet. Ama devlet altyapıyı hazırlama konusunda kararlı değil ve bu noktada güven vermiyor" şeklinde konuşan Tanrıkulu, bölgede hak ihlallerinin, işkencenin, faili meçhullerin, köy boşaltmaların sistemli bir şekilde devam ettiğini belirlediklerini açıkladı.
Devlet iyileştirmelere başlasın
İnsani Yardım ve Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Mesut Bektaş, derneklerinin göç konusunda fizibilete çalışması yaptığını, göç eden köylerin geri dönüşü ve göç ettirilen insanların en azından ekonomik koşullarının yaşanabilir bir duruma getirilmesi için birtakım çalışmalara başladıklarını anlattı.
"Son dönemlerde bölgede bir göreceli barış söz konusu. Bu barış ortamının kalıcılaştırılması gerekiyor" diyen Bektaş, barışın tesisi için her şeyden önce mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini söyledi. Bölgedeki bazı illerin iç göçle barınma sorunu yaşadığına dikkat çeken Bektaş, Diyarbakır'a göç edenlerin çadırlarda yaşamak zorunda kaldığını, devletin bir an önce iyileştirmelere başlaması gerektiğini açıkladı. Bektaş, OHAL'in kaldırılacağının kesin olduğunu, ancak OHAL'in yerine konacak sistemin ne derece demokratik olacağının öneminin daha büyük olduğunu söyledi.
Tüm kurumlarıyla ortadan kalksın
HADEP Merkez İlçe Başkanı ve Lice Belediyesi eski Başkanı Zeynel Bağır, şimdiye kadar OHAL'in kaldırıldığı illerde hiçbir değişiklik olmadığını söyleyerek, OHAL'in buralarda bile başka isimler adı altında varlığını sürdürdüğünü ifade etti.
"Bugün barış ve Türkiye'nin demokratikleşmesinin gündemde olduğu bu süreçte OHAL'in kaldırılması da gündemleşmeye başladı. OHAL kaldırılacak, ama yerine bir bölge kordinatörlüğü konulacak. Bu gösteriyor ki OHAL kalkacak, yerine başka bir isimle bu uygulamalar aynı şekilde devam edecek. Mardin'de ve diğer illerde OHAL'in fiili olarak devam etmesi buna en somut örnektir" diyen Bağır, OHAL'in tüm kurumlarıyla kalkması gerektiğini vurguladı. OHAL'de yaşayan herkesin OHAL'den bir şekilde zarar gördüğünü anlatan Bağır, buna rağmen devletin OHAL'le ilgili tartışmaları bölge dışından yürütmeye çalıştığına dikkat çekti.
Bağır bölgedeki durumu şöyle özetledi; "OHAL basın özgürlüğü önünde de bir engeldir. Bakış, Evrensel ve Azadiya Welat gazeteleri bölgeye sokulmuyor. Dolayısıyla halkın haber alma özgürlüğü kısıtlanmış oluyor. OHAL sendikal faaliyetler önünde de bir engeldir. Bugün sendikalara baktığımızda her sendikanın mutlaka sürgün cezası yemiş yöneticisi ve üyeleri vardır. Öte taraftan OHAL Valisi'nin vermiş olduğu kararlara itiraz etme, eleştirme veya yargıya gitme hakkına sahip değilsiniz. Bugün toplam 67 bin 500 korucu var bölgede."
Göç ettirilenler konusunda HADEP'in başlattığı çalışmaları da anlatan Bağır, köyü yakılan, göç ettirilmek istenen insanların tespitini yaptıklarını, bahar aylarında da sembolik olarak yakılan bir köyü yeniden inşa etmeyi düşünündüklerini belirtti.
www.evrensel.net