'Kıdem tazminatlarımıza

   dokunamayacaklar'

Kıdem tazminatlarımıza dokunamayacaklar
Sultan Özer
Türk-İş'in 1-5 Aralık 1999 tarihlerinde yapılan 18'inci Olağan Genel Kurulu'nda Genel Sekreterliğe seçilen Tek Gıda-İş Genel Başkanı Hasan Hüseyin Karakoç, Türk-İş'in emeğe yönelik saldırılara karşı geçmiştekinden daha etkin ve kararlı bir şekilde tavır koyması gerektiğini söyledi. Gazetemizin sorularını yanıtlayan Karakoç, işverenlerin kıdem tazminatları üzerindeki çabalarının sonuç vermeyeceğini, kıdem tazminatlarını kaldırmaya kimsenin cesaret edemeyeceğini belirterek, "Ortalık allak bullak olur, çalışma barışı denen bir şey kalmaz. Ülkede huzur kalmaz" dedi.
Türk-İş'in kamuoyu ve üyeler nezdinde prestij kaybettiği, güvenin sarsıldığı bir dönemde yönetime geldiniz. Türk-İş bu güveni yeniden nasıl kazanacak?
Türk-İş'in kamuoyunda prestij kaybettiğine inanmıyorum. Bazı kesimler Türk-İş'in prestij kaybettiği propagandasına girdiler ama bu dedikodu. Türk-İş kurulduğu günden itibaren, ufak tefek şeyler olmakla birlikte güçlüdür, gücünü de muhafaza etmektedir. Ama bu güç bugün için yeterli midir? Onu tartışmak lazım. Türk-İş'in daha aktif olması lazım, meselelerin üzerine daha kararlı bir şekilde gitmesi lazım. Geçmiş dönemdeki bazı aksaklıklardan, yönetim içindeki bazı huzursuzluklardan kaynaklı şeyler bunlar. Ama Türk-İş gerektiğinde yine tavrını bir bütün halinde koymuş, gereğini yerine getirmiştir. Genel kurul neticesinde uyumlu, birbiriyle anlaşabilen, idealist ve kararlı bir yönetim işbaşına gelmiştir. Geçmiş dört yıla baktığımızda gelecek dört yılda daha aktif olacağını söyleyebilirim. Daha aktif olmak da zorunda. Meselelere daha duyarlı, daha hassas olmak zorunda. Önümüzdeki dört yıl içerisinde herkes bunu görecek, yaşayacak.
1995 Genel Kurulu'nda alınan ancak hayata geçmeyen kararlar, bu genel kurulda da alındı. Kararların hayata geçirilmesi için ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Şunu peşinen söyleyim, geçmiş dönem 1 Aralık itibariyle kapanmıştır. Bu konuda bir şey söylemem mümkün değil. Ama bu genel kuruldan geçen 150'ye yakın kararın hepsini hayata geçirmek mümkün değil. Bunlar temenni mahiyetindedir. Bunlar içerisinden güncel konuları, hayati önem taşıyan kararları geçirebildiğimiz kadarıyla hayata geçirmek için çaba sarf edeceğiz. Ama bunların kaç tanesini hayata geçiririz, kaç tanesi önümüzdeki yıllara kalır, bunu zaman gösterecek. Biz elimizden geldiği kadar o kararları, en önemlilerini ön plana almak kaydıyla, sırasıyla hayata geçirmeye çalışacağız.
Emekçilere yönelik bir dizi saldırı var. Meclis gece 24.00'e kadar çalışarak saldırı yasalarını çıkarmaya çalışıyor. Oysa emek örgütlerinden bir ses çıkmıyor...
Esnek çalışma konusunda işverenler 3-4 yıldan beri yoğun bir çalışma içerisindeler. Büyük çaba sarf ediyorlar. Biz göreve yeni geldik ama, konfederasyon olarak ne yapabiliriz diye uzman arkadaşlarla toplandık, alt komisyon belirledik. Esnek çalışmayla ilgili hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. İşsizliğin had safhada, işçilerin hizmet akitlerinin işverenin iki dudağının arasında olduğu bir dönemde esnek çalışmanın hem işçi, hem işveren kesimine olumlu sonuçlar doğuracağına inanmıyorum. Çalışma barışını bozar, verimi etkiler. Onun için esnek çalışmaya şiddetle karşı olduğumuzu beyan ediyoruz ve bu yönde de hazırlıklarımız devam ediyor.
Kıdem tazminatlarına gelince, kaldırmaları mümkün değil. Ortalık allak bullak olur, çalışma barışı denen bir şey kalmaz. Ülkede huzur kalmaz. Buna cesaret edeceklerini zannetmiyorum. Çünkü ülke her ne kadar AB'ye aday gösterildiyse de, AB'deki ülkelerin seviyesine çalışanlarımız daha gelmedi. İş güvencemiz yok. İşsizlik sigortası çıktı, içi bomboş. Adı var, içeriği yok. Hiçbir sosyal güvence yok. Bunlar olmadan kıdem tazminatını kaldırmak akıl işi değil, mümkün de değil.
