Tıpkı Susurluk gibi...

Hizbullah operasyonu il il genişleyip yeni cesetler çıktıkça, Susurluk skandalıyla aynı kaderi paylaşacağını gösteren belirtiler de çoğalıyor.

Tıpkı Susurluk gibi...
Ayhan Özgür
Hizbullah'a karşı emniyet güçlerinin genişleyen operasyonu, her gün yeni "toplu mezarlar"ın ortaya çıkmasına yol açarken, yakalanan kişilerin "itirafları" ve ele geçen belgeler, Hizbullah'ın faaliyetleri hakkında yeni bilgilerin ortaya çıkmasına da yol açıyor.
Basın, polisten "sızan", "uzman" kişilerin yorumlarından çıkarılan ya da arşiv karıştırarak bulunan pek çok şey sayfalar dolusu her gün kamuoyuna sunuyor. TV kanalları, haber programlarının önemli bölümünü Hizbullah haberlerine ayırırken, tartışma programlarının çoğu da "Hizbullah" üzerine yapılıyor. Hizbullah'ın dinsel temelleri, eylemleri, ilişkileri, bugüne kadarki marifetleri, ideolojik tutumu, askeri gücü, politik hedefleri gibi pek çok konu, didik didik ediliyor. Devletin çeşitli kurumları arada birbiriyle çelişse de; hemen her gün, birkaç açıklamayla olup biteni kamuoyuna duyuruyorlar.
Ama, her gün televizyonlardan, gazete sayfalarından taşan ana bilgiye; "Hizbullah'ı devlet kurdurdu", "en azından" Hizbullah'ın serpilip gelişmesini devlet teşvik etti. "Militanları eğitti, organize etti" bilgisinin gereği olarak, ne JİTEM'in elemanları, ne MİT'in görevlileri ne de dönemin politika saptayan bakan, başbakan gibi sorumlularından bir şey sorulmuyor. Ve ister istemez; "tıpkı Susurluk gibi" demek geliyor insanın içinden.
Susurluk'ta ne olmuştu?
Olup bitene bakıldığı zaman, ister istemez insanın ağzından "Tıpkı Susurluk gibi" cümlesi dökülüyor. Çünkü Susurluk'ta da böyle olmuştu. Susurluk'taki kazanın arkasından ortalık bir bilgi ve belge seline uğramıştı. Kanıtlar, itiraflar, fotoğraflar, resmi devlet belgeleri, pasaportlar, kayıtlar, tanıklar, sanıkların itirafları, gazetecilerin özel çabalarıyla çıkarılan ilişkiler, konuyla ilgili uzman kişilerin yorumları, arşiv çalışmaları, TBBM'de kurulan komisyona verilen ifadeler, çeşitli istihbarat örgütlerinin raporları vb. büyük bir bilgi ve bilgi yığını ortalığa dökülmüştü. Aradan geçen üç buçuk yıldan sonra bakıldığında; Susuruk'ta, bütün bu bilgi ve bilgi yığınına karşın bir arpa boyu yol gidilmediğinde herkes hem fikirdir. Davanın asıl sanıkları halen milletvekilidir; tetikçiler görevlerine devam etmektedir. Onca cinayet, baskın ve itiraf edilen "bin operasyon"a karşı tek bir tutuklu sanık yoktur.
Şimdi ne oluyor?
Tıpkı Susurluk skandalı sonrası olduğu gibi, gazete sayfaları "bilgiyle" dolup taşıyor. Hizbullah'ı kim, kurmuş, kime karşı ve ne için kurmuş; kimler eğitmiş, Hizbullah hangi illerde eylem yapmış, kaç militanı varmış, kaç kişiyi öldürmüş, diğer dinci gruplarla niçin çatışmış, desteği kimden geliyormuş, mali kaynakları neymiş, kimlerle dirsek teması varmış; bütün bunlar biliniyor. Kuşkusuz ki, devletin istihbarat örgütleri daha da fazlasını biliyor olmalılar. Ancak; bütün bu bilgi bolluğu içinde ana sorun gözden kaçıyor: Hizbullah'ı devletin örgütleyip eğittiği sorunu. Ve Hizbullah operasyonu konusunda "Hizbullah yok edilecek" diye açıklama yapan başbakan dahil yetkililer; bu Hizbullah'ı ilk olarak örgütleyen, onları eğitip PKK'ye karşı kullandığını iddia eden kişilere, kurumlara dönemin OHAL yetkililerine karşı bir soruşturma açacak gibi görünmüyorlar. Tam tersine, "O dönem hakkında konuşalım ama üstüne gitmeyelim" konusunda anlaşılmış gibi.
