Hastaneye gittiler, hayatları değişti!

Yanlış sağlık politikaları yüzünden pek çok aile yaşamları boyunca acıyla yaşamak zorunda kalıyor. Sezaryen için gittikleri hastaneden AIDS ve kronik hepatit hastalıkları alarak ayrılan Düztay ailesi de bunlardan sadece biri.

Hastaneye gittiler, hayatları değişti!
Muzaffer Özkurt
Yıllardır uygulanan yanlış sağlık politikaları yüzünden Türkiye'de insanlar pek çok sağlık sorunuyla uğraşmak zorunda kalırken, bazı olaylar "Bu kadar da olmaz" dedirtiyor. Hastanelerde yapılan yanlış müdahaleler, yanlış iğne nedeniyle kolu kesilen küçük bebekler ve daha birçok olayı televizyondan izliyoruz. Ancak Cevdet Düztaş'ın ailesinin başına gelenler Türkiye'de insan sağlığına verilen 'değeri' ve yöneticilerin ne kadar 'duyarlı' olduğunu gözler önüne seriyor. Düztaş'ın imam nikâhlı eşi Emine Vardar, şu anda AIDS hastalığını taşıyor. Üç yaşında olan kızında ise kronik hepatit var. Bu hastalıkların oluşumu ve Düztaş'ın ailesini tedavi ettirebilmek için verdiği mücadelenin başlangıcı ise üç yıl önceye uzanıyor.
İki ünite kontrolsüz kan
1996 yılında Eyüp'te oturdukları sırada karısı hamile kalan Düztaş'a, doğuma bir buçuk ay kala hastaneden eşinde zehirlenme olduğu ve müdahale edilmesi gerektiği söyleniyor: "15 milyara kadar bir para istediler benden. Bu para bende yoktu. Ne yapacağımı şaşırdım. Bana 'Ya intihar et ya da birinin kellesini kopart' dediler. Ben de bir inşaatın tepesine çıktım ve intihar girişiminde bulundum. İtfaiye geldi, dört saat süren bir pazarlık sonrası eşimi Haseki'ye aldılar" diyen Düztaş, eşini hastaneye kendisini de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne götürmek istediklerini belirtiyor. Bu duruma itiraz eden Düztaş, buna izin vermeyerek doğum sırasında hastanede kalmak istediğini söylüyor. Ona tek şartla izin veriliyor: 'Hastane kapısına kelepçeleneceksin!' Düztaş bu durumu kabul ettiğini söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: "Doğum sezaryenle yapıldı. Ancak bir ara 'Anneyi kaybediyoruz, kan getirin' denildi ve bu arada tespit edilmeyen ve kontrol edilmeyen iki ünite kan verildi eşime. En son olarak bana, 'Her şey yolunda. Bir kız çocuğun oldu' dediler." Düztaş, buradan kendisine bir gün kalacağı söylenen, ancak 36 gün tutulduğu Bakırköy'e götürülüyor. Buradan ancak bir işadamının kefaletiyle serbest bırakılıyor ve hastaneden çocuğunu ve eşini alabiliyor. Ancak aradan dört ay geçince anormallikler başlıyor Emine Vardar'da. Kilo kaybı, halsizlik, kusma ve terleme ilk ortaya çıkan belirtilerdir.
Kara haber!
Yine aynı işadamı, bu sefer Düztaş ailesini Şişli Etfal Hastanesi'ne götürüyor. Aile burada karantinaya alınıyor ve acı gerçek öğreniliyor. Emine Vardar'da HIV virüsü, yani AIDS ve hepatit B tespit ediliyor. Çocukta ise nadir görülen, öldürücü ve bulaşıcı kronik hepatit bulunuyor. Düztaş'ta herhangi bir hastalığa rastlanmıyor. Bunun üzerine zamanın İstanbul Valisi Kutlu Aktaş'ın yanına gider Düztaş. Vali, kendisine bu durum karşısında soruşturma başlatacağını ve mağduriyetini gidereceğini söyleyerek geri yollar.
Verilen söze güvenerek belli bir süre bekler Düztaş. Hiçbir girişimde bulunulmaması karşısında tekrar valiyle görüşerek çocuğunun ve eşinin ölmek üzere olduğunu söyler. "O zamanlar benim çocuk 13 milyar liraya kurtuluyordu. Şu an 126 milyara ihtiyaç var. Vali bana Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı'nı arayacağını ve tedavinin Çapa Tıp Fakültesi'nde yapılacağını söyledi. Her şeyi ayarladık ve hastaneye gittik. Bizi içeriye almadılar. Gerekçe olarak da, 'Vali kesti' dediler" diyen Düztaş, bunun üzerine valinin yanına tekrar gittiğini, burada karısının zorla dışarı atıldığını ve bunun üzerine kendisinin de Aktaş'a bir tokat attığını anlatıyor. Bu olay sonrası gözaltına alınan Düztaş, daha sonra bırakılır. Bu arada Valiliğe ise Erol Çakır getirilir. Düztaş mahmeye başvurur ve dava açar. Dava açtığı için bu kez tehdit edilmeye başlanır. Tüm bu olaylar sırasında o zamanın Şişli Etfal Hastanesi Başhekimi Bektaş Yıldırım, canlı yayında Düztaş'ı savunduğu için görevinden alınarak Süleymaniye Doğumevi'ne verilir.