1475 sayılı yasada bir 17'inci madde var, kaşını beğenmedim dışardasın, yan baktın kapı önündesin. Çalışma hayatında çalışma barışı isteniyorsa bunların en iyi şekilde karara bağlanması lazım. Her iki tarafın da üzerinde anlaşabileceği bir düzenleme yapılması gerekiyor. Konfederasyon olarak, çalışanlar olarak aksi şeyi asla kabul etmeyiz.
Özelleştirme uzun yıllardan beri devam eden bir saldırı. Kamu kuruluşlarının 60'lı, 70'li yılların teknolojisiyle verimli olmaları mümkün değil. Bu çağda en gelişmiş teknolojiyi kullanmamız gerekli. Hem yatırım yapılmıyor, hem de kamuoyunda, 'Bak gördünüz, bu kamu kuruluşu zarar ediyor, devletin üzerinde kamburdur, sizin ödediğiniz vergilerden çalışanların maaşını, masrafını karşılıyoruz' denilerek özelleştirmeye zemin hazırlanıyor. Son zamanlarda yoğun bir şekilde yapılıyor bu. Özelleştirmeye karşı olduğumuzu açıkça ilan ediyoruz. Bugün Güneydoğu'da yatırım yapılmıyor. Kim yapacak, özel sektör yapmıyor, devletin yapması lazım. Bir taraftan devlet yatırım yapacak, bir taraftan da özelleştirme yapılırsa bu bir çelişkidir.
Siz özelleştirmeye karşı olduğunuzu söylüyorsunuz ama, Başbakan Bülent Ecevit ise Türk-İş'i ziyaretinde özelleştirme konusunda Türk-İş'ten destek istedi...
Başbakan, cumhurbaşkanı, bakanlar herkes Türk-İş'ten destek istiyor. Türk-İş nasıl bir destek vereceğini oturup, değerlendiriyor. Hükümet bugüne kadar bize nasıl baktıysa, Türk-İş hükümete öyle bakacaktır. Türk-İş'in temsil ettiği kitle öyle bakacaktır. Şimdiye kadar bize bakış açıları belli, yaptıkları belli. Örneğin herkes can derdinde uğraşırken, ülke bir felaket yaşarken onlar sabahlara kadar çalışıp bir sosyal felaket meydana getirdiler. 'Sosyal paket' diye çıkardılar ama biz ona 'sosyal felaket' diyoruz. Böyle bir hükümete, zamanı geldiğinde nasıl yardım vereceğimizi de açıklayacağız.
Saldırılara karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini söylediniz. Emek Platformu yeniden canlandırılmayacak mı?
Sanıyorum yılbaşından önce Emek Platformu'nu toplantıya çağırıyoruz. Toplanacağız, güncel konuları ve emeğe yönelik saldırıları oturup tartışacağız.
Geçmiş dönemde "Türk-İş'i bir kişi yönetiyor" deniliyordu. Önümüzdeki dönemde bu izlenim yıkılabilecek mi? Türk-İş'i, Yönetim Kurulu'nun yönetmesi sağlanabilecek mi?
Biraz evvel de söyledim, geçmişi eleştirmek ve geçmişle ilgili bir şey söylemek benim haddim değil. Gelecek dört yıl için şunu söyleyim, yeni seçildik, bekleyelim, görelim bir kişi mi beş kişi mi, ekip olduğu gibi mi çalışacak hep birlikte görelim.
Kimi sendikalar arasında gruplaşma vardı. Bu gruplaşmayı gidererek, emeğe yönelik saldırılara ortak cevap verebilmek için ne yapacaksınız?
Seçime iki liste girmiştir, bu bir hizmet yarışıdır, biz dedik 'Biz daha iyi yaparız', onlar dedi 'Biz daha iyi yaparız.' Ama delegeler daha iyi hizmet edeceğine inandığı kişilere yetkiyi verdi ve işbaşına getirdi. Bunu dört yıl delegeler ve tüm kamuoyu izleyecek ve değerlendirecek. Eğer bu ekip iyi hizmet verdiyse yeniden görev verecek, hizmet veremedi ise başka bir ekibi getirecektir. Bizim hizmet yarışımız 5 Aralık'ta bitti. Biz Türk-İş topluluğu olarak bir bütünüz. Hiçbir teşkilatımızın birbiriyle sorunu, gruplaşması yoktur. Türk-İş'e bağlı 35 teşkilat tek yumruk, tek vücut, tek ses halinde hareket edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. 35 teşkilat bütündür, o bütünlük içerisinde tüm eylemlerde yer alacaktır, bunu göreceksiniz.
www.evrensel.net