'Milenyum' karın doyurmuyor

"Yeni binyıl", "milenyum" gibi masalımsı anlatımlar, sokaktaki insan için fazla bir şey ifade etmiyor. Her yıl aynı şeylerin söylendiğini hatırlatan emekçiler, 'Bu masallara inanmamak gerekir' diyorlar.

'Milenyum' karın doyurmuyor
Muzaffer Özkurt>
Önümüzdeki yıla, bir başka deyişle 'bin yıl'a yarın akşam saat 24.00'ten sonra gireceğiz ve 1999 yılı ile birlikte 20. yüzyılı da geride bırakacağız. Ancak geride bıraktığımız yıl hafızalarda çok da iyi izlenim bırakmadı. Bu yılda neler olmadı ki, deprem, mezarda emeklilik, hayat pahalılığı, açlık, kuduz...
Yeni yıla girerken "Her şey düzelecek. AB'ye de giriyoruz artık" gibi pek çok umut dolu sözler ediliyor. Yeni yıl yeni başlangıç, yeni yıl yeni umutlar...
Ancak Türkiye'de her yıl söylenen bu sözler artık insanları kandırmıyor. İnsanlar diğer yıllarda olduğu gibi 'milenyum'a da umutsuz giriyorlar ve "Hiçbir şey değişmeyecek" diyorlar.
Çünkü yılbaşında oluşturacakları bir sofra dahi can sıkmaya yetiyor. Çocuklara, dostlara, sevgiliye, alınacak veya alınması istenen hediyeler dahi can sıkmaya yetiyor. Hayat her gün pahalılaşırken, geçim derdi, gerçekleşmesi dilenen tüm isteklerin üzerini kara bir bulut gibi örtüyor. Yeni yıla girerken insanlar artık bir ev ya da bir araba düşlemiyor. Türkiye'de insanlar yeni yıla "Nasıl geçineceğiz?" sorusuyla giriyorlar. Çünkü "milenyum" dedikleri ne karın doyuruyor, ne de sorunlarını çözüyor. "Milenyum" dinlemeyen yaşam savaşı daha acı, daha gaddarca karşısına çıkıyor insanların. İşçisi, memuru, esnafı, seyyar satıcısı hepsi bu konuda ortaklaşıyorlar. Bu insanlar yılbaşını evlerinde aileleriyle geçirirken, "milenyum çılgınlığı" yaşayanlar yine lüks otellerde ve restoranlarda yeni yılı kutlayacaklar. Daha çok kâr elde edebilmek, daha çok mal mülk sahbi olabilmek dileğiyle...
Geçim sıkıntısı büyüyor
Yolda el arabası ile evlere tüp taşıyan Abdülmecit İnce'yle karşılaşıyoruz. İnce, 1999 yılında karamsarlığın hakim olduğunu söylüyor. "Şu anda pahalılık çok kötü durumda. Yeni yılda bunların düzelmesini istiyoruz. Dünyadaki savaşların durmasını diliyorum. Ben tüp işinde çalışıyorum. Tüpe her gün zam geliyor. Akaryakıta her gün zam geliyor. İnsanların geçim durumu çok kötü" diyen İnce, şöyle devam ediyor: "Geçimim nasıl olsun. Aldığım 70 milyon lira maaş. 60 milyon lira kira veriyorum. Bununla ne olacak."
100 milyon maaş...
Yolda ailesiyle birlikte iftara yetişmeye çalışırken karşılaşıyoruz Ali Akçal'la. Bir fırında işçi olarak çalışan Akçal, artık pahalılıktan şikâyet edilmemesi gerekir diyerek söze başlıyor ve "Herkes alıştı bu pahalılığa ve değişmesini herkes istiyor. Ama kimse değiştiremez bu pahalılığı. Fırın işçisiyim. 100 milyon lira maaş alıyorum. 'Değişir mi?' diye küçük çocuğa da sorsanız küçük çocuk da inanmaz buna".Bağımlılık sürdükçe...
