'Kalemli çete' yine cezalı!

'Kalemli çete' olarak bilinen öğrencilerden biri olan Mahmut Yılmaz, hiçbir zaman "Suçsuzuz" demediklerini belirterek, "Demokrasi, parasız eğitim isteyen teröristse, biz teröristiz" dedik mahkemelerde.

'Kalemli çete' yine cezalı!
Rojda İldan
Ankara Üniversiteleri Öğrenci Koordinasyonu üyesi sekiz öğrencinin yargılandığı ve 'Kalemli çete davası' olarak bilinen dava, Yargıtay tarafından sonlandırıldı. Bir iki gün içinde açıklanıp emniyete bildirilecek olan karardan sonra Meclis'te pankart açan öğrenciler, yeniden demir parmaklıklar arkasına girecekler. İkinci kez 22 Kasım 1999'da gittiği Yargıtay'da sonlandırılan davada parasız eğitim isteyen öğrencilere verilen toplam ceza ise 48 yıl hapis ve 8,5 milyar lira para cezası. 'Kalemli çete' elemanlarından Mahmut Yılmaz'ın bu karardan payına düşen 1 milyar lira para cezası.
Dava öğrenci hareketine
Parasız, bilimsel, demokratik eğitim taleplerini bildirmek için Meclis'te arkadaşlarıyla birlikte pankart açan Mahmut Yılmaz, eylemin yapıldığı 1994'de Hacettepe Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü 4. sınıf öğrencisiydi. Fakat yargılama sürecinde okuldan atıldı. Yılmaz davanın konusunun öğrenci hareketi olduğunu belirterek, kendilerinin temel savunma noktalarının da bu olduğunu belirtiyor. Dava sürecince kendilerine yöneltilen yasadışı örgüt üyeliği suçlamalarını reddettiklerini belirten Yılmaz, "Bunun dava süreciyle bir ilgisi yoktu. Bir komplo vardı zaten. Yargılanmamız, dava süreci, polisin delil yaratma çabaları hepsi yasadışı süreçlerdi" diyor.
Meclis'te pankart açtıkları dönemde paralı eğitim sorununun sadece 'üç-beş kuruş' olayı olarak algılandığını belirten Yılmaz, "Ama şimdi bu özelleştirme saldırısının ideolojik boyutu, o niteliği tamamen kavrandı. Bu saldırı tahkimdi, MAI'ydi, MIGA'ydı, stand-by anlaşmasıydı derken iyice ortaya çıktı. Türkiye'de tam bir yoksullaşma var şimdi. Bunların hepsi sömürgeleştirme kuralına dönüştükten sonra daha bütünlüklü bir program haline geldikten sonra öğrenci hareketinin de dolayısıyla bütünlüklü gündemi haline geldi" diyor.
Yargıtay'ın 48 yıl hapis ve 8.5 milyarlık para cezasını onaylamasından sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidileceğini belirten Yılmaz, "Bu dava örnek teşkil ediyor. Bundan sonra Öğrenci Koordinasyonu'na yönelik davaları 'propaganda örgütü' ya da 'silahsız örgüt' kapsamına sokup, yargılayabilecekler. Bu dava ile bunun yolu açılmış oluyor. Asıl hedefledikleri de buydu zaten" diyor. Dava sonucunun sokakta tersine çevrildiğini de belirten Yılmaz, bunun öğrenci muhalefeti açısından önemli olduğunu söylüyor: "Bize kişi başına 18 ya da 12 yıl ceza düşüyordu. Toplam 96 yıl. İlk defa bir toplumsal muhalefet kendi arkadaşlarının özgürlüğü için cezaevleri kapılarını açtı, onların dışarı çıkmasını sağladı. Sonrasında Manisalı gençlerin davası, Metin Göktepe davası, Susurluk süreciyle konjonktür olarak buluştu ve adalet istemenin, özgürlük istemenin simgesi haline geldi. Konak'ta, Taksim'de, Kızılay'da, Beyazıt'ta onlarca eylem yapıldı böyle bir amaç için. '97-'99 arası bu dava öğrenci muhalefetinin en temel gündemlerindendi ve adalet istemi Türkiye'de bu dava ile simgeleşti." Öğrenciler kadar aydın kimliğini koruyan billim adamlarının da kendilerine destek olduğunu belirten Yılmaz, "Tabii aydın olan insanlardan öğretim üyelerinden destek aldık. Cezaevi ziyaretlerinde, arkadaşlarımızın dışarıdan örgütlediği kampanya sürecinde sonuna kadar yer aldılar. Ama üniversite-sanayi işbirliği ve onun yarattığı bilim adamı tiplemesiyle elbette buluşmamız mümkün değildi" diyor.
Uluslararası destek
Türkiye'de 'terörist' denilen öğrenciler, Uluslarası Af Örgütü tarafından düşünce suçlusu ilan edilmişti. Yılmaz, davanın sonucunun tersine dönmesinde Türkiye'yle birlikte yurtdışında da öğrencilerin taleplerine sahip çıkmasının etkili olduğunu belirtiyor ve "Yaklaşık 40 ülkede kampanyalar düzenlendi. Berlin Eyalet Parlamentosu'nda öğrenciler pankart açtılar. İsrail-Türkiye maçında İsrailli öğrenciler bir eylem yaptı, Türkiye Büyükelçiliği önünde yine İsrail'de bir eylem yapıldı. Yunanistanlı öğrenciler 18 Mart öncesinde Selanik'te bir eylem yaptılar. Japonya'dan Kore'ye kadar değişik yerlerde eylemler yapıldı" diyor.
Bir hafta içerisinde 'aranıyor' durumuna gelmeyi beklediklerini belirten Yılmaz, istenen paraları da en kısa zamanda, yani 15-20 gün içerisinde ödemek zorunda olduklarını söylüyor. "Bu dava ülkede yaşananlarla ve toplumun vicdanıyla buluşmuştu. Biz hiçbir zaman 'suçsuz' olduğumuzu filan iddia etmedik. Duruşmaların birinde ben 'terörist olmak' suçunu bile üstlendim. 'Evet bu ülkede demokrasi istemek, parasız eğitim istemek suçsa teröristim' dedim. Faşist komploların dışında yaptığımız her eylemi savunduk. Savunamayacağımız, halka karşı hesabını veremeyeceğimiz hiçbir şey yapmadık" diyen Yılmaz, arkadaşlarıyla beraber son randevuya hazırlanıyor, Özgürlük Buluşması'na. Bütün o süreçlerin bir 'son randevu'su olsun diye yapılacak bu şenlik. "Avrupa Birliği imajının, Çakıcı gibi bir sürü rezaletin arasında bu dava, toplumdaki adalet istemenin bir simgesi olsun diye böyle bir final olsun istedik" diyen Yılmaz ve arkadaşları, final için bu davanın tarafları olan bütün insanları, aydınları, velileri, arkadaşlarını, kitle örgütlerini, siyasal parti temsilcilerini yeniden bir araya getirmek ve adalet taleplerini tekrarlamak istiyorlar.
22 Ocak 2000'de Ahmet Taner Kışlalı Salonu'nda yapılacak olan "Özgürlük Buluşması", saat 14.00'te başlayacak.
www.evrensel.net