Geleneksel melodik yapıyla

Geleneksel melodik yapıyla 'bugün'

12 Eylül sonrası baskıların bir ürünü olarak değerlendirdiği Çağdaş Türkü'nün o dönemin türküsünü ürettiğini belirten Tolga Çandar, koşullarla birlikte kendisinin de değişerek geleneksel müziğe daha sıkı sarıldığını vurguluyor.

Geleneksel melodik yapıyla 'bugün'
Sinan Gündoğar
Tolga Çandar'ı ilk olarak '80 sonrasında farklı bir müzikal arayışı müjdeleyen Çağdaş Türkü grubunda tanıdık. Grubun dağılmasından sonra Tolga Çandar, solo albümler çıkardı ve türkülere yöneldi. Çandar, "Harman", "Kar Yangını", "Türküleri Egenin 1-2" albümlerinden sonra, "Sular Gibi" adlı yeni bir albüm çıkardı. Albüm, öncekilerden farklı olarak, vurmalılar da dahil olmak üzere akustik enstrümanlarla türkü formunu tam olarak yansıtan düzenlemelerle oluşturulmuş. Tolga Çandar'la son albümünün niteliği, türküye yönelme sebepleri ve türkü yorumlama tarzı ile, Çağdaş Türkü örneğinden hareket ederek toplumsal yaşantının eserlerde nasıl kullanılabileceği üzerine görüştük.
"Sular Gibi" adlı yeni albümünüzde, ritimden enstrümanlara kadar geleneksel türkü yalınlığına dayalı bir düzenleme var. Bu bağlamda yeni albümünüzü değerlendirir misiniz?
Bir albümü yaparken, kiminle çalışacağıma karar veriyorum. Çünkü o insanların albüme neler katabileceğini biliyorum. Bu çalışmayı yaparken, Okan Murat'ın halk müziği ağırlığıyla, Ertuğrul Bayraktar'ın da Türk müziği armonisiyle katkıda bulunacağını hesaba katmıştım. Benim solo albümlerimde yapmaya çalıştığım, geleneksel müzik kültürünü tamamen kullanmaktı. Ancak türkünün farklı bir şekilde yorumlanması gerektiğini düşünüyorum.
Türkü yorumlamada tartışmalı bir konu da söyleyişteki "tavır"dır. Siz bu olguya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Albümlerimde farklı yörelere ait türküleri yorumluyorum. Ancak bunu yaparken yerel ağızla, yerel motifleri öne çıkararak türküleri söylemiyorum. Kentli bir müzisyenin türküleri yorumlama tarzına örnek olabilecek bir yorumum var. Ege türkülerini yorumlarken de aynı yöntemi kullanıyorum. Bu, daha kentli bir söyleyiş olarak değerlendirilebilir. Ancak türkülerin içeriğinin olduğu gibi yansıtılmalıdır.
Türkülere bir yönelim var. Ancak bu yönelimde sürekli aynı türküleri yorumlama söz konusu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Halk müziğine yönelmenin son dönemlerde bu kadar yoğun olmasının sebebi, melodik yönden bir tıkanmanın yaşanmasıdır. Batı müziğinde de Türk müziğinde de melodik müzik bir tıkanma süreci yaşıyor. Melodik müziğin yerine ritme dayalı bir müzik var tüm dünyada. Oysa Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinde makamsal müzik dediğimiz melodik müzik çok önemli. Onu yakalayabildiğimiz yer de türkülerdir. 10-15 bin tane türkü vardır, arşivlenebilmiş olan. Büyük bir çoğunluğu bantlarda duruyor, notaya alınmayı bekliyor. Böyle yoğun bir melodik birikimi gerek geleneksel formda gerekse çokseslilik denemeleriyle mutlaka bugüne taşımalıyız. Ancak burada, iki tür halk müzikçisinin olduğuna dikkati çekmek gerekiyor. Bunlardan bir tanesi gerçekten bu işe gönül vermiş, profesyonel olduğu bir işi bırakıp, daha az bir para kazanıp, daha mütevazi bir yaşamı tercih eden ve halk müziği konusunda araştırmalar yapan müzisyenlerdir. İkincisi ise, bu araştırmaların sonucunu ticarete tahvil eden sanatçı kesimidir.