Mehmet Akdağ ise seyyar arabasında mutfak eşyası satıyor. Yaşlılıktan sakalları ağarmış olan Akdağ, 9 ayda ancak 450 milyon lira para kazandığını anlatıyor. Kendisinin yeteri kadar yaşadığını söyleyen Akdağ, gençlerin durumunun daha kötü olduğunu söylüyor. "Pahalılığı kimse durduramaz çünkü dış ülkelere bağlıyız. Bu durum değişmedikçe hiçbir şey değişmez" diyen Akdağ, insanların alım gücünün değiştiğini ve peşin mal satın alan müşterilerinin dahi artık taksitle mal almak zorunda kaldığına dikkat çekiyor. Akdağ, elinde bulunan müşteri listesini göstererek, "Bak bu adam her ay peşin ve çok mal alırdı. Bak şimdi şu aya kadar böyle gelmiş. Bu aydan sonra o da taksitle alışveriş yapmaya başladı. Bu ay ise bana sadece 1 milyon lira verebildi" diyor.
'Duy ama inanma!'
Seyyar arabasında sebze satan Ergün Aslan da, diğerlerinden farklı olmayarak satışların durgunluğundan ve hayat pahalılığından şikâyet ediyor: "Bu durumun değişmesi gerekiyor. Hayat gittikçe kötüye sarıyor. Memurun, işçinin kötü durumu zaten direkt olarak bizi vuruyor" diyen Aslan, savaşların da bir an önce durmasını istiyor. 2000 yılında her şeyin düzeleceği söylemlerine karşılık, "Durumun iyi olacağı söyleniyor, duymak lazım ama inanmamak lazım" diyor.
'Sıka sıka belimiz kopacak'
Yol kenarına yaptığı bir barakada ayakkabı tamiri yaparak geçinen ve Edirne'den 6 yıl önce geldiğini söyleyen Adem Doksat "Yeni yıldan ne bekliyorsun?" sorumuza, "Devletten beklediğimiz bir şey yok" diye cevap veriyor. "Devlet yapacağını kendisine, akrabalarına ve yakınlarına yapıyor. Pahalılık ise artık anlatılacak gibi değil. Ayakkabı tamiri yapıyorum ve günde 2-3 milyon lira alıyorum. Bu para hiçbir zaman 5 olmadı. Kira veriyorum ayrıca. Bugün bir paket sigara 275 bin lira ile Maltepe ki en ucuz sigara" diyen Doksat, yeni yılda kötü durumun düzeleceğine inanmıyor.
Zamlar otomatiğe bağlandı
"Yeni yılda yine zamlar bekleniyor. Zaten otomatiğe bağlandı zamlar. Fakir fukaranın hali kötü. Asker oğluma para gönderemiyorum" diyen Doksat, dünyada çıkan savaşların da çıkara dayandığını belirterek "Irak Kuvey'te girdi hemen müdahale ettiler. Amerika 50 seneliğine bağladı kendisine" diyor. "AB diyorlar. AB'ye girince ben ayakkabı tamirciliği yapamayacağım. İşkembeciler bırakacak. Bu pek çok insanın işsiz kalması demek" diyen Doksat 'kemer sıkma' politikası için ise "Kemer sıka sıka belimiz kopacak biz fakirlerin. Bir fakirin evine bir kilo et ay başından ay başına girmez bile. Ancak vitrinden görüyoruz" diyor.
Her yıl aynı vaatler!
Zeytinburnu Ambarlar'daki işçilere de yeni yıldan, yeni bin yıldan ne beklediklerini soruyoruz. Sırtlarındaki yükleri bir kenara bırakarak sorularımızı yanıtlıyorlar. 9 senedir işçilik yapan Hayati Tektaş, 1999 yılının işçiler açısından ve Türkiye açısından çok kötü geçtiğini söylüyor ve "1999 yıl demek, zam, sendikaların önünün kapatılması, işçilerin gözaltına alınması demek. 2000 yılında böyle olayların yaşanmasını istemiyoruz. Ancak yeni yılda hiçbir şeyin düzeleceğine inanmıyorum. 1998'de de aynı şeyi söylediler 1999'da da. Başımızdakiler hırsız. Bunlar orada oldukça hiçbir şey düzelmez" diyor.
