İki ayrı infaz davası

   aynı mahkemede sürü(nü)yor

İki ayrı infaz davası
   aynı mahkemede sürü(nü)yor
Beyda Yıldız
İkisi de Gaziosmanpaşa'da, ancak farklı tarihlerde öldürüldüler. İkisini de öldüren polisler çok ilginç bir şekilde aynı mahkemede yargılanıyorlar. İkisi için de, "Silahları vardı. Çatışma oldu ve öldüler" denildi. İkisini de öldüren polisler hâlâ serbest. İkisi de yıllardır sürüyor. Sadece bunlar bile iki ayrı infaz davasının Türkiye'de nasıl sürdüğünü gösteren örnekler değil mi?
Örs ve 48 kurşun
Süleyman Örs 24 yaşındaydı. 9 Haziran 1997 tarihinde Küçükköy'de vücudunun değişik bölgelerine 48 kurşun el ateş edilerek öldürüldü. Olay günü evlerinin kömürlüğünde her zamanki işlerini yapıyordu. Mahmekede tanık olarak ifade veren polisler kömürlükte bulunan Örs'ün kendileri ile çatışma halinde olduğunu, hatta kömürlükte bulunan soba bacalarının, "lav silahları" olduğunu iddia ettiler. Ancak Örs'ü öldüren polislerden sadece bir kişi Terörle Mücadele Şubesi (TMŞ)'nde görevli polis S.Ş. hakkında Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde TCK'nın 448. maddesi uyarınca "zaruret sınırını aşarak, faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek"ten dava açıldı. Ancak S.Ş. tutuklanmadı bile. Dün devam eden duruşmaya sanık S.Ş. yine gelmedi. Avukatların tutuklama talebi ise her zamanki gibi reddedildi. Yargısız infaz davası 10 dakikaya sığdırıldı. Süleyman Örs'ün ağabeyi Hıdır Örs ve diğer akrabaları ortalama 3 ayda yapılan bu davadan sonuç alamamanın üzüntüsüyle ayrıldılar. Ve hemen sonra aynı duruşma salonunda aynı mahkeme tarafından sürdürülen gazete dağıtımcısı İrfan Ağdaş'ın öldürülmesi ile ilgili davayı izlemek için beklediler.
Gazete dağıtıyordu
İrfan Ağdaş ise Alibeyköy'de Kurtuluş gazetesi dağıtımcısıydı. 17 yaşındaydı henüz. Ağdaş'ı öldüren TMŞ'de görevli Komiser A.Y. ile polis memurları A.K. ve B.M. hakkında TCK'nın 448. ve 463. maddeleri uyarınca "faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" suçundan 12 yıla kadar hapis cezası istemi dava açıldı. Polisler tutuksuz olarak yargılanıyor hâlâ. Polisler ifadelerinde, "Ağdaş'ın elinde siyah bir poşet vardı. Bizimle çatışmaya girdi. Ve onu sırtından vurduk" dediler. Avukatların sundukları tüm deliller, belgeler mahkeme tarafından ciddiye alınmadı. Tutuklama talepleri ise hep reddedildi. Dava 4 yıldır sürüyor, sürünüyor. Dünkü duruşmada söz alan Ağdaş ailesinin avukatlarından Metin Narin, olay yerindeki boş kovanlar ile ekspertiz raporlarında bulunan boş kovan markalarının farklı olduğunu, bunun açığa çıkarılması gerektiğini söyledi. Bunun aynı adliyede bulunan emanet görevlileri tarafından 8 aydır gönderilmediğine dikkat çeken Narin, bu memurlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Narin, polislerin hâlâ tutuklanmadıklarına dikkat çekerek, "Bu yargılamada polis delilleri karartmak için elinden geleni yapıyor. Ben bu kadar net bir dosya görmedim. Tutuklanmalarını talep ediyorum" dedi. Bu talep Örs davasında olduğu gibi reddedildi. Duruşma bitti, her iki infaz davasında bir adım bile atılamadı. Adliye koridorunda ise Ağdaş'ın yengesi Şükran Ağdaş'ın "Benim yüreğimi yakanın yüreği de yansın. Adaletmiş! Kahrolsun adalet. Hangi adaletten bahsediyorlar ki" sözleri yankılandı.
İkisi de Gaziosmanpaşa'da, ancak farklı tarihlerde öldürüldü. İkisini de öldüren polisler çok ilginç bir şekilde aynı mahkemede yargılanıyorlar. İkisi için de "Silahları vardı. Çatışma oldu ve öldüler" denildi. İkisini de öldüren polisler hâlâ serbest. Davanın daha ne kadar süreceği belli değil. Bir gerçek var ki, o da bu davaların diğer yargısız infaz davaları gibi daha çok uzayacağı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'Kuduz aşısı en son tedbir'
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Sefer Aycan, son günlerde gündeme gelen kuduz olaylarıyla ilgili, "Ne Tarım Bakanlığı'na bağlı tarım il müdürlüklerinin veterinerlik hizmetleri ne de belediyelerin hizmetleri tartışılıyor. Ne yapıyorlar diye hesap sormak lazım" dedi.
