OHAL'in müteahhidi de korucular

MGK toplantısında OHAL ve koruculuk masaya yatırılırken, OHAL uygulamasının neden olduğu acıların ve suçların neredeyse tek sorumlusu olarak korucular gösteriliyor.

OHAL'in müteahhidi de korucular
Milli Güvenlik Kurulu'nun dünkü toplantısında, OHAL uygulaması ve köy korucularının geleceği tartışıldı. MGK'daki ağırlıklı görüşün, koruculuk sisteminin lağv edilmesi ve OHAL uygulamasının belirli bir süre içinde kaldırılması olduğu biliniyor. Yıllardır "OHAL kaldırılsın" talebi ile birlikte "Koruculuk lağv edilsin" talebini dile getiren Türk ve Kürt emekçileri, korucuları "bir suç makinası" haline getirenlerin, şimdi neden hem OHAL'i, hem de koruculuğu kaldırma çabası içine girdiğini merak ediyor.
Günlerdir medyada yürütülen "koruculuk karşıtı" kampanyanın da çıkış yeri olan ve "teröre karşı kaydedilen belirgin gelişmeler" gerekçesiyle 75 bin korucunun kaderini masaya yatıran MGK, yarattığı 75 bin silahlı adamı "ne yapacağını" ele aldı. Ama bir yandan da, baskı, katliamlar, korucu olma şartına bağlanmış köy boşaltmalar, faili meçhul cinayetler ile geçen 15 yılın "sorumluluğu", diğer devlet örgütlenmelerini aklamak üzere, bölge halkından yaratılan koruculara yıkılmaya çalışılıyor. Bu sorumluluk yıkmanın bedeli olarak da 75 bin korucuya "emeklilik hakkı", "devlet içinde başka işlerde istihdam olanağı" ya da "başka bir iş bulunması" gibi formüller gündeme getiriliyor.
Sektör haline geldi
12 Eylül darbesinden sonra Türkiye'nin diğer bölgelerinde kaldırılmasına karşın, Kürt illerinde 19 Temmuz 1987 tarihinden itibaren olağanüstü hal uygulaması devam etti. Bölgede OHAL Valiliği oluşturuldu ve bu baskıcı yönetim şekli kalıcılaştı. Bu dönemde yaygınlaştırılan ve kısa sürede sektör haline getirilen köy koruculuğu sistemi, maddi manevi büyük kayıplara yol açtı. Ödenen maaşlar, verilen silah ve malzemeler ile diğer yardımlar dikkate alındığında, köy korucularının Türkiye bütçesine getirdiği yük 1994 yılında yaklaşık 1 trilyon, 1995'de 2 trilyon lirayı bulurken, bu rakam her yıl katlanarak sürdü. 1988 yılında 14 bin olan köy korucu sayısı 1995'de 62 bine, 1999'da da 75 bine ulaştı.
Suç makinası gibi...
Korucular, kendilerine uygulamada tanınan "yetkileri" kullanarak bölgelerinde ve zaman zaman da bölgelerinin dışında, yaygın bir baskı kurdular. 1995 yılında köy korucuları ile köy korucuları ya da güvenlik görevlileri arasında çıkan çatışmalarda 21 kişi öldü, 33 kişi yaralandı. 1996 yılında ise 20 kişi öldü, 57 kişi yaralandı.
TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu'nun 1995 yılında kamuoyuna sunduğu bir rapor da, bu gerçeği gözler önüne seriyor. Raporda, köy korucularının devlet olanakları ile kaçakçılık yaptıkları ve ellerindeki yetkileri kullanarak "PKK gibi köy baskınları" düzenledikleri belirtildi. Bölgedeki bazı faili meçhul cinayetlerin, köy korucuları tarafından işlendiğine dair ciddi kanıtların bulunduğuna dikkat çekilen raporda, köy korucularının gerçekleştirdiği 5'i cinayet, biri yaralama, 2'si gasp, biri adam kaçırma, 6'sı da kaçakçılık olmak üzere 30 olaya ilişkin bilgi verildi. Köy korucularının kaçakçılık, hırsızlık, kız kaçırma, tecavüz, soygun gibi yüz kızartıcı suçlara karıştığına dikkat çekilen raporda, köy koruculuğu sistemine son verilmesi, korucuların ellerindeki silahların alınması istendi.
PKK'li deyip, öldürdüler
Raporda, koruculuğun da yasal olarak oluşturulmuş bir kurum olduğu, ancak bu kurumun da itirafçılık gibi amacından saptırıldığı ve bölgede bazı kimselerin devletten geçinme yolu olarak görülmesine yol açtığı söyleniyor. Kimlikleri nedeniyle aranmayan korucuların, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının büyük bir kısmının denetiminin elinde bulunduğunun kaydedildiği raporda, "Bir kısım korucular kan davalı oldukları köylüleri, PKK örgütüne mensup olduğu iddiasıyla öldürmüş, baskı yapıp köylerini terke zorlamıştır.
Emir jandarmadan
Mehmet Şerif Afşar isimli vatandaşın, Diyarbakır il merkezindeki işyerinden alınıp şehir dışında bir yerde öldürülmesi olayında yakalanan sanık korucular, bu eylemlerinden dolayı yargılandıkları Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nde verdikleri ifadelerinde, kendilerinin jandarma yetkililerinin emri ile Diyarbakır il merkezinde, yani polis bölgesinde operasyona katıldıklarını belirtmişlerdir" deniliyor. Raporda ayrıca, korucuların kaçakçılık yaparken devletin helikopterlerini kullandıklarına ve devletten sürekli maaş almalarına rağmen, bir türlü yakalanamadıklarına vurgu yapılıyor.
www.evrensel.net