Polisten cinsel taciz!
Düztaş'ın çektikleri bitmez. Polis tarafından tehdit edilmeye ve baskı uygulanmaya başlanmıştır: "Devlet benim konuşmamı istemiyor. Eyüp'te otururken baskılarla karşılaştım. Sürekli evimiz basıldı. Cam çerçeve her şeyi kırıyorlardı. Bir keresinde ikisi polis, ikisi bekçi dört kişi eşime copla cinsel tacizde bulundu. Şikâyet ettik ve bu kişiler görevden alındı. Ama bu sefer de başka yere göreve verdiler. Bir keresinde polis geldi, 'Sizi hastaneye götüreceğiz' dedi. İkisini Eyüp'ten tanıyorduk eşime cinsel tacizde bulunduğu için. Bana yolda 'Sana yapacağımızı biliriz' dediler. Bindik arabaya, basın oradaydı. Basının işi bitip yanlız kalınca dövmeye başladılar ve hastane bahçesine yıktılar bizi. Sonunda dayanamadık ve bir gece tüm eşyamızı alarak Gaziosmanpaşa Belediyesi Parkı'na geldik. Üç gün burada yattık. Eşimin hastalığı nedeniyle kimse bize ev vermedi. Patronum bana boş bir inşaatı gösterdi ve orada kalabileceğimi söyledi. Eşim iki senedir banyo yapamıyor. Şimdilerde bir de siroz başladı" diyor.
Para Babuna'ya verildi
Daha sonra TGRT'de yayınlanan "Babacan" programı da bu olayları duyarak Düztaşları bulur. Ancak Cevdet Düztaş'ın olaydan haberi yoktur. Emine Vardar ise hastalıklardan dolayı çocuklaşmış ve sağlam düşünemez hale gelmiştir. İşte böylesi bir durumda Cüneyt Arkın, Emine Vardar'dan çocuğu ile birlikte üçüncü kata çıkmasını ve intihar eder gibi yapmasını ister. Düztaş bu durum için, "Eşimin aklı tam olarak yerinde değil. Ya intihar etseydi" diyor. Daha sonra yine aynı kanalda yer alan ve sunuculuğunu Seda Sayan'ın yaptığı "Yetiş Bacım" programı bu konuyu ele alır. Program sonrası olaya duyarlılık gösterenler Düztaş için para yatırırlar. "Benim için para yatırmışlardı. Ancak bu paraları Babuna'ya aktardılar. Bunun üzerine programın yapımcısı Ebubekir Gözüm'e faks yolladım. Faks Enver Ören'e gidiyor. O da Ali Baransel'e veriyor. Baransel de Gözüm'ü arıyor hesap soruyor. Sonra Gözüm bizi aradı ve tehdit etti. 'Polisle geliyorum seni hapse attıracağım' dedi" diyor Düztaş.
Durmuş kabul etmiyor
Bu arada sürekli olarak Sağlık Bakanlığı'na faks gönderen Düztaş, son olarak Osman Durmuş'a faks gönderiyor. Ancak üç gün sonra Durmuş'un İl Sağlık Müdürlüğü'ne gönderdiği belgede AIDS hastalığı kabul edilmiyor. Açılan davalar nedeniyle de hiçbir hastaneye giremiyorlar.
Çocuğunun ve eşinin çok az ömrü olduğuna dikkat çeken Düztaş, "Anne için bir şey yapılamaz, ancak çocuk kurtarılabilir. Fakat çok az ömrü kaldı. Birileri harekete geçsin" diyor. Çocuğunun herhangi birisini tırmalaması halinde bile o kişinin ölümle karşılaşacağını anlatan Düztaş, "Başka insanlar da tehlikede" diyor. Başından geçenleri anlatan Düztaş, son olarak, "Ben para istemiyorum, çocuğumun tedavisini istiyorum. Ben şimdi TC vatandaşlığından çıkmak istiyorum. Çünkü bu ülkede insan hayatının değeri yok. İkincisi ötenazi hakkı istiyorum. Çocuğa bir şey olursa ne yapacağımı bilmiyorum. Kendimi kontrol edebileceğimi zannetmiyorum" diyor.
www.evrensel.net