Sefer Aycan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kuduzun hayvanlardan insanlara geçen bir hayvan hastalığı olduğuna dikkati çekerek, "Kuduz hava ya da bir başka yol ile insanlara geçen bir hastalık değil. Mutlaka kuduz bir hayvanın ısırmasıyla oluşan bir hastalık. Bu nedenle hayvanlarda bu hastalığı önlemek lazım" diye konuştu.
Kuduzun doğada var olan virütik bir hastalık olduğuna işaret eden Aycan, bu virüsü taşıyan yabani hayvanların sahipli ya da şehirde dolaşan başıboş, sahipsiz hayvanlarla temasının önlenmesi ve mutlaka aşılamanın yapılması gerektiğini anlattı. Aycan, şöyle konuştu: "Yabani hayvanların evcil ya da şehirde dolaşan başıboş hayvanlarla teması olduğu sürece, bu hastalığın onlara geçmesi, onların da kuduz olduktan sonra insanları ısırması olası. Bu nedenle öncelikle evcil ya da şehirde dolaşan başıboş hayvanlara bu hastalığın geçişini önleyeceksin. Bu da tarım il müdürlüklerine bağlı veterinerlik hizmetleri ile sağlanır. Belediyeler ise şehirdeki insanların sağlığını korumak için başıboş hayvanlarla mücadele etmelidir. Ne veterinerlik hizmetleri tartışılıyor ne de belediyeler tartışılıyor. Ne yapıyorlar diye hesap sormak lazım, biz hasta hayvanlarla mücadele etmiyoruz. Varsa yoksa aşı... Aşı, en son tedbirdir. Hayvanları aşılamak, öldürmek, barınak yapmak bizim görevimiz değil."
Aşının maliyeti 40 trilyon lira
Genel Müdür Aycan, kuduz aşısının bir dozunun yaklaşık 20 milyon lira olduğunu belirterek, İstanbul'un yıllık aşı tüketiminin 2.5 trilyon, ülke çapında ise 40 trilyon lirayı bulduğunu bildirdi. Aycan, "40 trilyonu lirayı diğer işler yapılmadığı için harcıyoruz. Esas yapılması gerekeni yapmıyoruz, aşı alıyoruz. 40 trilyon lira sadece Sağlık Bakanlığı'nın aldığı aşı. Eczanelerde satılan aşı ve kuduz serumları hariç" dedi.
Her hayvan ısırması vakasında aşı yapıldığını anlatan Aycan, yapılan aşının da kesin koruyucu olduğunu söylemenin mümkün olmadığını kaydetti. Aycan, şöyle devam etti:
"Bu hastalığın tedavisi yok. Her insanı da kızamık, difteri aşısı gibi aşılayamazsınız. Aşı yapılmasına rağmen insan ölebilir. Kuduz aşısı yapıldıktan bir süre sonra koruyuculuk oluşur. İstanbul'da ölen çocuğun olayı da böyle bir olay. Isırılan bölge beyine çok yakın. Kuduz virüsü sinir uçlarıyla beyine gidiyor ve yerleşiyor. Kuduz virüsü beyini tutan bir hastalık. Beyine ne kadar yakınsa o kadar hızla gelişir. Bazen aşı yapılmasına, serum verilmesine rağmen insan ölüyor. Bacak ya da koldan ısırmalar beyine uzak olduğu için, yapılan aşılar daha etkili." Aycan, kuduz aşısı sıkıntısı bulunmadığını bildirdi. Şu anda 190 bin doz aşı bulunduğunu ve 110 bin doz aşının da muayenesinin tamamlanmak üzere olduğunu belirten Aycan, Türkiye'nin yıllık aşı ihtiyacının 400 bin doz düzeyinde bulunduğunu kaydetti. Aycan, üretim tarihinden 6 ay geçmiş aşıların kesinlikle alınmadığını da belirterek, şu anda kullanılan aşının en etkin, en yüksek koruyucu özelliğe sahip ve yan etkisi en az olan, ancak maliyeti çok yüksek olan HDCV adı verilen bir aşı olduğunu söyledi. Türkiye'de kuduzdan ölümün yılda 5-10 olduğunu kaydeden Aycan, yılda 100 kişinin hayvan ısırması, tırmalaması veya teması şüphesiyle hastanelere başvuruda bulunduğunu, yapılan aşıların da ücretsiz olduğunu sözlerine ekledi.
www.evrensel.net