MİT: Hizbullah'ı biz kurduk

28 Şubat süreci için bahane gösterilen Kudüs Gecesi'nin ardından, MİT'in DGM'ye gönderdiği bir belgede, Türkiye'de Hizbullah diye bir örgütün bulunmadığı iddia edildi.

MİT: Hizbullah'ı biz kurduk
Serpil Kurtay
Susurluk kazasının ardından açığa çıkan çete yapılanması ve faaliyetleriyle, Hizbullah örgütünün yapılanması ve faaliyetlerinin benzerliği dikkat çekiyor. İki örgütlenmede de yeralan kişiler "devlet için kurşun atıyor" ve tüm iddialara rağmen bir türlü kabullenilmiyor ve "çökertilemiyordu". Genelde Kürt illerinde faaliyette bulunan JİTEM'in varlığı nasıl inkar ediliyorsa, Hizbullah'ın varlığı ve faaliyetleri de MİT Raporları'nda inkar edildi. MİT'e göre Türkiye'de Hizbullah diye bir örgüt yoktu. Ancak gerek MİT'in kendi içindeki kişiler tarafından yapılan açıklamalar, gerekse Hizbullah militanları tarafından gazetelere verilen demeçler, polis, ordu ve Hizbullah'ın bölgede nasıl elele çalıştığını gösteriyor.
MİT: Hizbullah yok
Sincan Belediyesi tarafından Şubat 1997'de düzenlenen Kudüs Gecesi'nde bulunduğu etkinlikten ötürü yargılanan Selam gazetesi yazarlarından Nurettin Şirin, dava sonunda 17 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum oldu. Şirin'in mahkumiyet gerekçelerinden biri de Hizbullah örgütüne üye olmasıydı. Şirin'in avukatları, savunmalarını bir MİT belgesine dayandırdılar. Söz konusu belge, Ankara DGM'nin 27 Şubat 1997 tarihinde MİT'ten "Hizbullah ve Hamas" konusunda istediği bilgiye verilen yanıttı.
17 Nisan 1997 tarihinde MİT'in verdiği yanıtta, "Hizbullah'ın Türkiye'de bugüne değin herhangi bir hücre faaliyetine veya altyapısına rastlanmamıştır" deniliyordu. Bu bilgiye rağmen, mahkeme Şirin'i cezelandırdı. Ancak Şirin, Hizbullah üyesi olmaktan ceza alan ilk kişi değildi. Her ne kadar bölge halkının zorlamasıyla gözaltına alınan Hizbullah üyeleri, polis tarafından birer birer serbest bırakılsa da çok sayıda Hizbullah üyesi de "cinayet, adam kaçırma ve soygun" davasından tutuklanmıştı.
MİT: Hizbullah var
MİT'in resmi yanıtından beş yıl önce ise ismini açıklamayan bir MİT görevlisi, 24 Ağustos 1992 tarihinde Zaman gazetesine konuşmuştu. Bu MİT yetkilisinin söyledikleri, MİT'in resmi açıklaması yalanlaması ve gerçekleri gözler önüne sermesi bakımından önemliydi:
"Koruculuk sisteminden umduğunu bulamayanlar, bölge halkının manevi hissiyatını da göz önüne alarak yeni bir örgüt kurulmasına karar verdiler. Önce istihbarat içinde Kürtçe bilenler seçildi. Bunlar bir süre dini konularda eğitilerek küçük bir grup oluşturuldu ve halkın dini hassayitenin olduğu yerlere gönderildi. Bu grup belirli bir süre fikirlerini empoze ettikten sonra halkın arasından bir lider seçip, kendileri tamamen aradan çekildiler."
