Laf ebesi!

Demirel, '2000'e Girerken Türkiye' başlıklı basın toplantısında her konuya değinip refah içinde bir Türkiye tablosu çizerken, salondaki gazetecileri bile uyuttu.

Laf ebesi!
Demirel, "2000'e Girerken Türkiye-1999 Yılının Gelişmeleri ve 2000 Yılı Hedefleri" başlıklı basın toplantısında, mutlu-refah içinde bir Türkiye tablosu çizdi. 3 saatten uzun süren basın toplantısında, AB'den Öcalan'ın idamına, enerjiden kentleşmeye, ekonomi programından özelleştirmeye, depremden hukuksal düzenlemelere kadar her konuda görüşlerini açıklayan Demirel, emekçilerin sokaklarda protesto ettiği politikaları göklere çıkardı. Enflasyonu ve bütçe açığını halkın "zorunlu fedakârlığı" ile kapatmayı hedefleyen politikaları öven Demirel, "İlacı bulduk. Kendimizi zorlarsak bu ilaç bütün sıkıntıları ortadan kaldıracaktır" diye konuştu. Ancak, Demirel, "kendini zorlayacak" olanın işçiler, köylüler ve emekçiler olduğunu gizleyerek, genelleştirmeyi tercih etti.
Cumhurbaşkanı Demirel, Çankaya Köşkü'nde 1999 yılını değerlendirdiği bir basın toplantısı düzenledi. Demirel, 1999 yılının, pek çok iç ve dış olayla dolu olduğunu, ancak bir basın toplantısının kapsamı içerisinde belirli konulara temas etmesinin mümkün olacağını söyledi. Demirel, "1999'un ana hatları ile bir değerlendirmesini yapmak ve 2000 yılı ve ötesine dair bazı düşüncelerimi ifade etmek istiyorum" diye konuştu.
Depremzede için yeni vaat
Basın toplantısının ilk bölümünü deprem felaketine ayıran Demirel, 17 Ağustos Depremi'nin 20 milyon kişinin yaşadığı bir bölgeyi etkilediğini, büyük bir alanda tahribata yol açtığını belirtti. Depremin "yüzyılın felaketi" olarak adlandırıldığını kaydeden Demirel, depremzedelerin bir kısmı soğuk hava koşullarında çadırlarda yaşarken "Vatandaşlarımızın pek çok şikâyeti oldu. Ancak insanüstü gayretle çalışıldığını kimse inkâr edemez. Pek çok eleştiriye maruz kalan devlet, vatandaşın yanında yer almış, gücünü de ispatlamıştır" iddiasında bulundu. Demirel, "4.5 ay içinde karşılaşılan bu durumla uğranılan şok aşıldı. Yaraların sarılmasına koyulundu. Şimdi, şubat ve mart aylarında başlamak üzere yeni şehirler, kasabalar kurulacak. 2000 senesinin sonunda yaralar tümü ile sarılmış olacak, 6 milyar dolar sarf edilecek" sözünü verdi.
AB desteği
1999 yılının, Türkiye için her bakımdan son derece yüklü ve aynı derecede başarılı bir gündemle dolu olduğunu iddia eden Demirel, Öcalan'ın yakalandığını, ABD ile ilişkilerin Clinton'ın altı günlük ziyaretiyle yeni bir aşamaya ulaştığını söyledi. Hazar petrolleriyle ilgili boru hattı anlaşmasının imzalandığını da hatırlatan Demirel "Nihayet, Helsinki'de yapılan AB Zirvesi'nde resmen aday ilan edilerek, AB tam üyeliğine giden yolun kapısını araladık" dedi.
Demirel, Türkiye'nin AB adaylığı ile ekonomik alandaki "reform" paketi ve IMF'yle yapılan stand-by anlaşmasının aynı zamana rastlamasının anlamlı olduğunu ve ekonomik programa AB'nin de destek sağlayacağını söyledi. Demirel, ekonomik alandaki hedefin, Maastricht kriterlerine ve Avrupa Parasal Birliği hedeflerine uyum sağlamak olduğunu ifade etti. AB Komisyonu ile birlikte ocak ayı içerisinde bir ortak ekonomik değerlendirme yapılmasının söz konusu olduğunu ifade eden Demirel, böylece uygulanan ekonomik programa Avrupa Birliği'nin desteğinin de sağlanacağını açıkladı. Demirel, "İlacı bulduk. Kendimizi zorlarsak bu ilaç bütün sıkıntıları ortadan kaldıracaktır" diye konuştu.
