Avrupa Birliği yalanı

Avrupa Birliği yalanı

Türkiye'de sendikacılar, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB)'ne aday ülke olması ile birlikte sosyal haklar ve sendikalaşma önündeki engellerin kaldırılacağını beklerken, AB üyesi ülkelerde sendikalaşma oranı hızla geriliyor.

Avrupa Birliği yalanı
Şahin Bayar
Türkiye'de sendikacılar, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB)'ne aday ülke olması ile birlikte sosyal haklar ve sendikalaşma önündeki engellerin kaldırılacağını umarken, AB üyesi ülkelerde sendikalaşma oranı hızla geriliyor. Örneğin Yunanistan'da 1985 yılında yüzde 23.5 olan sendikalaşma oranı, 1995'te yüzde 14.5'e düştü, Portekiz'de 1986'da yüzde 40.6 olan sendikalaşma oranı 1995'de 18.8'e, İngiltere'de 1985 yüzde 36 olan sendikalaşma oranı 1995'te yüzde 26.2'ye geriledi.
AB üyesi ülkelerde sadece sendikalaşma oranı düşmedi. Sendikasızlaştırma yanında birçok sosyal hak da gasp edildi. Fransa'da çıkarılan yasalarla, işçilerin çalışma saatleri, patronların isteğine ve insafına terk edilmek istenirken; Almanya'da sosyal güvenlik alanı başta olmak üzere, işgüvencesi ve toplusözleşme düzenini hedef alan yasalar yürürlüğe sokuldu. Avrupa Birliği ülkelerinin hepsinde bu tür uygulamalar eşzamanlı olarak hayata geçirilirken, bütün bunlar artık çalışma yaşamında Dünya Bankası'nın isteklerini yerine getiren ve Türkiyeli sendikacıların çok şey beklediği Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nün gözetiminde gerçekleştiriliyor olması da dikkat çekiyor. AB üyesi ülkelerde, çalışma süreleri uzamış, sendikasızlaştırma ve kayıtdışı çalıştırma hızla artmış, sosyal güvenlik kuruluşları güdükleştirilirken, iş hukuku da esnekleştirilerek işgüvencesi ve sendikalarının korunması ilkesi tamamen ortadan kaldırıldı.
AB patronların örgütüdür
Türkiye'nin AB'ye aday ülke olması ile birlikte sevinç çığlıkları atan patron örgütleri hükümete; "İş hukukumuz çağdışı ve katıdır. Hemen değiştirilsin" talimatı vermekten geri durmadı. AB'ye uyum adı altında isteklerini sıralayan patronlar, iş hukukunun da hemen esnekleştirilmesini istediler.
Toplusözleşme ve hizmet akdi gibi çalışma şartlarını uygulama yerine Toplusözleşme, Grev ve Lokavt (TSGL) Kanunu'nun 5. maddesinde yer alan, "Toplu iş sözleşmelerine, kanun veya tüzüklerin emredici hükümlerine aykırı hükümler konamaz" hükmünü kaldırılmasını isteyen patron örgütleri, sendikaları dize getirip, toplusözleşmeler aracılığı ile esnek çalışma uygulamasını yaygınlaştırılmak istiyorlar.
Kaldırılması istenen bir başka madde ise, İş Kanunu'nun haftalık çalışma süresini düzenleyen 61.maddesi. Bu madde değiştirilerek kısmi çalışma, telafi edici çalışma, fazla mesai ücretininin ödenmemesi gibi uygulamalar yasalaştırılmak isteniyor. Böylece işlerin az olduğu dönemde işçiler çalıştırılmayacak ve az ücret ödenecek. İşlerin yoğunlaştığı dönemde ise işçiler 8 saatin çok üzerinde çalıştırılacak ama buna rağmen fazla mesai ücreti ödenmeyecek.
Bu uygulamalar ve yasalar, Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan veya uygulanmak istenen yasaların aynısıdır. Bundan dolayı Avupa Birliği ülkelerinde işçi ve emekçiler yeni haklar talep etme yerine daha çok kazanılmış hakların korunmasına yönelik eylemler yapıyorlar.
Mücadeleden başka yol yok
Örgütlenme önünde önemli engeller teşkil eden, grev yasakları, grev kısıtlamaları, yüzde 10 işkolu barajı, noter onayı şartı gibi antidemokratik uygulamaların kaldırılması için mücadele etme yerine yakınmayı tercih eden Türkiyeli sendikacılar, Türkiye'nin AB'ye aday ülke olmasıyla birlikte çalışma yaşamında iyileştirme olacağı yönünde açıklamalar yapmışlardı. Oysa ki AB üyesi ülkelerde kazanılan haklar emekçilerin uzun yıllar mücadeleler sonucunda elde edilmiş haklardı. Son yıllarda ise bu haklar hükümet ve sermaye cephesi tarafından tek tek geri alınmak isteniyor. AB üyesi ülkelerde emekçilere yönelik yaşanan hak gaspları; saldırıların bizzat merkezi olan bu topluluktan çalışma yaşamında iyileştirme sağlayacağını beklemenin gerçekçi olmadığını gösteriyor.
www.evrensel.net