Depremzedenin bayram kâbusu

Depremzedenin bayram kâbusu

Devletin, deprem bölgesindeki illerde yaptığı yardımları kesmek için bayramı başlangıç sayması, üç günlük ramazan bayramını kâbusa çevirdi.

Depremzedenin bayram kâbusu
Deprem bölgesinde insanları kendi kaderine bırakan devlet, 'hayatı normalleştirme' adı altında attığı her adımda, depremzedeleri bir kez daha 'zede' haline getiriyor. Bayramın son gününden itibaren birçok bölgede yemek dağıtımı tamamen kesilecek. Elektrik ve sudan para almaya başlamaya hazırlanan devlet, mevcut çadırkentleri dağıtmaya hazırlanıyor, göçü teşvik etme tutumunu sürdürüyor. Devletin atacağı tüm bu adımlar için "ramazan bayramı" başlangıç olarak görülüyor ve bu durum depremzedeler için "buruk kutladıkları bayramı" tam bir karabasana dönüştürüyor.
Üstelik hali hazırda yapılan yardımlarda ise ayrımcılık hat safhaya varmış durumda. Deprem öncesi tanıdıkları ve belli bir ekonomik düzeye sahip olan kişiler deprem sonrası da rahat ediyorlar. Çünkü 'Yok' denilen her malzeme araya tanıdık girdiği zaman ortaya çıkıveriyor. Kriz merkezleri yardım yaparken veya merkeze yakın prefabrik evleri dağıtırken bölgenin kalbur üstü insanlarını listenin başına alıyor. İhtiyacı olanlara ise ya işlerine uzak, ya da su alan ve hiçbir işe yaramayan konutları veriyorlar. Birçok depremzedeye ise söylenenlerin aksine prefabrik ev lafı bile edilmiyor.
Her şeyden para alacaklar!
Yemek yardımının kesileceğini açıklayan yetkililer, Düzce ve Yalova'da bu kararlarını uygulamaya koymaya başladılar. Elektriğin, telefonun, suyun parasız verileceğini ve depremzedelerin bu tür harcamalardan muaf tutulacağını söyleyen devlet yetkilileri, tüm verdikleri sözleri unutarak depremzedeleri fatura yığını altında eziyor. Çadırlarına elektrik bağlamak isteyenlere saat takma zorunluluğu getirilirken, Turkcell gibi firmalar da 'Deprem bölgesinden para almayacağız' demelerine karşın, burada bulunan insanlara 100-150 milyon lira civarında fatura yollamayı ihmal etmedi.
Çadırkentler dağıtılacak
Gölcük'te ve Kocaeli'de görüştüğümüz depremzedeler de çadırlarının bayram sonrası dağıtılacağının söylendiğini ve belediyenin 'Çadırlarınıza saat taktırın' uyarısı yaptığını söylüyorlar. Hiçbir yaraları sarılmayan depremzedeler ise bayram sonrası ne yapacaklarını, nerede kalacaklarını ve karınlarının nasıl doyuracaklarını bilemiyorlar.
Televizyonlarda açıklamalar yapan ve 'İnsanlar 100 milyon lira için çadırdan çıkmıyor' diyenlerin yalan söylediğini dile getiren depremzedeler, 'Kalbur üstü adamlara bu evleri veriyorlar' diyerek, evi hasar görmemiş insanlara bile belli tanıdıkları olduğu için prefabrik ev verildiğini söylüyorlar.
Bayram vesilesiyle gittiğimiz çadırlarda bizlere yaşamlarını anlatan depremzedeler, hayatı her gün yeniden yaratmak ve her gün yeni bir mücadeleye atılmak zorunda olduklarını aktarıyorlar. "Çamurkent" dedikleri ve Düzce'nin sokak aralarına kurulmuş olan çadırkentlerden birinde kurulu olan işçi gençlerin oturduğu küçük bir yazlık çadıra giriyoruz. İçeride iki çekyat ve yerlere koyulmuş minderler dışında eşya yok. Zaten, koymak isteseler de, ayağa kalkmanın bile mümkün olmadığı çadırda yer yok. Çadıra girerken, el sıkışıp bayramlaşıyoruz. Hemen bir çay demleniyor ve sohbet başlıyor.
Hangi yardımı kesecek!
25 yaşındaki inşaat işçisi Nihat Aktaş, yardımın gelmediğini ve çadır dahil tüm malzemeleri kendilerinin getirdikleri söylüyor. "Bu çadırkentin altına dökülen mıcırı da burada oturan insanlar getirdi. Biz cebimizden 20'şer milyon lira para verdik. Elektriği de 8'er milyon lira verip direkten çektirdik" diyen Aktaş, yemek dağıtımında bayram arifesinde kesildiğini söylüyor. Sohbete katılan gençler, sorunlarını art arda sıralıyorlar: "Geçinemeyen, parası olmayanlar ne yapacak. Burada çocuğuna dahi bakamayacak kadar kötü durumda olan insanlar var. Devlet şimdiye kadar bir şey yapmadı, bundan sonra da hangi yardımı kesecek bilemiyoruz". Dışardan gelen yardımların kesilmesiyle insanların çaresizlik içine düştüğünü belirten Aktaş, "İnsanlar yemek yapmak için piknik tüp kullanıyorlar. Bu durum yangınların çıkmasına neden oluyor" diyor.
Zengin yine zengin
"Çamurkent" yöneticilerinden Önder Top, "Zengin yine zengin, fakir yine fakir" diye giriyor söze. Mahallelerinin merası olan araziye prefabrik konut yapılması için kendilerinden imza alındığını, o zaman bu prefabriklere yerleştirileceklerine dair söz verildiğini söyleyen Önder Top, "Buraları bize değil, nerede bir tanıdığı olan var, ya da ekonomik durumu iyi onlara verdiler. Bu mahalleden prefabrik konut çıkan birkaç kişiye ise Kaynaşlı yolunda çok kötü koşullardaki prefabrikler verildi" diyor.
Gelen yardımların yeterli olmadığını, 2 günlük erzak ile bir hafta geçinmelerinin istendiğini anlatan Önder Top, yapılan yardımlar yetersizliğinin yanında, ayrımcılığın da söz konusu olduğunu söylüyor. Civar illerden gelen yardım ve kitle örgütlerinin desteğiyle ayakta kalabildiklerini ifade eden Önder Top, devletin verdiği çocuk maması, süt ve çikolata gibi besin maddelerinin çoğunun son kullanım tarihlerinin geçmiş olduğunu belirtiyor.
www.evrensel.net