Gerçeğe parmak basan itiraflar
TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukoğlu başta olmak üzere birçok kurum, kişi ve araştırmacı "Biz bu gerçeği yıllardır söylüyorduk, yazıyorduk, ancak üzerine gidilmiyordu" diyor. TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporlarında, dönemin Batman Emniyet Müdürü Öztürk Şimşek'in ağzından yeniden gündeme gelen şu ifadeler de gözlerden kaçırılmak isteniyor: "Ne yazık ki, Hizbullah örgütü mensupları bir dönem askerlerden yardım gördüler. Buradaki bazı askeri birliklerde eğitim yaptılar, lojistik destek gördüler." Aynı şekilde ö dönem bölge halkı tarafından yakalanıp, emniyet birimlerine teslim edilen Hizbullahçıların polisin elinden kaçmayı 'başardık'ları da yine son günlerin mesaj bombardımanı arasında gündeme geldi. Yine zamanın MİT müsteşarı -ardından JİTEM kurucusu olarak basına yansıdı ve ardından da onu Jandarma Genel Komutanı olarak gördük- Teoman Koman, bir yandan şeriata karşı mücadelenin Türkiye'nin en önemli sorunu olduğu konusunda Milli Siyaset Belgesi'nin altına imza atarken öte yandan da Şeriatçı Hizbullah'a kanat geriyor: "Hangi Hizbullah? Bir İran'daki Hizbullah vardır. Bir de PKK'nın baskınlarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar vardır."
'Devletin Hizbullahçıları' aklanıyor
Elbette; Susurluk skandalının adamlarıyla Hizbullah arasında çeşitli farklar var. Hizbullahçıların çoğu yakalanıp cezalandırılacak, belki pek çoğu da ağır cezalara çarptırılacak. Ama Susurluk'la asıl benzerlik; ikisinin de devlet tarafından PKK'ye karşı kurulmuş olmak gibi bir ortak yanı var ki; en belirleyici özellik de budur. Hizbullah konusunda da Susurluk'ta olduğu gibi, çizmeyi aşan eylemler sorgulanacak ama, Hizbullah faaliyetinin "devlet adına yapılan yanı", JİTEM ve MİT görevlileri, OHAL yetkilileri, dönemin siyasi sorumluları, bu soruşturmadan da azade tutulacak; bunların devlet çıkarı gözeterek bir gizli örgütü yönettiği kapalı kapılar arkasında kabul edilip; "Ne var bunda, her devlet bunu yapıyor. Ama yüzüne gözüne bulaştırmadan" denilip geçilecek. Nitekim Ecevit, sanki bu ülkede yaşamıyor; bunca yetkilinin iddialarını duymamış ya da TBMM Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu Raporu'nu hiç bilmiyor gibi; "Hizbullah'ı devlet görevlilerinin eğitip örgütlediği konusunda bir bulgunun olmadığını" söyleyerek, hükümetin soruşturmayı hangi yönde geliştirmek istemediğini de ifade etmiş oldu.
Bilgi çöplüğü altında kalan gerçek
Susurluk, devletin kirli çamaşırlarının bu boyutta ortaya döküldüğü ilk olaydı. Bu yüzden de pek çok iyi niyetli demokrat, aydın; bu sefer devletle bir hesaplaşma yapılacak ve demokrasi yolunda ciddi adım atmada Susurluk bir dayanak olacak diye düşünmüştü. Ama öyle olmadı; asıl gerçek; ortaya yığılan onca bilgi ve belge arasında kaybedilirken, halk da hayal kırıklığına uğradı.
Susurluk'la Hizbullah operasyonu arasında bu konuda da bir benzerlik göze çarpıyor. Pek çok bilgi ortaya atılıyor. Devletin "şeriatçı bir örgüt kurduğu" kabul ediliyor; bunu kullandığı da inkâr edilmiyor. Sayısız olgu, abartılı ya da abartısız daha şimdiden yığılmış durumda ve her gün de yeni bilgilerin ortalığı kaplayacağı anlaşılıyor. Ama, şu da bir gerçek ki, asıl dokunulması gereken gerçek; devletin, devlet yetkililerinin ve kimliğini sorumluluğunu ortaya çıkarmak konusunda bir yan çizme var. Öyle görünüyor ki, bu seferde asıl gerçek, ortaya çıkarılıp mahkûm edilmesi gereken yan bu bilgi çöplüğü altında saklanacak. Şimdilik bütün belirtiler bunu gösteriyor.
www.evrensel.net