SSK'ya son darbe kampanyası

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın holding medyası desteğinde sürdürdüğü yalan kampanyasıyla, emekçiler, SSK'nın iflah olmaz bir yolsuzluk batağı olduğuna inandırılmaya çalışılıyor.

SSK'ya son darbe kampanyası
Gökhan Biçici
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın holding basını desteğinde, günlerdir sürdürdüğü karalama kampanyası, 32 milyon kişiye hizmet veren sosyal güvenlik sisstemi ve SSK hastaneleri ile ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Okuyan'ın ağzından, "prostat ameliyatı yapılan kadın", binlerce kez ameliyat edilmiş gibi fatura çıkartılan hastalar, vb.. henüz kanıtlanmamış yolsuzluk iddialarını içeren iddiaları duyanlar, Bakan'ın, SSK düşmanlığının nedenlerini de, ister istemez merak ettiler.
Neden bu şeffaflık
Farklı koşullarda, basının ve halkın bilgilenme hakkına duyulan saygının ve şeffaf yönetim isteğinin göstergesi olarak ele alınabilecek Okuyan'ın bu tavrının altında yatan asıl amaç da, çok geçmeden ortaya çıktı. Çünkü yapılan açıklamalar, hiç te temiz ve şeffaf bir yönetim kaygısının içermesi gereken yapıcılığı ve sorumluluk duygusunu içermiyordu. Aksine, son günlerde yapılan tüm açıklamalarda ve yapılan yayınlarda, halk, SSK'nın iflah olmaz bir yolsuzluk batağı olduğuna ve tek kurtuluş yolunun ise sosyal güvenlik reformunun ikinci aşamasının hayata geçirilmesinden geçtiğine inandırılmaya çalışılıyordu.
Bakan'ın bu kampanyasının, mezarda emeklilik yasasının devamı olarak ele alınan "sosyal güvenliği yeniden yapılandırma" yasalarına yönelik hazırlıkların son noktaya geldiği günlere denk gelmesi başlı başına bir olgu.
Üstelik halka yönelik bu kapsamlı manipülasyon çabasının geçmişi, 57.hükümettende, sosyal güvenlik bakanı Okuyan'dan da daha eskilere dayanıyor.
SSK yıllardır hedef
Son yıllarda yayınlanan gazete başlıklarının bir bölümünü hatırlayanlar dahi, SSK karşıtı sistematik bir propagandanın yıllardan beri sürdürüldüğünü hatırlayacaktır. Özelleştirme'nin; SSK hastanelerinde yaşanan kuyruklar, aylar sonrasına atılan ameliyat tarihleri, kötü muamele vb. bütün sorunları bir çırpıda çözeceği iddiasının, ortaya çıkan her olumsuzluk vesilesiyle tekrar edilmesi, burjuva basınında, artık bir 'gazetecilik' refleksi haline geldi.
Özel hastane ve kurumların yaygınlaşması, devlet ve SSK hastanelerinin kaynaklarının, bu yeni özel sağlık kurumlarını kalkındırmak üzere seferber edilmesi gibi sağlık sisteminin fiilen özelleştirilmesi anlamına gelen gelişmeler de bu döneme eşlik etti. Gelinen noktada neredeyse her büyük mahalleye bir özel sağlık dispanseri veya hastanesi açılmasıyla yeni bir aşamaya giren bu dalganın, ciddi bir tepkiyle karşılaşmaması da büyük oranda bu propagandaların halk arasında etkili olabilmesinden kaynaklanıyor.
Ancak özel sağlık 'sektörü' ne kadar yaygınlaşırsa yaygınlaşsın, SSK, BAĞ-KUR veya Emekli Sandığı gibi sosyal güvenlik kurumlarının varlığı, sağlık alanının büyük oranda sosyal bir alan olarak kalabilmesinin en büyük dayanağı oldu.
Son hamleye hazırlanıyorlar
İşte bu nedenle bu kurumların özelleştirilmesi, en azından sektörün gelişimi önünde bir engel olmayacak noktaya sürüklenmesi, sermayenin ihtiyaçları açısından kaçınılmaz görüldü.
Son yıllarda yapılan onca propagandanın etkisini sürdürmesinin, bu sürecin de sorunsuz bir şekilde atlatılabilmesinde belirleyici olacağını bilen hükümet ve medya ise, başlattığı yeni bir yalan bombardımanıyla sağlıkta, sosyal güvenlik dönemini kapatacak ve milyonlarca emekçi açısından, 'paran kadar sağlık, paran yoksa öl' dönemine geçilmesi anlamına gelecek olan bu son hamlelerin önünü açmak istiyorlar. Ancak son yıllarda şu yada bu şekilde özel hastanelere veya dispanserlere yolu düşen emekçilerin de, kendilerine söylenenlerle gerçekler arasındaki çelişkiyi fark etmeye başladıkları artık daha açık olarak görülebiliyor.
'Ben yaşadıklarımı bilirim'
Ne de olsa, yüksek sesle ve yaygın bir şekilde de söylense, yalanın niteliği ve hayatın katı ve inatçı gerçekleri karşısında etkisini yitirmeye mahkûm olduğu gerçeği değişmiyor.
Okmeydanı SSK Hastanesi'nde yaptığımız görüşmeler, bu gerçeği yeniden kanıtladı. Hastaneye tedavi olmaya gelen işçilerden, taşeron işçilere; sendika temsilcilerinden, hemşirelere kadar görüştüğümüz tüm emekçiler, kendi yaşamlarıyla söylenenler arasında kıyaslama yaptıkları her durumda, özelleştirmenin ne menem bir sonuca yol açacağını fark ettiklerini ortaya koydular.
İlk anda 'özelleştirme iyidir' diyenler dahi, birkaç hatırlatmayla ve soruyla, ilk söylediklerinin tam tersi sözler edebildi. Üstelik görüş aldığımız emekçilerin önemli bir kısmı, kendi tabirleriyle "Bizim tahsilimiz yok, biz anlamayız" deselerde, en azından SSK hastanelerinin sorunlarının ortadan kaldırılabilmesi açısından etkili olacak çözüm önerileri getirdiler. Ancak, bütün bu tartışmaları ve bunların halk arasında daha ne kadar etkili olacağına dair tartışmalara, Gülsüm Karaman'ın iki cümlesi açıklık getiriyor: "Benim tahsilim yok, ben yaşadıklarımı bilirim ve özelleştirmeye bu yüzden karşıyım."
www.evrensel.net