1999 felaketler yılı
18 yıllık ambar işçisi Naci Çakır da, geçtiğimiz yılın felaketler yılı olduğunu anlatıyor. Ülke ekonomisinin geçen yıllara karşın daha kötü olduğunu belirten Çakır, bu sürede işçilerin daha çok ezildiğini söylüyor. "Parasal konuda olsun, baskıların uygulanması olsun, sosyal güvenliğin tasfiyesi dahil pek çok saldırıya uğradık" diyen Çakır, işçilerin yaşadığı sıkıntılara karşın milletvekillerinin kendilerine süper emeklilik çıkarttıklarını dile getiriyor. "30-40 sene çalışan işçilerin ise emekli olması mucize oldu. 2000 yılında işçilere de makul bir emeklilik getirilmeli. 250 milyona geçinemeyen bir işçi 70-80 milyon liralık asgari ücretle nasıl geçinsin" diyen Çakır, 2000 yılıda her şeyin düzeleceğine inanmadığını anlatıyor ve yeni yıldan beklentisini şöyle özetliyor: "Yeni yıldan beklentimiz herkesin kardeşçe yaşaması ve barışın hakim olması."
Parası olmayan yaşamasın!
18 yıllık işçi Nusret Sezgin de, 1999 yılını hak gasplarıyla geçen bir yıl olarak değerlendiriyor. "Memurlara verilen yüzde 15'lik zamdan, asgari ücretin sabit tutulmasına kadar pek çok konuda işçiler ve memurlar mağdur duruma sokuldu. Sosyal güvenliğin tasfiye edilmek istenmesiyle işçilere 'Parası olan yaşasın, parası olmayan yaşamasın' denildi" diyen Sezgin, tepkilerden dolayı imzalanamayan MAI ve MIGA gibi çok taraflı uluslararası anlaşmaların 'AB'ye giriyoruz' maskesiyle tekrar gündeme getirildiğini anlatıyor. Bu anlaşmaların işçilerin ve emekçilerin ipinin çekilmesi anlamına geldiğini dile getiren Sezgin, "AB ile bu ipi altın tepsi ile önümüze sunmuş oldular" diyor. "Çevre açısından da nükleer santralleri ortaya sunuyorlar. Eurogold da siyanürle altın arıyordu. Bu Türkiyenin çöplüğe dönmesi anlamına geliyor" diyen Sezgin iktidardaki partilerinde halktan yana hiçbir icraatlarının olmadığını belirtiyor. Sezgin, "İşçi babası olan DSP ile 'Milliyetçiyim' diyen MHP'yi görüyoruz. Bunların da yaptıkları icraatlar ortada. Milletvekillerine baktığımızda çoğunluğu ya ticaretle uğraşıyor ya da toprak ağası. Bu insanlar zaten işçilerin iyi yaşamasını, sömürüye karşı çıkılmasını istemez. Ancak kendi ağaları olan Amerika ve Avurapa'nın çıkarları için davranırlar" diyor.
'Milenyum' aldatmacası
Sezgin, 'milenyum" denilen 2000 yılı ile ilgili söylenenlerin aldatmaca olduğunu ve bu yılda da değişen hiçbir şey olmayacağı gibi saldırıların bir kat daha artacağını söylüyor. Bu karanlık tabloya karşın gelecekten yine de umutlu olduğunu belirten Sezgin, işçilerin sendikalarda birleşerek bazı saldırılara dur diyebildiklerini ve alanlara çıktıkları zaman iktidarları bile yıkabildiklerini ifade ediyor. Sezgin son olarak, "Bu sendikal birlik siyasal birlik haline geldiği zaman, yani alanlarda attığımız slogan olan "Üreten biziz, yöneten de biz olacağız" sözünü gerçekleştirdiğimizde de bütün sorunlar çözülecek. Önemli olan işçilerin her alanda tek yumruk olabilmesi" diyor.
www.evrensel.net