Tarıma darbe
Açıklanan programla Türkiye'nin enflasyonu 2002 yılı sonunda yüzde 7'ye indirmeyi programladığını, AB'ye tam üyelik için 2004 yılı hedeflenecek ise enflasyonun 2003 yılında yüzde 2-3 aralığına, 2004 yılında ise yüzde 2'nin altına indirmesi gerektiğini söyledi. Demirel, AB kriterlerine göre bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 3'ünü geçmemesi gerektiğini, Türkiye'de halen bu oranın yüzde 12 olduğunu kaydetti. Bunun için de ülke tarımını yok edecek, köylü ve çifçiyi kuru ekmeğe muhtaç hale getirecek olan tarımda sübvansiyonun kaldırılmasıyla sağlanacak 'kaynağa' güvenen Demirel, kamu borçlarının milli gelire oranı açısından Türkiye'nin yüzde 55 ile AB'nin en iyi durumdaki ülkesi olduğunu bildirdi.
100 milyar dolarlık özelleştirme
Demirel, Türkiye'de 100 milyar dolarlık özelleştirilebilir varlık bulunduğunu, özelleştirme geciktikçe bu kuruluşların daha çok zarar eder hale geldiğini ve değerlerinin düştüğünü iddia etti. Demirel, "Bu nedenle özelleştirmenin hızlandırılması ve birkaç yıl içinde bitirilmesi, ekonomiye rasyonellik kazandırılması ve kamu mali sisteminin rahatlatılması bakımından çok önemlidir" dedi. Türkiye'de serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğunu, ancak ekonomik faaliyetin önemli bir bölümünün devletin elinde bulunduğunu kaydeden Demirel, şöyle konuştu: "Dolayısıyla Türkiye bir an önce demokratik katılımcılık önündeki engelleri kaldırmalı, özelleştirme programını süratle tamamlayarak, devleti ekonomik ve ticari faaliyetin içinden tümüyle çıkarmalıdır. İşleyen devlet ve işleyen demokrasi arayışının temel amacı işte bu noktalarda oluşmaktadır. Daha önce de açıklamış olduğum üzere, kanaatimce önümüzdeki yüzyıl, liberalizm yüzyılı olacaktır. Bu nedenle liberal domakrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla yerleştirmek hedefimiz olmalıdır. Bu itibarla, demokrasimizin içeriğini gözden geçirmek ve devletin sahip olması gereken rol ve niteliklerini yeniden tanımlamak mecburiyetindeyiz."
Türkiye'siz Avrupa olmaz!
Avrupa Birliği'nin Helsinki Zirvesi'nde din temelinde ayırımcılığı reddederek kültürel farklılıkları zenginlik kaynağı olarak gören demokratik, bütünleşmiş Avrupa projesini ortaya koyduğunu ayrıca "Türkiyesiz Avrupa, Avrupasız Türkiye" olamayacağını da tescil ettiğini söyleyen Demirel, "Böylelikle Türkiye-AB ilişkilerinde ve hatta Avrupa tarihinde yeni bir dönem başlamıştır" dedi.
Türkiye'nin, Kıbrıs ve Yunanistan ile yaşanan sorunların barışçı yollardan çözümü konusunda gereken iradeye sahip olduğunu kaydeden Demirel, Yunanistan ile Helsinki'de "kim kazandı, kim kaybetti" tartışmasına girilmesinin her iki tarafa da yarar sağlamayacağını belirtti.
Kıbrıs sorununun çözüm yolunun "eşit egemenlik"ten geçtiğini kaydeden Demirel, "Kıbrıs Rum tarafı, Helsinki kararını bu görüşmeleri sabote etmek için kullanmadığı ve iyi niyetle müzakereleri sürdürdüğü takdirde, Kıbrıs konusunda tarafların eşit egemenliği zemininde yaşayabilir bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyoruz" diye konuştu. Demirel, konuşmasında "irtica tehdidine" de değindi.
www.evrensel.net