Birinci türdeki müzisyenlerin albümleri, ticari kaygıyı ve popülizmi içermediği için çok fazla satılmaz. Ama araştırılıp bulunan türküler farklı sanatçılar tarafından okunduğunda albümlerin çok satıldığını görürsünüz. Çünkü onlar bizim yaptıklarımızı bir laboratuvar gibi kullanıyorlar.
Gelenekselin üzerinden yükselen yeni ürünleri temsil eden Çağdaş Türkü'deki yöneliminiz daha doğru değil miydi? Türküleri yorumlamak yerine, geleneksel melodik yapıları kullanarak yeni besteler üretmeyi düşünüyor musunuz?
Çağdaş Türkü'nün çıktığı dönem, 12 Eylül'ün hemen arkasına denk geliyor. 1982'de Eftal Küçük'le tanıştık ve çalışmaya başladık. '84'te de kayıtlara başladık. O dönem, baskıların çok yoğun olduğu, 700 bine yakın insanın cezaevlerinde olduğu, işkencelerden geçtiği bir dönemdi. Böyle bir dönemde bir sese ihtiyaç vardı. Ama marş olmayacak, insanlara umutsuzluğu aşılamayacak, insanları ajite etmeyecek, insanları yanlış umutlara yöneltmeyecek; sadece var olanı anlatacak bir sesti bu. Bütün olarak mesaj kaygısı yoktu Çağdaş Türkü'nün. Belki küçük küçük mesajlar verecekti. Çağdaş Türkü, o dönemde insanlara umutla gülümsetme işlevini yerine getirdi.
Ancak değişim bizi de etkiledi. Çağdaş Türkü'nün o günkü çıkış koşullarıyla Tolga Çandar'ın bugünkü varoluş koşulları aynı değildir. '80 sonrasını yoğun olarak yaşayan bir müzisyen olan bir Tolga Çandar vardır, Çağdaş Türkü'de.
Sonra, bütün dünyayı dolaşmış, Moskova'lara Avustralya'lara kadar gitmiş, birtakım kültürleri orada görmüş, yaşamış ve Anadolu müziğinin diğer kültürlerin müziklerine göre konumunu saptamış, çeşitli ülkelerde geleneksel müziklerin nasıl yorumlandığını görmüş, bunun sonucunda da geleneksel müziğin ne kadar önemli olduğunu bir kat daha anlamış olan bir müzisyen var. Bu doğrultuda geleneksel müziğe daha çok sarıldım. Gelenekseli daha iyi öğrendikten sonra onun üzerinden bugünün türküsünü yapabiliriz. Ancak geleneksel olanı iyice öğrenirsek, çağdaş Anadolu kültür yaşamının üretimine katkıda bulunabiliriz.
Geleneksel müziğin içeriği, günümüz koşullarından biraz kopuk değil mi? Örneğin Çağdaş Türkü'deki "Kenar Mahallede Bir Pazar Günü" şarkısı, günümüzü çok iyi yansıtıyor. Şu anda da aynı koşullar devam ediyor. Neden içerik olarak bugünü yansıtmasın ürünler?
Albümde, Ahmet Telli'nin şiirine Oktay Tok'un yaptığı bir beste yer alıyor. O sözler bugünü yansıtan sözlerdir. Melodi bir semah tarzı olmasına rağmen sözler, bugünün sözleridir.
Söylediğinizde tamamen haklısınız. Şu yapılabilir. Tamamen kendi bestelerimizden oluşan albümler yapılabilir. Bunu "Kar Yangını" adlı albümümde yaptım ben. Zor koşullarda yapılan ve yerine ulaşmayan bir albümdü. Bugün de yaptığım besteler var. Ancak bir albüm üzerinden en az 10 bin insan ekmek yiyor. Albümün gerçekleştirilmesinde katkıda bulunan sanatçılardan albümün satışını gerçekleştiren perakendecilere kadar birçok insanı da düşünmek gerekiyor.
www.evrensel.net