Polisin tetikçisi Hizbullah
Polisin gözaltında tehdidine maruz kalan kişilerin, daha sonra Hizbullah tarafından öldürülmesi işbirliğinin açık bir göstergesiydi. Örneğin Mersin'de oturan 60 yaşındaki Sadık Bilgin isimli bir kişi öldürülmeden önce, gözaltında gördüğü işkenceyi ve aldığı tehditleri 5 Temmuz 1992 tarihli Özgür Gündem gazetesinde şu şekilde anlatıyordu: "Gözaltı süresinde askıya alındım, çırılçıplak soyularak üzerime soğuk su sıkıldı. Polis 'Sizin isim ve adreslerinizi Hizbullahçılara verdik. Onlar sizi öldürecek' dedi". Ve Sadık Bilgin 4 Mart 1993 tarihinde işyerinin önünde Hizbullah militanları tarafından öldürüldü.
'Polis can güvenliğimizi sağlıyordu'
Yine bizzat Hizbullah üyeleri devletin yardımıyla nasıl örgütlendiklerini yine gazetelere verdikleri demeçlerde açıkça anlatıyorlardı. Hizbullah içinde yeraldığını söyleyen Osman Danış isimli ajan, 7 Mart 1992 tarihinde Yeni Ülke dergisine yaptığı açıklamada, 1990 yılında Gercüş Jandarma Bölük Komutanı tarafından ajanlaştırıldığını ve üç ay Diyarbakır'da Özel Tim Merkezi'nde eğitim gördüğünü söylüyordu.
Bu çalışmalarından vali ve emniyet müdürünün de haberi olduğunu belirten Danış, gördüğü edğitimi şöyle aktarıyordu: "Eğitimlerde bir din adamı gibi çalışabilmeyi ve PKK'ye karşı nasıl çalışılacağını öğrendim. Polis de eyleme giren kişilerin can güvenliğini sağlıyordu. Bugüne kadar kimsenin yakalanmamasının nedeni budur. Bölgede dağıtılan bildirilerin çoğu Diyarbakır'dan geliyordu. Bizden biri öldüğünde polisler gelip başsağlığı diliyordu: 'Moralinizi bozmayın, bire on hesap soracağız' diyorlardı. Haberleşmeyi, Yeni Kırtasiye'den sağlıyorduk. Defalarca askerlerle köy baskınlarına gittik, köylülere işkence yaptık."'PKK'lıları öldürmek sevap'
Hizbullah içinde yeralan İ.A. isimli ajan ise, "Komiser olduğunu tahmin ettiği Ali isimli biri tarafından ajanlaştırıldığını", "M.Ö. adlı birinden dini kitaplar aldığını" kaydediyordu. Bu kişinin, "PKK'nin Ermeni olduğunu ve onları öldürürse sevap kazanacağını" söylediğini anlatan İ.A., "Batman'da Ata Zengin adlı bir kişinin evinde sürekli toplantılar yapıyorduk. Bu toplantılarda PKK saldırısına karşı nöbet tutardım" diyordu.
Hizbullahçıların nerede eğitildiği konusunda ise şunları söylüyordu: "Özellikle Batman, Nusaybin ve Silvan'da üs kurmuşlar. Kızıltepe'de eğitim merkezleri var. Eğitimciler, Bolu, Kayseri, Isparta ve Ankara'daki komando taburlarından geliyorlar. Diyarbakır Çevik Kuvvet Merkezi, Kızıltepe Orduevi, Batman MİT binası da bunların merkezi."
'TC bize muhtaç'
Batman'daki Hizbullah liderlerinden olan ve "Şeyhmus" kod adını kullanan kişinin Cumhuriyet gazetesinin 17 Şubat 1993 tarihli sayısında yeralan demeci, önceki örnekleri destekliyor. "Batman'da kolordunun da, korucunun da PKK'yı durduramadığını" ifade eden "Şeyhmus", "Ne oldu. Biz çıktık ve durdurduk. Bunu TC gördü. Eğer bize Batman'da müsamahakâr ise bu TC'nin bizi tutmasından değildir. Batman'da, Silvan'da TC bize muhtaçtır. Bize sarılmaktadır. Ama bu zavallılıktır. TC'nin PKK'nın hakkından gelemeyeceği cümle aleme ispat olunmuştur" diyordu.
www.evrensel.net