Göz göre göre soygun

Göz göre göre soygun

Hükümet daha önce Bank Expres ve İnterbank olaylarında olduğu gibi içi boşaltılan bankalara trilyonlarca lira aktaracak.

Göz göre göre soygun
IMF'nin "Mali sistem reformu" yapılamasına ilişkin direktiflerini hayata geçirmeye başlayan hükümet, 5 bankayı Bakanlar Kurulu'nun aldığı bir kararla, Merkez Bankası'ndaki Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devretti. "Mudilerin korunması" gerekçesi ile yapılan operasyonla bankaların "rehabilitasyonu" için Merkez Bankası kaynakları kullanılacak.
Hükümetin el koyduğu bankaları kurtarmak için Merkez Bankası kaynaklarına yönelmesi, enflasyon hedefinden vazgeçmesi ve bankaların batmasının maliyetinin halkın sırtına yıkılması anlamına gelecek. Bankaların yüksek faizle para toplama ve bunları ucuz krediler olarak bağlı bulundukları firmalara aktarma şeklindeki işleyişlerine hükümetin şimdiye kadar kayıtsız kalması göz göre göre soyguna davetiye çıkardı. Şimdi bu soygun daha da genişletilerek devlet güvencesine kavuşturuldu. Hükümetin beş bankayı kurtarmak için 8 milyar dolara ihtiyaç duyduğu, IMF'den alınacak 4 milyar doların da nereye harcanacağı belli oldu. Bankalar operasyonu ile özel ya da özelleştirilen bankaların devletin sırtına yük olduğu ortaya çıktı.
"Bankalar operasyonu" olarak adlandırılan kararların IMF ile yapılacak stand-by anlaşması için öngörülen niyet mektubunun bir parçası olduğu belirtiliyor. Yeni Bankalar Yasası uyarınca Yurtbank, Egebank, Sümerbank, Esbank ve Yaşarbank'ın sorumluluğu ve yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilmesinin gerekçesi ise bankaları rehabilite edilmesi ve sağlıklı yapıya kavuşturulması olarak açıklandı.
El konulan bankaların "rehabilite"sini sağlaması için 1.1 milyar dolar kaynağı olan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun yeterli olup olmayacağı ortada. Fon'un daha önce devraldığı üç bankaya sermaye ve mevduat olarak toplam 626 trilyon lira aktardığı biliniyor. Bu üç banka bu desteğe rağmen halen zarar ediyor. Bu durumda tasarrufu Mevduat Fonu'nun 1.1 milyar dolarlık kaynağının tümünü aktarsa dahi sayısı 8'e çıkan batık bankaları "kurtaramayacağı" ortaya çıkıyor.
Patron soyuyor, devlet dolduruyor
Hükümet açısından geriye tek bir "çözüm" kalıyor. Başbakan Ecevit'in açıklamalarında ortaya çıkan bu çözüm el konulan bankaların "rehabilite" edilmesi için dış finansman kaynaklarının yaratılması. Ecevit'in, "Gerekli bütün mali olanaklar sağlanacak, zaten bankanın işleyişinde de önemli bir değişiklik olmayacak" sözleri ile özetlediği bu "çözüm", Merkez Bankası kaynaklarına başvurulması olarak ortaya çıkıyor. Ancak bu durumda hükümetin geçtiğimiz günlerde büyük gürültüler kopararak enflasyonu düşürecek diye açıkladığı para programının aksaması anlamına geliyor. Çünkü Merkez Bankası kaynaklarına yönelinmesi, ya Merkez Bankası'nın para basmak yoluyla kaynak aktarması ya da elindeki para programına uymayarak bu bankalara para aktarması sonucunu doğuracak, her iki durumda da hükümet enflasyon hedefinden vazgeçmek zorunda kalacak. Böylece bir taraftan halktan toplanan vergiler bu bankalara kaynak olarak aktarılırken, diğer taraftan enflasyon artışı ile bu bankaların batmasının ikincil maliyeti de yüzde 15'lik maaş zammına layık görülen halkın sırtına yıkılmış olacak. Hükümetin buna gerekçesi ise tepkileri önlemeye yönelik bir aldatmacadan başka bir şey değil; "Mevduatların devlet garantisine alınarak mudilerin korunması." Ancak bu açıklama, hükümetin bu bankaların yüksek faizle piyasadan para toplamasına ve kredi faizlerini sürekli düşürmesine neden göz yumduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Özelleştir, batır, kurtar...
Bu bankalar özellikle son aylarda yaptıkları yoğun reklam kampanyaları ile başta döviz hesaplarına verdikleri yüksek faizle piyasadan çok miktarda para topladılar. Hükümet bütün bunları sessiz sedasız izledi. Bu bankaların kredi faizlerini iyici düşürmesi de hükümet sessizlikle karşılandı. Hükümet, bu kredilerin kime verildiğiyle, teminat alınıp alınmadığıyla ilgilenmedi bile. Daha önce Tasarruf Mevduat Fonu tarafından devralınan İnterbank, Bank Ekspres ve Türk Ticaret Bankası'nın en önemli sorununu zamanında geri dönmeyen krediler oluşturuyor. Eylül sonu itibariyle kullandırdıkları kredinin toplam tutarı 267 trilyon lira olan söz konusu üç bankanın, zamanında tahsil edilemediği için takibe aldığı kredilerinin toplamı ise 637.5 trilyon liraya ulaştı. Başka bir ifadeyle söz konusu üç bankanın takipteki kredileri kullandırdıkları toplam kredilerin yüzde 238.8'i kadar bir büyüklük meydana getirdi.
Bankaların bu konudaki sabıkaları da da hükümetin dikkatini toplamaya yetmedi. Ve sonuç, yüksek faizle para toplayan bankalar bu paraları düşük faizli 'batık' kredilere dönüştürerek bağlı bulundukları firmalara aktardılar.
Halktan alıp bankacıya veriliyor
Ve hükümet olaya 'el koydu'. Ama iş işten geçmişti! Daha önce yaşanan örneklerde olduğu gibi bankaların içi boşalmış, serbest piyasa koşullarında mevduat toplayan bankalar, yine serbest piyasa koşullarında bu paraları iç etmişti: Daha sonra da işe devlet el attı, zararın faturasını vergi mükelleflerinin üstüne yıkmak için bankalara el koydu. İşte serbest piyasanın iki yüzü.
Hükümet bankalar operasyonunu IMF ile imzalayacağı stand-by için niyet mektubunun hazırlandığı günlerde yapıverdi. Böylece niyet mektubunda bir "olumlu paragraf" daha kazanmış oldu. Stand-by anlaşması için biraz daha puan topladı. Stand-by imzalandığında alınacak para miktarı ise 4 milyar dolar. Ancak 1994'ten bu yana Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen üç banka için 2-3 milyar dolar harcandığı ve bu beş bankayı kurtarmak için 8 milyar dolara ihtiyaç duyulduğu göz önüne alınırsa IMF'den alınacak 4 milyar doların neredeyse 3 katı bankaları rehabilite etmek amacı ile sermayeye aktarılacağı görülüyor.
www.evrensel.net